13 yaşındaydım. okula servisle gittiğim dönemlerdi. güzergah üzerinde okuduğum okulun servisi olmadığı için bir lisenin servisiyle okul saatinden bir saat önce okul civarında oluyordum. bir kadın vardı orada. altmış küsür yaşlarında o vakitler. avrupa kadını. her sabah erken gittiğim vakitlerde bahçesinde kahve içip sohbet içerdik.
bu bir yerden sonra alışkanlığa döndü. kahvaltı yoksa kahve vardı.
üniversitede kampüsün kafesinin çayı berbattı. zaten ilk tercihim değildi. kahve gene orada da vardı.
gittiğimiz kafelerde adını bilmediğim moccalar macciatolar yerine filtre kahve orada da vardı.
şimdi evdeyim kahve burada da var.
starbucks a adım dahi atmadım. kahve sevicisi de değilim. ama hayata verilen bir sigara kahve molasını gönülden desteklerim.
Tercih meselesidir. Sabah kahve içen birinin çay ya da portakal suyu icen birine bir üstünlüğü yoktur, aynı şekilde diğerlerinin de kahve içene bir üstünlüğü yok. Sabah neyi icmek size keyif veriyorsa onu için.
bence kahve çay yasaklanmalı. resmen sahte mutluluk veriyor. tıpkı yasaklı maddeler gibi.
içiyorsun bir süre beyni sahtekarlıklarla bloke edip mutlu hissetiriyor ama aslında değişen bişey yok. hayat aynı hayat.
Her sabah tam otomotik ekspiresso kahve makinasına dokunmak ile yorucu gün başlar.o kave kokusu sarar evinizin içini sonra vay ameka geç kalmışım diye aracınızda içersiniz kavenizi.
başlayabiliyorum ama içeceğim yine de. istersem içmeden de başlayabiliyorum.
kahve içmeden güne başlayabildiğim gibi kahve içince de daha iyi başlamıyorum bu arada. normal başlıyorum güne, yine aynı şekilde. yine de kahve içiyorum. seviyorum. bu.
böyle diyen bir kadınla tanıştım sabah sabah acı kahveyi nasıl içiyor neden içiyor ki diyordum.
sonra bir baktım bu kadın her akşam mekan mekan geziyor hergün içiyor gece geç saatte evine dönüyor sabah işe gidecek nasıl olacak ayılacak kahveye yumulacak.