ne yazık ki kapitalizm ekomik model olmaktan çıkıp aynı zamanda siyasi model halini almış durumda. bop toprakları üzerinde ülkelerde ya iç savaş çıkması ya ekonomik kriz çıkması ve venezueladaki petrol şirketlerinin ülkeyi nasıl cehenneme çevirdikleri bu sistemin başka bir tarafa evrildiğini kanıtlar mahiyette.
fakirin çocuğunun içemediği sütü zenginin evinde hapsettiği kedisinin içmesi.
fakir ve zengin kelimelerini doğuran sistem de kapitalizmdir. evcil hayvan da kapitalizmdir. ama sistem böyle şekillendi bir kere ve bunu değiştirmek imkansız oldu artık. en iyisi köye yerleşmek.
ortalama bir insana bundan 100 yıl öncesinden daha konforlu bir hayat vadeden - yaşam koşulları açısından bu gerçekleşmiştir- , tek vadetmediği eşitlik olan sistemdir. değişen çok şey yok aslında. dün toprak ağaları vardı, bugün global şirketler. dün karın tokluğuna çalışıyorduk , bugünse faturalar için.
kısaca makine kültürünün insanlığa uyarlanmış halidir. medeniyetimizin anahtarıdır. akıllı telefonlarıyla komünistçilik oynayan sığırların aksine takır takır çalışıyor. sığır sürüleri komünizmi temsil ediyorken aslanlar kapitalizmi temsil ediyor. evrim bile kapitalizmi odak noktası yapmışken bu çaba niye? hayat şirinler köyündeki gibi basit değil. gerçek hayatta büyü yok, gerçek hayatta gargamel bütün şirinlerin anasını ağlatır.
Emeği hiçe sayan acımasız bir sistem. Bu sistem sürdürülebilir bir sistem olamakla beraber bu sistemin zamanın birinde patlayacak olmamasını düşünmemek için hayalperest olmak gerek. Nitelim hergeçen gün büyük firmaların/ şirketlerin( modern zamanın imparatorluklarının ) pazar payı hızla artıp fakir halk daha da fakirleşirken diğer bir deyişle zengin ile fakir arasındaki makas hızla açılırken bu sistemin bitmeyeceğini düşünmemek ahmaklık olur. Sistem size özgürlük düşüncesini sürekli aşılar.Onu bir şekilde kafanıza sokar. Keza demokrasiyide aynı şekilde. Nitekim tarihle biraz ilgileniyorsanız demokrasi savunan insanların neredeyse tamamının kapitalist veyahutta o düşünce ile yetişmiş birisi olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Çünkü ancak devletlerin güçsüz olduğu devletlerin ekonomik alana müdahelesinin çok sınırlı olduğu ve insanların özgür olduğu ortamda istediği gibi at koşturuyorlar. Bu tür ortamlardan besleniyorlar.
sosyalistlerin eleştirirken tutarsızlık içerisinde kaldığı sistem.
bir sosyaliste ; iki bireyin rızalarıyla cinsel birliktelik yaşaması suç mudur ? veya cinsel ilişki yaşama özgürlükleri var mıdır ? diye sorsanız cevabı %99 " elbette bu özgürlükleri vardır, rızay dayalıysa kimse karışmamalı" olacaktır. istisnalar çıkar ama çoğunluğu bu cevabı verecektir.
peki bir girişimciyle, müşterinin rızaya dayalı ticaret yapma özgürlüğü neden olmamalı ? bir girişimci parasıyla bir şirket kurar, üretim yapar ve bunu piyasaya sürer. bu üretilen ürüne ihtiyacı olan müşteriler de gidip bu firmanın malını alır ve ihtiyacını tatmin etmiş olur. bu rızalı satın alma karşısında da firma sahibi para kazanmış olur. tamamen gönüllü alış-veriş. kapitalizmin özeti bu.
ilk verilen örneğe gayet olumlu yaklaşan bir sosyalist, ikinci örneğe karşı anlaşılamaz bir tepki vermekte ve serbest piyasaya şiddetle tepki göstermektedir.
kapitalizm köyden kente doğru göç ile çok hızlandı ve ben bu göçün kasıtlı yapıldığını düşünüyorum. neden böyle düşünüyorum. çünkü ahmet amcayı ele alalım bitliste yaşasın bu amca sabah bahçede kendi yetiştirdiği domatesi salatayı ve kümesindeki tavukların yumurtladığı yumurtayı afiyet ile yiyip organik ve sağlıklı biçimde besleniyor. işine gidiyor geliyor akşamda beslediği hindiyi ve tarladan toplayıp getirdiği bulguru yiyerek gününü sonlandırıyor. şimdi soruyorum size bu amca bütün ihtiyaçlarını elindekiler ile giderebiliyorken paraya ihtiyaç kalır mı ? bir de kent hayatı yaşayıp bir şirketin bünyesi altında çalışan müşteri hizmetleri temsilcisi kaanı düşünelim. 3000 tl maaş alıyor. fakat bunun yarısı her ay kiraya gidiyor elektrik su doğalgaz kıyafet mutfak derken aslında kaan geçinemediğinin farkına varıyor. bitlisteki ahmet amcanın yediği organik ürünleri yiyebilmek için üç dört misli para veren gün içerisinde sıçmaya giderken bile cebinden para çıktığını gören kaan çok kötü bir sistemin içerisine düştüğünü farkeder. çünkü yerleştiği şehirde rant olayını farkeder ve birilerinin yoğurdun kaymağını yediğini görür. küçük esnafın zamanla yok olduğu koca koca şirketlerin zamanla çoğaldığını görür. insanların tamamen şirketlere ve bankalara çalıştığını hatta devletlerin bile yatırımcı çekebilmek için şirketlere her türlü yardım yaptığı ve vergiden muaf tuttuğunu düşününce aslında kaan bir tuzağın içerisinde olduğunu anlar. kaan bu yoksulluktan kurtulmak için paraya gereğinden fazla önem vererek parayı hayatından ihtiyaç bakımından birincil konuma getirmiştir. bundan sonra kemal para ile alınıp satılabilen bir insan olmuştur. ama aslında o paranın değil sistemin bir esiridir. bitliste mandıra filozofu gibi yaşayan ahmet amca çevre toz duuman kent hayatını stresden uzak bir yerde mutlu mesut yaşayıp 90 yaşında ölmüştür. kaan ise stres üzüntü kimyasal dolu yiyecekler radyasyon nedeniyle 52 sinde kansere yenik düşüp ölmüştür. biz insan olarak bu sistem yüzünden belli bölgeleri rant haline çevirip o bölgelere tıkıştık. sonra herşeyin doğalı varken hemen hemen birçok şeyi sahtesiyle değiştirip aslında kendimizin yaratttığı suni bir dünya kurduk kendimize. sonuç mu? bilimadamlarınca dünyanın en fazla 250 300 senelik ömrünün kaldığı düşünülüyor.
Çalıştığın hastane kocaelindeyken, 30 derece meridyen vücudunu tam ortadan 2ye bölecek şekilde kafanın üstünden geçiyorken sırf "hayatımı devam ettirebilmek, borçlarını ödeyebilmek" için ığdırın en uç noktasına göre yaşamaya, bu dayatmayı gerek fizyolojik gerek psikolojik çöküntünün farkında olarak kabul ettiğin sisteme denir, iyi değildir pek.