Az evvel izlemeyi bitirdiğim film. Bahsedildiği kadar kötü olmayan, hatta kimi zaman ilham veren , çocukluğumu hatırlatan film.
Jennifer Lawrence'in nasıl bu kadar güzel olduğunu sorgulatıp, De Niro'nun varlığı yeter filmi.
not: 1 saat 37. dkda hüzünden ve sinirden kalp krizi geçireceğim sandım
annem "hadi bir film aç da izleyelim" diyince aklıma gelen ve sonrasında izlediğimiz film. sinema konusunda yüzeysel zevkleri olan annemin "10 verdim" demesiyle film sınıfta kaldı zaten hehe-hain evlat mode on-. sonrasında düşündüm ve aslında o kadar da kötü olmadığına kanaat getirdim. lakin burada söz edildiği gibi gereksiz uzun. tüm bu uzunlukta bir şeyler eksik. ayrıca, geri zekalı joy'un camlı şeyleri sildikten sonra paspası meme sıkar gibi tutkuyla sıkması bana da tuhaf geldi.
bunlara ek olarak, robert de niro'yu ekranda görür görmez mutlu olan biri olduğum için onun sahnelerinde oldukça keyif aldım. boş bir zamanınızda aile ortamında izlenecek türden bir film, ondan fazlası değil. 7/10
j.lawrence ile b.cooper ikilisinin filminin cikacagini gordugumde hep 'umut isigim' tarzinda seyler bekledim. herseferinde de yanildim. oyunuculuklar muthis ama film yine sicmis.
john lenon der ya:
-buyuyunce ne olmak istiyorsunuz diye odev yapmamızı istediler ilkokulda. ben mutlu olmak istiyorum yazdım. odevi anlamamıssın dediler, ben de onlara siz hayatı anlamamısınız dedim.
35 sene sonrasından daha farkındalık sahibi bi yerden bildiriyorum.
mutlulugun kosulları vardır. soyle basarılı olursam mutlu olurum, su kızla sevgili olursam mutlu olurum, suraya tatile gidersem mutlu olurum. gibi.
bence mutluluk bu degil. benim mutluluk anlayısım bunu hayata dair bir bakıs acısı olması. bir neseli, keyifli, iyimser bakıs acısını daimi olarak muhafaza etmek. uzun zamana yayılmıs bi sey mutluluk. iste bunun ingilizcesi joy.