kadıköy, içinde kendi ruhunu barındıran bir ilçedir. öncelikle yerleşim yeridir, ticaret merkezi değil. bir proje değil, bir yaşam alanıdır.
uzun yıllardan bu yana, istanbul'un tüm kozmopolit dinamiklerini içinde barındırmış, bu dinamiklerle gelişmiş, değişmiş, yaşamıştır. camileriyle, kiliseleriyle, kimi zaman dar sokaklarıyla, güzel kızlarıyla, kitapçılarıyla, sahaflarıyla, moda çay bahçesiyle, süreyya sinemasıyla(o binayı opera binası yapan zihniyete burdan selam ederim) ve daha pek çok güzel yönüyle tam yaşanacak mekandır kadıköy.
yağmurlu ve dar sokaklarında yürümek de güzeldir, moda'da çay içmek de ve hatta meydandaki çingene çocuklarıyla uğraşmak da.
benim için ayrı ve özel bir mekandır kadıköy. yıllarca sokaklarında yürümüş, cafelerinde kızlarla buluşmuş, içinde yaşayan güzel insanlarla tanışmışımdır. haydarpaşa'dan tirene binmiş, yenisahra'da otobüs'ten inmiş, caddebostan sahilinde volta atmışımdır. yaşanmışlıkların hepsiyle ve yaşanmışlıklara ortaklık edenleri içinde barındırmasıyla kadıköy ayrı bir yerdir. sahillerinde şarap içmek de, sinemalarında film izlemek de güzeldir.
ayrıca 6:45 gibi güzide bir yayınevine de ev sahipliği yapar kadıköy. şehrin kötü çocuklarına selam olsun.
istanbul denilen sürtüğün küçük kızlarından biriymiş. Bir ressamdan mı peydahlamış bir şairden mi, bilmiyorlarmış.
Dağıtmadan içermiş.
Ablalarına benzemezmiş.
Çok gezmiş, çok okumuş, çok görmüş, çok tanıdığı varmış havadan ve karadan...
Sevdiklerine her bayram zincir zincir kolyeler gönderirmiş.
Gözlerini kaltak annesinden, saçlarını şair veya ressam veya yazar babasından almışmış.
Çocukken çok usluymuş, maarif takviminden şiirler okurmuş.
Annesi de çok gülermiş...
Büyüdüğünde beraber gülmeye başlamışlar... geceleri.
O, boyalı saçları ve hemen kıçının altındaki mavi eteğiyle nisanın ortasında takır takır yürümeye başladığında, arkasındaki hırboya aldırış etmeden ...
O, Rachmaninoff'la iki tek atıp ağlamaya başladığında, güneşe karşı...
Ve o, kalbinin ağırlığına aldırmadan, boş yollara verdiğinde bedenini...
... illa ki zamanı tüketemeyecektir. **
dogdugum büyüdügüm ikamet ettigim ve sonuna kadar edecegim,bazı zamanlar istanbulu bile aşan şehvete sahip sarı balonu,bogası,keşmekeş olan minibüs ve otobüs durakları ile ünlü anadolu yakası ilçesidir.
istanbul'a başka bir şehirden geldiysen, istanbul'daki denize rağmen inatla ''ankara'' diyen azınlıktansan, evcimen bir insansan dışarıda gittiğin yerlerin eve benzeyen yerler olmasına dikkat ediyorsan, toplumcu gerçekçi yalnızlıklara karışmak dışında üstüne üstüne yürünmesinden -istediğin zamanlar dışında- hoşlanmıyorsan, sevmiyorsan kalabalıkları, eskiden yalnızlıktan korkarken şimdi köşe bucak kalabalıklardan kaçıyorsan, her şey elimin altında olsun- fi tarihinden kalma kitapları bulabileyim- 7/24 şahane müzikler dinleyebileyim bunun yanında ağzıma layık yemekler yiyeyim (eh biraz da ucuz olsun) yemeğimi yerken iki kelam edebileceğim sevimli insanlar bulayım diyorsan, kahve dünyası'nda portakal suyunu içerken kendini bildin bileli okumak istediğin o kitabı okuyabilmenin tadını merak ediyorsan..
kadıköy tam sana göre bir yer.
bir kere daha istanbul'a ilk gelişinde seversin. bunda en az dört seneni geçirecek olmanın verdiği psikolojik baskı da etkili olabilir tabi, ama bu durumdan bağımsız baktığında dahi hemen seviverirsin kadıköy'ü. kalabalıktır belki ama rahatsız etmez seni o kalabalık. yollar dardır ama seve seve paylaşırsın o yolları insanlarla önüne dikilen topak teyzelere rağmen. deniz aşığı biriysen mesela, kafanı uzattığında anahtar kilidi kadarlık bir alan da olsa, denizi görebilirsin. hiç çöp kutusu yoktur, çok rahatsız olursun ama istanbul'un pekçok yerine göre gayet ''adım başı'' sayılabilecek yakınlıkta bakkal vardır. alıştığın bakkallar gibi de değillerdir hani, otuz beş çeşit dergi satarlar.
sonra seviyorsan eğer değişik takı tukaları, otantik kıyafetleri, gümüşçüleri, akşam üzeri okul çıkışı belki bir fırt demlenmeyi yığınla mekan bulabilirsin. ha bir süre sonra onlar da sıkmaya başlar ama tabiat.. karga denen bir yer vardır çok meşhurdur, nesinin meşhur olduğunu asla anlayamazsın ama alpay erdem'i ya da vedat özdemiroğlu'nu izlemeye gidebilirsin mesela pek ala. sokak aralarında bazı bazı korkarak ama genellikle başı dik ve cesurca yürüyebilir başını her kaldırışında seni çağıran yasal ya da yasadışı pekçok afiş, yazı bulabilirsin.
her şeyi geçtim, buranın bir belediye başkanı vardır selami öztürk diye. o yeter. herhangi bir işine seni hiç tanımadığı halde kendi işiymiş gibi koşabilme potansiyeline sahip bir beydir kendisi. haspelkader bir yerde karşılarsan bil ki az sonra senin de yanına gelecek ve senin de halini hatırını soracak. eğer görmezse ve bunu sonradan fark ederse gelip bir de özür dileyecek. (ahan da yazıyorum, yazdım.) kadıköy'ü holivuud yapma iddiası vardır bir de ve emin adımlarla ilerlemektedir bu iddiasında.
bak misal, bir eylem olacak diyelim, tüm ilçelerin belediye başkanlarının kapısı çalınır, sonuç: red. ama git selami başkana, sonra gel kadıköy'e.
8 aralık nükleere inat yaşasın hayat mitingi, 8 mart dünya emekçi kadınlar günü, 15 mart 5 yıllık işgale son mitingi, 27 nisan nükleere hayır mitingi.. 1 mayısta da olacaktı da neyse.
kısacası, kadıköy istanbul'u sevme aparatıdır. bu uğurda kullanılacak bir araçken amaç oluverir, anlamazsın.
bahariye caddesi ile beyoğlunu andıran semt. ancak beyoğluna göre oldukça ruhsuzdur. beyoğlu akşam 7'den sonra daha da kalabalıklaşıp hareketlenirken kadıköy'de insan kalmıyor. anadolu yakasında oturanlar için yeri başkadır, o ayrı.