içlenme tabiattaki yekpare kederden,
yas tutma dağılmış diye kuşlarla çiçekler.
onlar dönecektir yine gittikleri yerden,
onlarla giden günlerimiz dönmeyecektir.*
bir televizyon programinda gordum onu tesadufen. bir tur belgesledi. bir grup cocukla, cocuklar 7 yasindayken konusmuslar, bir de 7 yil sonra cocuklar 14 yasindayken. hayatlarinda neler degismis onlari tesbit etmek maksadiyla yapilmis bir program.
hepsinin hikayeleri baska baska. ama o kocaman bal rengi gozleri urkek ve aglamakli bakan erkek cocugunun kederi, icime burgulu bir vida gibi isledi.
4 yasinda ayrilmis annesiyle babasi. belli ki, zor gecmis ondan sonrasi. cekmis gitmis bir babanin yolunu gozlemis hep. 9 yasinda iken de oldugunu soylemisler. bunlari anlatiyordu, bir de gelecege iliskin beklentilerini ve hayallerini. hep bir golgenin arkasindaki yuzuyle, gozleriyle.
donmus kalmistim izlerken. ve o zaman farkettim ki, gunluk hayatimizda kullandigimiz kelimlerin icleri bazen bos. keder, benim icin yalnizca bir kelime degil artik. keder, yeni yetismekte olan bir delikanlinin bugulu gozlerinden akmak uzere olan yas. keder, biyiklari terlememis bir oglan cocugunun konusmaya calisirken titreyen dudaklari. keder, kaybetmenin hancer gibi icine saplanmis acisi. keder, yasamak mecburiyetinde olmak bazen, eksikligine, yalnizligina, caresizligine ragmen.
benim kaderim kefle yazılmış demiştir bir dizesinde fuzuli. Osmanlıca'da k harfinin iki transkripsiyonu vardır kaf ve kef. Kafla yazılırsa kader, Kefle yazılınca keder oluyor.
hikmetinden sual olunmaz rahmetsiz bir buluttur ki gelir çöker bazı bazı. ola ki gurbet, ola ki hasret, ola ki kasvettir rengi. gönüle düşer göze siner de zor gelir dile, sığmaz imlası bozuk cümlelere.