serhad şehri edirne'de dün geceden beri aralıksız devam eden yağış tipi. kar görmeye hasret istanbul ikametgahlı yazarlar doluşun bir araca, 2.5 saat sonra yatın yuvarlanın karlar içinde. üstüne 1.5 tava ciğerini de soktunuz mu sizden mutlusu olmaz bugün için.
bursa'ya ne zaman kar yağsa hep çocukluğum düşer aklıma. tabanı parlatılmış aykkabılarım vardı, ayaküstü kaymak için...
kayganlaştırılmış zemin üzerine öpücük kondurduğumuz çocukluğumuz.
ilk okul 5. sınıfın yine bir diz boyu kar görmüş bursa'sının hafta sonu vakitleri yokuş aşağı uygun, kaygan zemin parsellemişiz, kayıyoruz...
eller buz kesmiş, ayak parmaklarımızı hissettiğimiz zaten yok, eğleniyor muyuz ? eğlenmek bu olmalı. televizyondan gördüğümüz kış olimpiyatları temalı kayma yöntemlerini uygulamak için yarışıyoruz kendi aramızda. tümsekler yapıp üzerinden atlamanın verdiği tadı hiçbir olimpiyat ateşi eritememiştir.
az önce gibi hatırımdadır.
çocukluk, ancak bir çocuk tarafından tarif edilebilir...
sağ dizimde benimle büyüyüyen yara izim o günden kalma, imza.
evin yolu gözüktü işareti havanın kararmasıyla belirmeye başlar, usuldan dağılma vakti gelmiştir.
ellerin ve ayakların üşüdüğü işte o zaman hissedilmeye başlar. eve vardığınızda bir rabarba, başrolde annenin olduğu bir varyete.
ilk enseye şaplakla başlar anne, ardından kaba yerinize peşin sıra depikler, araya babanın girmesiyle son bulan, karşılıksız dövüş. ben çocuk olsam annem yine dövse...
önce çoraplar değiştirilir, ardından diğerleri.
sobanın başında elde salçalı ekmek, tutabilene aşk olsun. parmaklarımı hissetmeye başladığımda tatlı bir sızı olurdu, en sevdiğim vücut acım olmuştur hep.
bursa'ya ne zaman kar yağsa ben hemen çocuk olurum.
kimi zaman küfürleri uç uca ekleten çekilmez bir teslik,
bir yere yetişmeye çalışırken çıkan engel,
evsizleri öldüren bir facia,
arabayı kaydırıp kazaya sebebiyet veren bir aksilik...
kimi zamansa izleyeme doyum olmayan bir doğa harikası,
tuhaf bir şekilde soğukla insanın içini ısıtan bir keyif,
kayak yapılan zemini tatlandıran bir sürpriz,
sevgiliyle sıcak şarap içerken izlenen güzel bir manzara...
cocukken kar yagdiginda cok mutlu olur, karlarin sokakta birikmesi cok hosuma giderdi. o caanim bembeyaz karlara ayaklariyla basip gecenlere de sinir olurdum.
eskiden yağdımı okullar ankarada en az 3 gün tatil olurdu. bazen akşam haberlerde duyrulur, bazen sabah sürpriz olurdu. sokağa çıkmak kar topu oynamak için çıldıran şahsım, kapıda eldiven şapka ve atkıyla bekleyen babaannem tarafından üstünü sıkı giy hasta olacaksın repliği ile sakinleşmeme sebep olurdu. çöp poşetleri eşliğinde kaymak, ellerin karla çok teması yüzünden kırmızıdan mora dönmesi, dışarıdan eve dönmek istemeyen mutlu ben, bakıyorumda çok uzun yıllar öncesinde kalmış. bugün kar yağsa yollar ne hale dönecek işe gidip gelmek çileye dönüşecek tarzında düşünceler yağan karın tüm güzelliklerini alıp götürüyor ne yazıkki, ayrıca çocukken her şey çok daha güzel, sorumluluk duygusundan uzak yaşamak bazı şeylerin keyfini çok daha iyi anlamaya sebep oluyor. şu anda düşündüğüm şey kar yağmasından çok, kış bitse ağustos böcekleri ötmeye başlasa yaz gelse, yoğun tempodan en azından bir haftalığına uzaklaşsam. kısaca kar küçük bir çocuk için çok farklı şeyler, büyük bir kişi için çok farklı şeyler ifade ediyor.
ısınarak yükselen* hava kütlesinin sıfır derecenin altında soğumasıyla içindeki nemi, kristal (kar taneleri) şeklinde bırakmasıyla oluşan muhteşem doğa olayı.
ankara'da yağdığında hep şu sözler gelir akla
Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...
(bkz: yılmaz erdoğan ankara)
insanı paranoya yapan hava durumudur. önce ''yağıyo mu?'' diye bakarsın camdan, sonra yağar ''acaba durdu mu?'' diye bakarsın. ''devam ediyo'' dersin oturursun, sonra haydi bi daha ''acaba durdu mu?'' diye bakarsın. bu böyle devam eder, kar durana kadar.
benim çok hoşlandığım şeydir kar. üstünde kayıp düşmek bile eğlenceli gelir. bembeyaz, ne güzel. 30 yaşıma da gelsem karda oyun oynamaktan bıkmayacağım galiba. beni çocukluğuma döndür sözlük.. bak yine kar yağıyor !