bir tür meditasyon çeşididir ve bunu uygulayan genelde kadınlardır. hiç demeyin bana "yhaa ama ne hakla bunu söylüyasııııın, ben yapmam bunu tamam mı? salak şey seni." bunu söyleyen bayan varsa da asıl bunu yapan odur. nasıl ifşa ettim iki saniyede. zeki miyim? değil miyim? değilsem ne miyim?
geçen çarşıda yürüyodum, hafiften kalabalıktı. her taraf ellerinde poşetlerle uflayıp puflayan, dört beş saattir alışveriş yapıp yorulan fakat tüm yorgunluğa rağmen yüzüğü mordora götüren frodo kadar heyecanlı ve hevesli teyzelerle doluydu.
cebimdeki telefon titreyerek boşaldı ve dikkatim dağıldı. tam elimi cebime götürdüğüm anda önümdeki teyze ani bir fren yaptı ve çaptım. bu tip durumlarda teyzeler sürekli sizi suçlayacaklardır. dikkatsiz olan sizsinizdir, onun on liralık çanta görüp almayacak dahi olsa ani fren yapması gayet normal bir durumdur. hele ki kalabalık bir yerde ve iki adım arkanızda yürüyen insanlar varken.
döndü ve sinirli bir şekilde baktı. "ne? ben mi suçluyum?" bakışı attım ve yaptığım hatanın farkına vardım fakat artık çok geçti. "dikkat etsene biraz." dedi ama geri yapmayacaktım. yıllardır içimde birikmiş nefreti kusacaktım.
"teyzecim, ben seninle senkronize bir biçimde yürürken çanta görüp birden duruyosun, çarpınca ben mi suçlu oluyorum? almıcaksın zaten o çantayı." dedim. "nerden biliyon almıcağı mı? alıcam belki." dedi ve konuyu değiştirmeye çalıştı.
"konuyu değiştirme teyzecim, mesele beni suçlaman. her on kadından dokuzu gibi vitrine kitlenme hastalığı var sende de, bunu kabul edemiyosun suçu bana atıyosun." dedim.
ve o an çok çılgın bi şey yaptı. "bekle." dedi ve dükkana girdi. aklımdan değişik düşünceler geçti, örneğin dükkan oğlununmuş, oğlu az sonra gelip amıma koyacak. ya da dükkandan bulduğu sert veya delici bir cisimle iki parça olan götümü enlemesine keserek dört parçaya ayıracak. aklıma kaçma düşüncesi geldi fakat yapmadım. çünkü ben orada yıllardır aynı duruma düşen insanların isyanıydım, onları temsil ediyordum. ölmek var dönmek yoktu.
derken teyze göründü. ne yanında oğlu vardı ne de elinde kesici ve delici bir alet. bunların yerine tripten tribe girmeme sebep olan, bana hayatı tekrar sorgulatan nesneyi taşıyordu elinde. yanıma geldi ve "aldım." dedi sinirli bir şekilde. tartışmamızda kendini haklı çıkarmak için gidip o çantayı almıştı.
"nasıl yani ya?!" diye bir fısıltı çıktı ağzımdan. "boşuna durmadım orda, aldım işte çantayı. sen çarptın bana, suçlusun." dedi.
ağzımı açtım ama söyleyecek bi şey bulamadım. yine onlar kazanmıştı. bu yaşadığımız kaçıncı mağlubiyetti !!1bir!!1!!
döndüm ve yavaşça oradan uzaklaşmaya başladım. gözyaşları bedenimi sarsarak boşalıyordu. olmadı lan bu. ağlamadım abartayım dedim de beğenmedim amına koyim. uzaklaşırken son kez arkama dönüp baktım ve o çantayı koluna takmış pis pis sırıtarak bana bakıyordu.
diyeceğim odur ki bulaşmayın dostlarım. eğer yanlışlıkla! çarparsanız hemen suçlu psikolojisine bürünün ve "kusura bakma teyzecim, çok özür dilerim benim hatamdı." deyin. o zaman "biraz dikkatli ol." gibisinden hafif bi terslenmeyle atlatıyosunuz durumu, sağlam bir psikoloji ile.