türk'lerin kendini vererek yaptığı işlerin başında gelir. ne zaman bir karpuz alıncak olsa birisi öne atılır ve gözüne kestirdiği karpuzu eline alır ve başlar vurmaya. tabi bu vuruş bendire vurur gibi nazik, darbukada güm sesi alır gibi sert, kadir inanır'ın sevgilisine salladığı tokat gibi acımasız olabilir. burda önemli olan sesi alabilmektir. tabi hangi sesin iyi karpuza işaret ettiğini bilmek gerekir ama gelin görün ki bunu, bu işi yapanların yüzde 10'u bilmektedir geri kalanlar ise karpuz nasıl olursa olsun ona vurunca iyi olacağını düşünür ve unutmayın karpuz asla tokatlamadan alınmaz, çevreler tarafından ayıplanır. işte bu olaya karpuza tıklatma diyoruz. *
öncelikle karpuzun iri olanı göze kestirilir, kısa süreli bir kesişmenin ardından hemen alınır karpuz. sol elimiz bel hizasında yatay şekilde karpuzu tutarken, sağ el karpuza şibidik şibidik vurur. gelen ses tok bir ses ise yani şap şap geliyorsa ses güzel bir seçim yapılmıştır. manavcı amcayla anlaşılır karpuz poşete konur ve doğruca evin yolu tutulur.**
her seferinde acaba tin tin sesi çıkan karpuz mu iyiydi, yoksa tap tap sesi çıkan mı iyiydi diye düşünüp; sonra mantık yürütmeye çalışanlarda vardır. düşünce akışı şu şekilde gerçekleşir
tin tin sesi varsı iyidir.
ay yok yok bunun içi geçmiştir.
tap tap kelek midir?
yok olmuştur heralde
aman bu sefer tin tin sesi geleni alıyorum eve gidince bakarımm bir daha da unutmam.