uzun zamandır gelmemişti buraya. bakır tonlarında ufak mumlar ve beyaz örtülerle bu cafe,her yeri cafcaflı, ışıl ışıl bu şehrin içinde sadeliğiyle göz kırpıyordu. en sevdiği sade filtre kahveydi. acı sertliğini yumuşatacak hafif vanilya aroması da olmazsa olmazıydı. ama kahvenin rengini kıramıyordu. kahvenin rengi koyuydu.
çantasından eski bir defter ve koca kapaklı pilot kalem çıkardı. bilgisayarını yanında taşıyan hipster gibi hissetmekten hoşlanmıyordu.
kahvesinden bir yudum aldı. ve her zamanki gibi kahve bardağını dudağının ucundan yanlış zamanda çektiği için, minik bir damla kahve, beyaz masa örtüsüne intihar etti.
örtüde neredeyse mükemmel daire şeklinde yayılan kahve damlasını peçeteyle yumuşatmaya çalıştı. biraz daha dağıldı.
sonra defterini açtı.
hayatında engel olamadığı küçük sorunlar da böyleydi. isteyerek hayatına soktuğu her şey her an hayatından çıkmaya ve dağılmaya meyilliydi. kendi eliyle dağıtırdı, kendi eliyle bozardı , istemeden, ama yine de kendi eliyle. denemeden edemezdi, belki bu sefer kahve damlası dağılmazdı.
ikinci yudumu aldı. bu sefer defterine damladı. defteri kabardı. damla, ona tam olarak nerede ve kimle olduğunu hatırlatan nostaljik bir simge olarak yer edindi kendine o sayfada. bu sefer üzerine peçete bastırmadı. öylece kurumasını bekledi ve kendine anı yarattı.
bu sefer kalemin kapağını arkasına taktı ve yazmaya başladı. günlük değildi, hayır. sadece geriye baktığında, belli zamanlarda ne düşündüğünü ve nasıl hissettiğini hatırlamakta zorlanıyordu. kendini hatırlaması gerekiyordu. bu " şu tarihte sevgi ile alışverişe gittik." demekten daha önemliydi. aklından geçen şeyleri hatırlamak istiyordu. kendini, kendi için biriktirmek, kendine saklamak istiyordu.
sonra uzunca dikti kafasına kahveyi. ağzında bıraktığı o acı tattan sonra çok hafif vanilya tadını hissetti. camdan dışarı bakıyordu. birden şunu düşündü - bi yandan da not düştü - tek yazgısı gürültü patırtı, telaş; baş döndürücü, boğucu trafik olan şehirle arasında sadece bir cam olduğunu fark etti. camda hem kendi yansımasını hem de oradan oraya koşuşturan insancıkları görüyordu. bi kendine odaklanıyordu, bi dışarıya. insanların yüzlerinde o sürekli bi' yere yetişme ifadesinin ne kadar da tanıdık geldiğini ve kendisinden ne kadar uzakta olduğunu kavramaya çalıştı. oysa camdaki yansımasıyla, dışarıda olan biten,kıpırdayan,duran,çalan her şey aynı camdaydı.
camdan dışarısı hareketli resimden başka bir şey değildi. içine adım attığın an seni kendisine çeken ve etrafı inceleme fırsatı vermeyen kalabalık öyle uzak geldi ki. birden çok yaşlı üniversite hocasının psikologunun ona ne söylediğini hatırladı. " evden çıkınca, etrafında gördüğün her şeyi not al." farkındalığımızın giderek azaldığını ve detayları es geçerek çizgisel hareket ettiğimizi vurgulayan bir şeydi herhalde, dedi kendi kendine. bazılarını not aldı. tarih atmayı unutmadı. bardağın dibinde kalan tüm kahveyi içti.
camda gördüğü tek şey kendisi ve masanın üzerindeki mumun yansımasıydı. ayrıldı oradan.
Türlü çeşitleri bulunan içecek. Edebi sözlerde kullanılma oranı yüksektir. Ayrıca genellikle erkeklerin vakit geçirmek, okey oynamak vs. için gittiği toplanma mekanlarına da denir.
tiryakisi olduğum içecek. şekersiz ve sütsüz yani acı kahve içmekten aldığım hazzı hiçbir içecekten alamam. türk kahvesi vazgeçilmezim( kurukahveci mehmet efendi olursa süper). hemen sonrasında espresso.