kadıköy'de veya moda'da 6.45 dükkanda sıkça rastlayabileceğiniz abimizdir.
en son mete avunduk ile kaleme aldıkları kitab-ı mente'yi okudum kitap çıkmadan önceki söylenenlerden dolayı kitabı daha bir babacan, daha okkalı birşey bekliyordum ama ilk okul ikinci sınıf hikaye kitabı kadar çıkınca oha çakmamı lan bu, özetini mi satıyorsunuz diye sordum. ama yinede keyif verdi tadına doyulmadı.
bakalım aylak adam 'ın dediğine göre ölüm pompası yaza kadar çıkacakmış bekleyelim görelim.
radyodan dinleyenlerin her gün seviştiğini zannettikleri bir garip dombili. yapmayın arkadaşlar, ekşi'de de account'u yokmuş zaten herifin. kolpaymış o 6 45 hesabı, ona göre yani. öpüyorum seni dombik abim.
afilifilintlarda bir fotoğrafı var. olmaz olsun. hemen altında meltem gürle var, adam gibi resim koymuş hemen solunda taha ayar var çok ciks bir fotoğraf koymuş. sen niye anlamsız resim koyarsın ki ?
yan durmuşsun da yandan çekmişler, gözünde de gözlük var gibi düşünüyorum ama kendimi kandırıyorum.
Elindeki bira bardağıyla kolalı gömlek yakaları o kadar uyumsuzdu ki, kimse fark etmedi. Tıpkı yeni doldurulmuş birasının dudağının üst kısmında imkânsız incelikte bir köpük çizgisi oluşturduğunu fark etmemeleri gibi. Uzun cümlelerle ölümden bahseden bir kadının aslında aşırı soğanlı bir köfte hamuru kadar sevgisiz olması gerektiğini öğreneli çok olmuştu. Ama o anda kadının uzun cümlelerle ölümden bahsettiğinin farkında değildi. Çok güzel dinlemiyordu. Ve kadın çok eski bir şeyi hatırlatırcasına, inatla gözlerini göz kapaklarına doğru kaldırıp güzel ama güvensiz bir elektriği mekânın tüm boşluklarına sızdırıyordu.
Zamansız bir yolculuğu anımsadı, arkasında inatla onu takip eden yağmuru, belli belirsiz Drake şarkısını ve yağmuru orada bırakıp geri dönüşünü; yeni atılmış yol çizgilerinin ve gece kadar siyah asfaltın yarattığı hipnozu ve şu anda hatırlayamadığı birkaç şeyi daha, hatırladığını hatırladı.
Bazen olur böyle
Geçen zamanın ve uzun cümleler kurmak için gerekli dudak hareketlerinin yarattığı belirsiz bir Drake şarkısı kadar hafif hava dalgasının etkisiyle yoğunlaşan bira köpüğünün oluşturduğu küçük bira damlasının verdiği rahatsızlıkla kendine geldi. Gerçekten de uzun cümleler kuran ve bunu yaparken iştahla bira içen birinin karşısında oturuyordu. ilk anda inanamadı buna. Aslında daha sonraki birkaç anda da inanamadı, işte tam olarak bu anda kendisine bir soru sorulduğunu ve giderek büyüyen sessizliğin geciken cevaptan kaynaklandığını anladı. Bu konularda sorulan soru ne olursa olsun verilecek tek bir cevap olduğunu artık hayatta olamayacak kadar yaşlı bir büyücüden öğreneli çok olmamıştı. Eğer bir adamın kafasını koparırsan ölür, dedi ve bunun tek bir açıklaması vardır, çünkü bu onu öldürür.
Arka arkaya bu kadar ağır cümleler kurmanın verdiği ağırlıkla alt kattaki bara indi. Yanındaki sandalyede yıllardır orada oturuyormuş duygusu veren, önündeki bardağın içinde neredeyse sıvılaşmış bir sis bulunan ve dışarıdaki soğuk gece kadar yaşlı bir defter duran bir adam oturuyordu. Hiç konuşmadı, yeltenmedi bile. Defterin açık sayfasında yanlış hatırlamadığı kadarıyla şöyle bir şey yazıyordu:
mükemmel bi müzik portföyüne sahip, cool takılan, radyoculuğun hasını yapan adam. lakin filmle birlikte iyice popüler kültüre karışan, karışmasını hiç istemediğimiz abimiz.
az evvel can gox ile beraber sundukları "pazar ayini" isimli programında bütün türk radyolarını sikmiştir. tabiki küfüründen önce "afedersin" kelimesini yine unutmamıştır.