Niçin döndüm? Adım aklamak için! Gazetelerinizi okuyorum... Hepsi fikirlerimin öldüğünü ilan ediyor. Bu, yeni bir şey değil. Bu soytarılar bunu yüzyıldan fazla bir süredir söylüyorlar. Hiç merak ettiniz mi peki, öldüğümü neden tekrar tekrar açıklamaya gerek duyuyorlar? Evet aslında öldüm... ama ölmedim de. Bu diyalektiği anlamak size kalmış.*
Londra&'da yaşıyorduk. Jenny, ben, ufaklıklar, iki köpek, üç kedi ve iki kuş. Kıt kanaat idare edip gidiyorduk işte. Dean Caddesi'nde, şehrin lağım pisliğinin boşaltıldığı yere yakın bir apartman katında... Londra'daydık çünkü Rhineland'dan kovulmuştum. Evet, Rhineland, doğduğum yer. Der Rheinische Zeitung adlı bir gazetenin editörüydüm. Orda şunu öğrendim ki en devrimci eylem hakikati söylemektir. Rhineland'da polis, fakirleri zenginlerin malikanelerinden yakacak odun topladıkları gerekçesiyle tutuklardı. Ben de bunu protesto eden bir yazı yazdım. Ardından sansürü devreye sokarak gazeteyi susturmak istediler. Bunun üzerine ben de bildiri niteliğinde başka bir yazı kaleme alarak Almanya'da ifade özgürlüğü olmadığını ilan ettim. Benim haklı olduğumu kanıtlamaya karar verdiler ve gazeteyi kapattılar. Rhineland'dan sürdüler. Ben de Paris'e gittim. Sürülenler başka nereye gider ki? Başka hangi şehirde bir kafede bütün bir gece boyunca oturup kendi ülkenizde ne kadar devrimci olduğunuz konusunda palavra atabilirsiniz ki? Ama hakkımdaki her şey Alman polisinden Paris polisine ulaşmıştı. ' uluslararası bilinç geliştirme konusunda polis işçilerden çok daha ilerideydi. Sonra Paris'ten de sürüldüm. ' Ve sonunda Londra'ya geldik. Dünyanın dört bir yanından mültecilerin geldiği yer. ' [Kapital üzerinde çalışıyordum] ' Her sabah lağım pisliğinin arasında uyuyan dilencileri geçip British Museum'a, onun görkemli kütüphanesine gitmek, günbatımına kadar orada okumak, okumak, okumak... Sonra kararan sokaklardan eve doğru yürüyüş, satıcıların mallarına bağıra çağıra biçtikleri fiyatları dinlemek. Kirli havada bir peni için dilenen kimi kör kimi topal Kırım Savaşı gazileri... Londra'nın fakir kokulu atmosferi.
Eleştirmenler Kapital'e nelerin girdiği konusunu hafife alıyor. Radikal yazarların dedikleri gibi, 'Oh, korkunç bir kişisel tecrübe yaşamış olmalı.' Evet. Ama daha fazlasını isterseniz, o zaman Soho'nun öfkeyi tutuşturan o yollarından geçin. O yollar Kapital'e gider. 'Evet, tabii ama bu bir asır önceydi' dediğinizi duyar gibiyim. Acaba gerçekten sadece o zaman mı öyleydi? Bugün şehrinizin çöplerle dolu caddelerinde dolaşıp, pis havasını soludum. Caddelerde berbat bir halde, sarmaş dolaş uyuyan erkek ve kadın vücutlarının üstünden atlayarak dolaştım. Ufak bir çocuğun sesini duydum... 'Abi bi' çorba parası!' Buna ilerleme diyorsunuz, öyle mi? Çünkü motorlu arabalarınız, telefonlarınız, uçan makineleriniz ve bu leş yığını içinde daha iyi kokmanızı sağlayan bin çeşit parfümünüz var. Ve evi bile olmayan yoksul insanlarınız...
'Resmi rapor. ABD'nin geçen yılki Gayri Safi Milli Hasılası yedi trilyon dolardır.' Çok etkileyici. Peki söyler misiniz, nerede bu para? Bundan kim yararlanıyor? Kim yararlanamıyor? 'Beş yüzden az kişi iki trilyon doları çeşitli işkollarında denetim altında tutuyor.' Bu insanlar, ucuz kiralık evlerde oturup, kışın ortasında yakıt masrafını bile ödeyemeyecek kadar parasız bir halde üç çocuğunu beslemeye çalışan annelerden daha mı soylu, daha mı çalışkan, daha mı değerli? Yüz elli yıl önce kapitalizmin zenginliği muazzam bir biçimde arttıracağını, ama bu zenginliğin giderek daha az kişinin elinde toplanacağını söylememiş miydim?
Soho'daki o küçük apartman katında Jenny sıcak çorbalar yapıp, patates haşlardı. Sokağın aşağısında, dostumuz olan fırıncıdan taze ekmek alırdık. Sonra masaya otururduk ve yemeğimizi yerken gün içinde olan şeyler üzerine konuşurduk; irlanda'nın özgürlük mücadelesi, en son savaşlar, ülkelerin başındaki kişilerin aptallıkları, aciz hayvanlar gibi kendilerini sadece cikciklemeye ve mırıldanmalara hapseden siyasi muhalefet kurumları, korkak basın... Sanırım bu günlerde birçok şey daha farklı, ha?
' Hiç çıban çıkardığınız oldu mu? Bundan daha iğrenç bir hastalık olamaz. Çıbanlar hayatım boyunca başıma bela oldular. Hatta bazıları beni çıbanlarım aracılığıyla anlamaya kalkışan aptalca girişimlerde bile bulundular: 'Marx kapitalist sisteme karşı öfke doludur, çünkü bir sürü çıbanı vardır.' Ne budalaca! Sanki bu sömürüye karşı çıkmak için anormal olunması gerekiyormuş gibi. ' Kapitalizmin doğasında insan ruhuna aykırı bir şeyler vardır ve bu isyanı doğurur. Ah, ama evet, herkes kapitalizmin benim zamanımdan bu yana daha insani bir hale büründüğünü söylüyor. Gerçekten mi? Daha birkaç yıl önce gazetelerde Kuzey Carolina'daki bir tavuk fabrikasında, şirket sahiplerinin kapıları işçi kadınların üzerine kilitlediğini yazıyordu. Neden? Tabii ki daha fazla kâr için. Sonra bir yangın ve bu şekilde kapana kıstırılıp, yanarak ölen yirmi beş işçi.
'Kapitalizm zafer kazandı.' Zafer mi? Neden? Çünkü borsa gökyüzüne yükseldi ve hisse senedi sahipleri çok daha zengin oldular. Eee, zafer nerede? Amerikan çocuklarının dörtte biri sefalet içinde yaşarken, her yıl birinci yaşını göremeden ölen kırk bin çocuk varken hem de ha?
'New York'ta iki bin kişilik iş için yüz bin kişi gün doğmadan kuyruğa girdi.' Geri çevrilen doksan sekiz bin kişi ne olacak peki? Bir sürü hapishane inşa etmeniz bunun için mi? Evet, kapitalizm zafer kazandı. Ama kimin üstünden?
Politikacılarınız kibirden şişmiş. Şimdi dünya 'serbest teşebbüs sistemine doğru yol alıyor' diyorlar. Herkes aklını mı yitirdi? Serbest teşebbüs düzeninin tarihini bilmiyorlar mı? Kapital'i serbest teşebbüs sisteminin, kapitalizmin yol açtığı acıyı gördüğüm için yazmadım mı? ingiltere'de küçük çocuklar minicik parmaklarıyla milleri iyi döndürebiliyorlar diye tekstil fabrikalarında işe sokulmadı mı? Amerika'da genç kızlar Massachusetts'teki fabrikalara on yaşında girip, yirmi beş yaşında ölü olarak çıkmadı mı? Şehirler, yoksulluk ve ahlaksızlığın kol gezdiği lağım çukurları haline gelmedi mi? Kapitalizm budur işte. O zaman da öyleydi, şimdi de öyle. Kimse tarih okumadı mı? Bugünlerde okullarda ne öğretiyorlar insanlara?
Tamam, itiraf ediyorum, 1848'de kapitalizmin sonunun geldiğini düşünmekle yanılmıştım. Zamanlamam biraz kaydı. Belki iki yüz yıl kadar. Ama sistem tamamıyla değişecek, hiç merak etmeyin. insanlar aptal değil. Dürüstlük ve adalet istekleri onları bir araya getirecektir. ' Öyle alay eder gibi gülmeyin! Bu, daha önce de oldu. Yeniden ve daha büyük çapta yine olabilir. Ve yeniden olduğunda egemenler, tüm zenginlikleriyle ve ordularıyla harekete geçmesine rağmen üstesinden gelemeyecektir. Uşaklar hizmet etmeyi reddedip, askerler emirlere uymayacaklardır.
Evet, kapitalizm her şeyi, resmi, edebiyatı, müziği ve hatta güzelliği alınıp-satılır bir meta haline getirdi. Sadece fabrika işçileri değil, aynı zamanda bilim insanları, avukatlar, şairler, ressamlar, hepsi yaşamak için kendilerini satmak zorundalar. Ama tüm bu insanlar, kendilerinin de işçi olduklarının ve ortak bir düşmanları bulunduğunun farkına vardıklarında ne olacak? Birbirlerini tamamlamak için bir araya gelecekler. Ama sadece kendi ülkelerinde değil, bütün dünyada; çünkü kapitalizmin her zaman dünya pazarına ihtiyacı var, sloganı da 'Serbest ticaret!' Onun ihtiyacı tüm dünyayı özgürce ve aylak aylak dolaşıp kâr ve daha fazla kâr yapmak. Ama bunu yaptığında istemeyerek de olsa ortaya bir dünya kültürü çıkarıyor. insanlar tarihte hiç olmadığı kadar sınırları aşıyor. Fikirler sınır tanımıyor. işte tüm bu süreç ve olgular ortaya yeni bir süreç çıkarmak zorundadır... Yüz elli yıl önce ne dediğimi hatırlamıyor musunuz? Şu gülünç milli sınırları ortadan kaldırın. Bayraksız, pasaportsuz, vizesiz, gümrüksüz, göç kontenjanları olmadan, millet denilen o yapay şeyin varlığına bağlılık yeminleri etmeden... Dünyanın bütün işçileri, birleşin!
Hâlâ bir seçim olasılığı var. Ama sadece bir olasılıktan söz ediyorum, kesin bir şeyden değil. Şimdi her şey daha açık. Haklı olduğumu biliyorum, ama tabii önce insanlar kıçlarını kaldırmalı! Bir fikrim var. Çıbanlarınız varmış gibi yapın. Kıçınızda oturamayacağınız kadar büyük bir acı varmış gibi yapın ve ayağa kalkın. Hareket etmeli, bir şeyler yapmalısınız!!!
7 çocuğundan 6'sının öldüğünü öğrendiğim(4'ü çocukken,2'si intihar ederek), yoğun trajediler silsilesi atlatan, karısını çok seven, düşünceyi harekete geçirttirme kabiliyetine sahip, hayatını adadığı değerleri bulunan, akşam akşam "şu dağlarda kar olsaydım" türküsüyle beraber beni de efkarlandıran, nadir görülen, mutevazı, zaten fakir, iyi bir muhteremdir.
arkadaş sırf burjuva sınıfından olmadığı için sevdiği kıza kavuşamamıştır bunun üzerine komünizm gibi bir sistemin ilk temellerini atan kişidir soylu bir aileden gelseydi neler olurdu muamma kısmı .
(bkz: aşk nelere kadirsin).
türk gençlerinin yüzde doksanının ya bu adam neyi araştırmış, ne demiş, ne düşünmüş diye araştırmaya dahi tenezzül etmediği, ilgilenme olanaklarının daraltıldığı, hepiniz aynı düşünün bizde sizi koyun gibi güdelim diyenlerin peşine takıldığı, ama kesinlikle araştırılması, okunması, düşünülmesi gereken bilim insanı.
bugün hepimizin içinde boğulduğu büyük tufanı yıllar öncesinden görebilmiş ve bunun üstüne kitap yazmış aydındır. hala ortadalarda gezinen imf başkanına ayakkabı değil 5 kiloluk das kapital cildi atılsaydı cuk oturur, rahmetlinin de ruhu ihya olurdu.
Çoğu söylemi,hatta tüm söylemleri doğrudur.Marx demiştirki;Kapitalizm zengini daha zengin,fakiri daha fakir yapmaktadır.Doğrudur.Bir ekonomik kriz olduğunda bir fabrikadaki işçiler işten atılmaktadır.işte kalan işçilerse kriz bahanesiyle daha çok çalışmaya zorlanmakta ve daha az maaş almaktadır.Böylece patron kriz bahanesiyle daha çok artı değer sağlarken işçilerse daha fukara günlere mahkum edilmektedir.
Jenny! Gülerek sorarsın
Neden şarkılarım "Jenny'ye",
Yalnız senin için yüreğim hızla çarparken
Şarkılarım yalnız senin için ağlarken
Yürekleri yalnızca senden esinlenirken
Her hece söylerken yalnız senin adını
Alırken her ses yalnız senden tınılarını
Soluklarım Tanrıça'dan atmazken adımını.
Çünkü sevgili adın öyle tatlı çınlıyor,
Bana neler söylüyor onun uyacıkları,
Dopdolu, çeşit çeşit sesler yankılanıyor,
Uzaklarda titreşen Ruhlara gider sanki,
Altın telli Sitern'in dalgalanan uyumu,
Bilinmeyen, güpgüzel, tılsımlı birşey gibi.
işte! Binlerce cilt doldurabilirim,
"Jenny" yazarak yalnız her satırına,
Gizleniverir yine düşünceler, duygular,
Sonsuz yapı, mutlak istenç, dizeler arasına,
Taptatlı dizeler ki yumuşacık özlerler,
Bütün ışımaları Esîr pırıltısını,
Kutsal sevinci, korkunç kederin acısını,
Benim olan tüm Yaşam ve Bilginin tadını.
Yukarlardaki yıldızlarda okuyabilirim,
Zefir'den yankılanıp geri gelir o bana,
Kuduran dalgaların uğultusundan gelir.
Evet, nakarat gibi yazabilirim onu,
Görebilsinler diye gelecek yüzyıllara -
AŞK JENNY'DiR, JENNY DE AŞKIN ADI.
toplumsal yapıyı alt yapı ve üst yapı olarak ikiye ayırmıştır. alt yapı üretim araçları ve üretim ilişkileri ile ilgili ekonomik bir temel iken, üst yapı sanat, din, bilim, ahlak gibi kültürel faktörler ile ilgilidir. üst yapı, ekonomik ilişkiler ( alt yapı ) tarafından belirlenmektedir.
marx'a göre üretim araçlarına sahip olanlar ( burjuvazi ) ile sahip olmayan ( işçiler ) arasında doğal ve kaçınılmaz bir sınıf mücadelesi vardır. marx işte buradan hareketle toplum bilimcilerin görevinin dünyayı açıklamak değil, değiştirmek olduğunu söylemiştir.
ortaya attıklarıyla ömrümü yiyen, gençliğimi sömüren adam. ulan insan her boka birşey söyler mi. biri osurmuş ona yorum yapmış, biri sıçmış ona teori üretmiş. adam heryerde arkadaş. ***
güzel fakat uygulanması imkansız fikirlere sahip bir insansı. şimdi çıkıp "insanlar alçak varlıklar olmasa, bencil olmasa uygulanır" diyecek sazanın biri. ama insanlar öyle sazancığım. malesef.
kokuşmuş fikirleri her ekonomik krizde canlanan ve günümüz ekonomistlerinin bile haklılığını kabul ettiğini açıkladığı büyük düşünür. kurguladığı sisteme özlem duyulan, yarattığı hayaletten korkulan ve adı geçtiğinde bile birilerinin içini cızz ettiren, cızz edenlerin uşaklarının da aklınca laf attığı kişidir.
bir boktan anlamayan cahillerin hakkında atıp tuttuğu insan. kendisinden sonra gelen hemen hemen tüm sosyal bilimcilerin hakkında düşünmek zorunda kaldığı bir insandan bahsederken biraz daha edepli olmakta fayda var.
hiçbir işte çalışmama konusunda,
yazdıkları ile tüm sosyal ve siyasal hayatı etkilemiş.makale,kitap,mektup formatında yüzlerce yazılı eseri bulunan birisinin bu hayatta aylaklık ettiğini söylemek çok mantıklı bir duruş değil zannımca,
fikirlerinin kokuşmuş olması konusunda ise,
sosyal ve siyasal hayatın bilgisinin, birikerek ilerleyen bir süreç olduğundan habersiz, Karl Marx'ın sağladığı kavramsal ve analitik araçların sosyal bilimlere katkısı hakkında fikri olmayan birisinin, fikirlerine kokuşmuş demesi çok önemli değildir.mazur görüebilir.bilmiyor. ne yapsın?
son olarak hayal satıcılığı konusunda ise,
dünyanın çeşitli yerlerinde insanlar bu adamın sattığı hayaller ile devrimler yaptılarsa başarılı bir satıcı olduğunu kabul etmek gerekmez mi en azından?