beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!
her dinamoyu
altıma almak için çıldırıyorum!
tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,
damarlarımda kovalıyor
oto-direzinler lokomotifleri!
trrrrum,
trrrrum,
trak tiki tak
makinalaşmak istiyorum!
mutlak buna bir çare bulacağım
ve ben ancak bahtiyar olacağım
karnıma bir türbin oturtup
kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!
trrrrum
trrrrum
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!
posta gazetesi şairleri yüzünden içine düşülen yanılgıdır.
esas olan şiire uzaktan bakıldığında nasıl düzenli göründüğü değil, taşıdığı anlam ve duygulardır.
Bazım kesimlere göre 'parmak hesabı' olarak nitelendirilip aşağı görülen ölçüdür kafiye. Ki marifet; kafiyeli şiir yazmadan kulağa ve göze hitap eden şiirler yazabilmektir. Divan edebiyatı'nda bunun örneklerine çokça raatlarız.
Subjektif bir yargıdır. Bu kafiye konusu bizde 150-200 seneye yakındır tartışılır. olmalı mıdır, olmamalı mıdır, nedir? Kafiyeyi lüzumsuz görenler de şöyle bir eleştiri getirirler: kafiyenin çıkış gayesi, sanat düşüncesi olmayıp, söylenilen sözün daha çabuk yayılmasını sağlamak için kolayca ezberlenecek terkipler oluşturmaktır. Günümüzde ise bu durum gereksiz bir biçimde ahenk ögesi olarak görülmektedir.
Şiirlerde ki düzensizlikleri gorunce okumaktan vazgeciyorum. Kafiye şart olmalı bir şiirde bana göre. Ornek verecek olursak;
ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim,
gündüzler size kalsın verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim,
Örtün, üstüme örtün serin karanlıkları.