Gökyüzünde olmasa da yeryüzünde ki değeri bilinmeyen tanrıçalardır kadınlar.Varlıkları Dünya’ya can veren ruh ve o ruhların gazabında toprağa düşen,taşlanan zulme ve zorbalığa uğrayan tek yaratıcıdır kadınlar.Bu kadar çok zulme ve adaletsizliğe rağmen insanlara sevmeyi ve sevilmeyi aşılayan,umut denilen kavramın anlamını yitirmemesi için insan düşlerini diri tutan candır kadınlar.
Yüzyıllar boyunca ,kimi zaman taşlarla kimi zaman toprağa diri,diri gömülerek her türlü ölümü maruz kalmalarına rağmen halen katillerine sebep Dünya’yı ayakta tutmaya çalışan en büyük varlıklar kadınlardır.Kim kendi celladını yetiştirir ki? Dünya üzerinde insanları hayvanlardan ayıran özelliği kadın var ederken hayvana yapılmayacak davranışlara hep kadınlar maruz kalmıştır.Toplumun temel taşlı olan kadınlar her ne kadar toplum içinde tam anlamıyla kabullenilmemiş olsa da her toplum ferdini yetiştiren ona karakter kazandıran en temel unsurdur.Ama gel görelim ki durum böyle iken toplum içinde hep ikinci sınıf insan muamelesi gören ve Dünya’ya can veren kadınların hep canı acıtılmıştır.
insanlığın sevgiye öğretmeye çabalayan kadınlar,her dönem fiziki olarak güç sahibi erkek iktidarının kurbanı olmaktan kurtulamamıştır.Güçlü devletlerin zayıf olan devletleri sömürdüğü gibi erkek de kadını sömürerek onların var ettiği her şeyi kendilerine mal etmişlerdir.Oysa bütün insanlık kadının var ettiği tahtın üzerinde varlığına devam etmektedir.Her ne kadar günümüz Dünyasın da Kadın bazı önemli makamlara getirilmiş görünse de,bu bizim toplum yapımızda işlevini tam anlamıyla gösterememiştir.Bazı ülkelerde halen kadınların özgürlükleri para ile alınan,satılan durumda olmasına rağmen Dünya insan hakları bildirgesinin de ne kadar anlamsız bir durum olduğunun göstergesidir.
Anadolu toprakları üzerinde yaşayan kadınlara ise çocuk doğuran ve ev işleri ile uğraşan bir araç olarak görülmektedir.Özgürlüğü erkek egemenliği ile kısıtlanmış,konuşması bile haram ilan edilmiştir.Hal durum böyle iken,Dünya yaşamından çok ahret inancına bağlı olan bazı kesimler ise “Cennetin anahtarının anaların ayakları altındadır” sözünü bir savunup,bir yanda da kadınları kendi ayakları ile çiğnemiştir.Kadın üzerine namus kavramını dillendirenler de anlam verebilmiş değilim,madem kadın cennetin anahtarını saklıyorsa neden o cennete herkes giriyor ki buda bir namussuzluk değimlidir,cahiliye döneminin devam ettiği mantık dışı hurafelerinizde.Kadın olmak zordur Anadolu toprağı değil,zihniyetleri üzerinde.Çünkü toprakta en çok yatanlar kadın,kimi namus,kimi işkence ve kimi çocuk yaşta evlenirken çocuk getirmeye çalıştığı beyaz gelinliklerde gömüldü mezarlıklara gizlice....