beklenti sebebiyle insanın sabrını çatlatan durumdur. hayal kırıklığından başka bir şekilde sonuçlanmıyor genelde ve insanı oldukça yoruyor. bir çok hayale sahip olmak fakat bunların hiçbirinin gerçekleşmeyeceği gerçeğini bilmek, zor be. aklıma sevgili esra pekin'in naçizane sözlerini getiriyor.
"aşk varlıktan değil yokluktan zuhur eder. aşk sevilenin sevende sebep olduğu yoksunluk duygusundan peydahlanırdı. bunu herkes bilirdi."
(bkz: esra pekin)
(bkz: esra pekin-lilith)
bu başlığa da yazılmıştır, çok meşhur bir söz var. "sen elmayı seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda mı?" diye. bu söz her ne kadar nazım hikmet gibi usta bir şairden çıkmışsa da aşkla bağdaştırılamaz. çünkü elmayı sevmekle aşık olmak aynı şey falan değildir. elma ile aşık olunan insan da aynı şey değildir. yan yana düşünülemez bile. dolayısıyla karşılıksız aşk denen karmaşıklığın içinden böyle basit bir denklemle çıkılamaz.
işin ilginç yanı bu karmaşık durumu yaşayan çok fazla insan var olmasına rağmen bu konuyu işleyen az sayıda kitap, film, şarkı vardır. nedense bu konu işlenmek istenmez. işlense de en en en fazla, 2. plandaki adam/kadın karşılıksız aşka düşer o kadar.
esas eleman belki sevdiğiyle kavga eder ayrılır, belki ailesi istemez ayrılır, belki kardeşi de aynı kıza aşıktır sevdiğine kavuşamaz, aldatılır, sevdiği hayatını kaybeder kavuşamaz vs vs bir sürü olumsuz, klişeleşmiş senaryo vardır ama ben bunca yıllık hayatımda hiçbir filmde başrol kişisinin karşılıksız aşk yaşadığını gör me dim.
yani istisnalar muhakkak var tabi ama elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen okkalı biçimde reddedilen, özgüveni tamamen yerle bir olan hiçbir insan görmedim.
görmezsiniz, göremezsiniz çünkü bu ayrılık gibi bir şey değildir, ne bileyim aldatılmak gibi değildir karşı tarafı suçlayamazsın. ondan nefret edemezsin. ortada yanlış giden bir şeyler vardır ancak yanlış yapan hiçkimse yoktur.
ben bu durumu en derin şekilde yaşadığım zamanlar kendimi hep şöyle hissederdim: aşırı huzurlu bir ortam var, sımsıcak bir aile ortamı. herkes birbirini seviyor, herkes çok mutlu. ve sen de bu ailenin önemli bir bireyisin. bu ailedeki insanlar senin en çok güvendiğin, aynı zamanda sana en çok güvenen insanlar. sana baktıkları zaman gözlerinin içi gülüyor. seninle gurur duyuyorlar. sen de onların çok çok iyi insanlar olduğunu biliyorsun. senin de bu hayattaki en büyük amacın onları mutlu etmek. onların gözünde "kötü" insan olmamak için her şeyi yapmaya hazırsın. ama bir anda, hiçbir yanlış yapmamana rağmen sırf "sen" olduğun için ailen sana "git" diyor. en çok huzur bulduğun yerde istenmiyorsun.
karşılıksız aşkı yaşayan insanın hissettikleri bunlardır. sonra da şairin biri çıkıp "elmayı soydun diye bilmem nerene koymana gerek yok da bıdı bıdı"
Binbir zorlukla kısacık bi konuşma izni kopardıktan sonra tam lafa girecekken onun sana "ben böyle şeyler düşünmüyorum, "ileride karşına başkaları çıkar" demesiyle boğazının düğümlenip söyleyecek hiçbir şeyin kalmamasıdır. "O" o kadar iyi bir insandır ki ilk kez konuştuğu birinsanın-ben-yanından ayrılırken bu cevabı için özür diler ve sınıfına gittiğinde noldu noldu diye soranlara ayy şapşik kendini bilmezin tekiydi demek yerine çok iyi bir insandı, yürüyüşümüz boyunca utanıp sıkılmaktan kafasını kaldıramadı(olan da tam olarak buydu) der.
edit: reddetmesinin en büyük nedeni 12. Sınıf olmamızdı. iki yıl boyunca abayı yaktığım halde kendimi bi kere bile belli edemediğim için halen kendime küfretmekteyim, hukuk kazandım, kendi ilimde kaldım, Allahım nolur o da kalmış olsun... Yine kabul etmese bile en azından onu görebileyim, yaz tatili boyunca her aklıma gelişinde gözlerimin buğulanmasından bıktım ama yine de mazoşistler gibi her seferinde sırf onu düşünmek için kanepe öylece kıvrılıveriyorum...
Benim de bir zamanlar düştüğüm , acısını çektiğim , uğrunda uykusuz kaldığım aşktır.
Boşversenize ne demiş atalarımız ; "Sev seni seveni hak ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultan ise."
(#19311918) nolu eski hesabımla girdiğim bir entry geldi gecenin bir yarısı aklıma.
gülesim geldi istemsizce. 2.5 yılı aşkın bir süre geçmiş sözlük. Dile kolay lan 2.5 yıl.
Soracaksınız "e kardeş bize ne?". Ne bileyim be sözlük. Çok şey oldu o süreden bu süreye. O kelimelerde anlatılan kadın benim oldu sözlük 2.5 yıl benim... ve yine gitti sözlük, hiç benim olmamış gibi. şimdi durup o zamanların kafasını yaşamaya çalışıyorum da komik geliyor. şuan durum çok daha ağır be sözlük. ne yazsam ne etsem bilemedim. en azından o zamanlar tarif edebileceğim türdenmiş duygularım ama şimdi;
düşünceler, hisler değil kelimeye dökülsün, düşünmeye hissetmeye yeltenildiği zaman kıvrandırıyor. yine platonikleri oynuyorum sözlük. sanırım bu benim kaderim gibi birşey. olsun be sözlük geldi,gördük,gitti,yaşıyorum. bıraktıklarıyla yaşıyorum. işin ilginç tarafı kendi hayat algımı, hayata yaklaşımımı ters köşe eden bir moda girdim. ben bile inanmazdım "sen şu şu hale geleceksin" deseler. 2.5 yılı aşkın süre geçmiş sözlük aşka dair birşeyler karalamayalı, garip. Olsun be sözlük yaşıyorum, yarın ne getirecek bilmiyorum sadece yaşıyorum... e tabi birde seviyorum.
Karşılık beklemeden sevmektir işte. o gelecek gelmeyecek sevecek sevmeyecek diye umursamadan ömrünün yettiği kadar beklemektir.her an özlemektir ama özlediğini söyleyememektir.o olmadan onsuz olamamaktır.acı çektirdiğini bile bile bu acıyı sahiplenmek bu acıyı sevmektir mazoşist gibi. onun gözünde görünmez olmaktır senin gözünde ise herkesin o olmasıdır.velhasıl zordur be kardeşim ne diyelim.