sozlukte an itibariyle donen pegasus reklaminin ortasindaki karakter. sanirim o kafa ona ait ama tam da emin degilim. kimse de yazmamis simdiye kadar, iyice killandim bak.
''imagine there's no tayyip / it isn't hard to do/ nothing to kill or die for / no idris too / imagine all the people / living life in peace'' dizeleriyle gülme krizlerine sokan ayar ustası.
"Demokrasi alıyorum,
Demokrasi alıp tabut yapıyorum.
Şiddet ruhun gıdasıdır,
Şiddete bayılıyorum.
Ateş ediyorum.
Ateş edip, bomba atıyorum.
Demokrasi alıp, bomba veriyorum.
Bir de Abdde başkan olsam..."
bir sürü sözlükte yazıp da birindekini bir diğerine aktarmaktan hiç hoşlanmam ama bu adamın bu hafta yazdığı yazı kaybolmamalı. herkesin vicdanını bir yerden yakalamalı.
"sıradan yağmurlu bir günde uyanıp, haberlerde kimsenin sel altında kalmadığı bir ülkede yaşamak istiyorum.
insanların sokaklarında rahatça gezip polisler tarafından taciz edilmediği, gerekirse çekinmeden adres sorabileceği bir ülkede yürümek istiyorum.
meydanları olan, meydanlarında da göstericilerden daha çok güvenlik görevlisinin olmadığı, biber gazının kokusunun, tadının bilinmediği bir ülkede alanları, parkları doldurmak istiyorum.
kaldırımları 2-3 yılda bir yenilenmeyen, yeşillikler içinde bir muhitte oturmak istiyorum.
içişleri bakanının, ulaştırma bakanının ve hatta başbakanın adını bilmemin gerekmediği bir yerde, tc'mi ezberlememi isteyen devlet memurlarının bulunmadığı bir yerde durmak, haberlere bakmak istiyorum.
devletin taşeronlarının taşeronlara iş vermediği, iş güvenliği açıklarından neredeyse trafik kazalarındaki kadar insanın hayatını heba etmediği bir ülkede çalışmak istiyorum.
emekli olduğumda aylık yiyecek ihtiyacımı karşılayabilmek, aç açına, yaşlılıktan ölmeyi beklememek, hobilerimle uğraşabilmek, yaşlılığımı da insan gibi geçirmek istiyorum.
parlamentosunun, hakimlerinin güce ya da paraya değil, saf insani adalete saygı duyduğu ve adaletin izinden gittiği bir yerde bulunmak istiyorum...
sigara içerken sokakta gezen başbakanının gelip elinizden sigaranızı alıp, paketinize el koymadığı bir muhitte takılmak istiyorum.
gençlerin içki içmek, eğlenmek, festivallere girmek için 24 yaşına kadar beklemediği bir ülkede gençliğimi yaşamak istiyorum.
alışkanlıklarıma devletin değil, kendimin karar verebileceği, neyi izleyip neyi izleyemeyeceğime saçma sapan bıyıklı adamların değil, kendimin karar verdiği bir evde oturmak istiyorum.
kadınların sokakta istediği gibi giyinebildiği, örtünebildiği, açılıp, kapanabildiği, yadırganmadığı, kimse tarafından rahatsız edilmediği, günde 5 kadının ölmediği bir kaldırımda, o rahatlıkla dolaşan kadınları, genç kızları, bisiklete binen anneanneleri görmek istiyorum.
eğitim hayatım boyunca şaibesinden, faydasını unuttuğum, sınav sorularının her sene çalınmadığı, başında insan gibi insanların bulunduğu bir eğitim sisteminde okumak istiyorum.
istediğimi okuyup, istemediğimi kendim karar verip okumamak istiyorum.
sigarayı ve içkiyi pahalı diye değil, gerçekten, ihtiyacım olmadığı için, tadını, tatsızlığını bilip, kendi kararımla bırakmak istiyorum.
internete girdiğimde neye bakıp neye bakmayacağımı trenlere bakan adamların söylemediği, kendi ahlak anlayışımla başbaşa, huzur içinde çalışan, çok fazla da hafıza tüketmeyen bir internet tarayıcısı kullanmak istiyorum.
devlet büyüklerinin, gerçekten de barışçıl, ihtiraslarından uzak, ceplerine ve iktidarlarına değil, kendilerini yaşatan vatandaşa hizmet ettiği bir boyutta takılmak istiyorum.
herkesin terörist olamadığı, gencecik çocukların 'silahlı terör örgütü' suçlamasıyla, delil olarak bilgisayar klavyesi ve farelerin gösterilmediği bir hukuk sistemine gözlerimi açmak istiyorum.
sakin bir sabahı inşaat sesleriyle değil, kuş, köpek, kedi sesleriyle geçirmek, gerekirse deniz kıyısında olan yaşadığım yerdeki komşularımla birlikte denize girmek, sohbet etmek istiyorum.
her şeyi bilen tek bir adamın, gün gelip televizyon dizilerine atarlanmadığı, işini gücünü kovaladığı, düzgün bir yerde oturmak istiyorum.
komşularımızla gerçekten de sıfır sorun yaşadığımız, hadi sıfır sorun da olmaz ama, en azından 'gerekirse adam gibi ölürüz' diyen bir çılgın tarafından ölüme huzursuzluğa sürüklenmemek istiyorum.
şehrimin sadece deniz ve bilmemkaç yüzyıllık tarihi yarımada manzarasıyla değil, geçmiş 60-70 yılda ürettiği mimari güzelliklerle hatırlandığı sokaklarda, binalara, insanlara bakmak istiyorum.
her gün 'acaba deprem olacak da şu anda kolum bacağım mı kopacak?' endişesinden uzakta, zamanında deniz kumunu çekip yapı yaptığını söyleyen insanlar tarafından üretilmemiş, gerçekten güvenli binalarda asansöre binmek istiyorum.
verdiğim vergilerle kendi insanımın, kardeşimin, akrabamın, eşeğimin üzerine bomba atılmadığı, her bayram haberlerde trafikte ölüm haberleri yerine, toplumun güzel yönlerini, paylaşımı, huzuru ve eski bayramları değil, bir sonraki bayramın güzelliklerine heyecanlanmak istiyorum.
öğrencilerinin hapiste değil, etütlerde, konserlerde, festivallerde, araştırma laboratuvarlarında ve hatta cern'de başarılı işler yaptığı, insanlarının değil atomlarının çarpıştığı, bilimle-ilimle ve hatta inanır mısınız heykelle, resimle ve sanatla arasının iyi olduğu bir yerde gençlerin başarılarını izlemek istiyorum.
bebeklerin, kadınların, hastaların ve çocukların toplu tecavüze uğramasının sıradan bir olay olarak karşılanmadığı, güzel insanların yaşadığı güzel bir yerde durmak istiyorum.
başka bir ülkeye gittiğimde kendi ülkemin güzelliklerini daha ikinci günde özlemek, bir daha başka bir yerlere gitmenin sadece farklı kültürler tanımak için güzel olabileceğini düşünmek istiyorum.
şimdilik sadece elimde güneşli günde yüzümü ısıtan güneş var.
radikal'in cumartesi ekinde yazan ayrıca penguen dergisi'nde oh yes! adlı bir bölümü bulunan harika kişilikir. hayatında ve yazdıklarında hiçbir zaman "acaba ne derler" mantığı gütmeyen bir insandır.
güzel ülkemde yaşayan zekasıyla, kaliteli esprileriyle, yazdıklarıyla, üslubuyla saygı duyulacak bir insandır, reyizdir. *
ayrıca twitter hesabı takip edilesidir. https://twitter.com/# !/kaansezyum