gelmiş geçmiş en iyi gitaristtir. kendi kendine öğrenmiş müzik kulağı son derece gelişmiştir. blues-rock, psychedelic rock yapmaktadır. 27'sinde ölmüş başka bir efsanedir.
kendisini anlatmak haddime olmayan harika gitarist.
Gece gece düşünmeden edemiyor insan, yaklaşık 50 sene önce elinde beyaz/krem stratocaster'ı ile dünyayı değiştiren bu adam, günümüzde yaşasaydı ve kendisi gibi siyahi olan lil wayne'i aynı renk gitarını amfiye bağlamadan çalar gibi yapıp milyonlarca insanı kandırırken görse ne hissederdi diye...
tapılan gitar virtözü gitarı kendi kendine öğrenmiştir hatta bazı rivayete göre gitarı icat edende kendisidir. kendi ağzına kustuğu için boğularak ölmüştür.
tapılası gitar virtüözü. gitarı kimseden yardım almadan öğrenmiş ve kendi tarzıyla büyük bir hayran kitlesi oluşturmuştur. gitara yeni başlayan birçok kişinin idolüdür. 27 ler kulübü nün ilk üyelerindendir.
18 eylül 1970'te, londra'daki semerkand hoteli'nin zemin katında ölü bulundu. aşırı içki ve uyku hapından öldüğü düşünülüyor. baygın hâlde kusmuş ve kusmuğu ile boğulmuştur.
kendisi hakkında youtube'da yapılan bir yorum sabah sabah sesli gülmeme sebep olmuştur... e yorumu yapan arkadaşın haklı olma ihtimali çok yüksektir...
jimi hendrix'in curtis knight'la daha hala fakirken ve meşhur değilken bir otel odasında geçirdikleri bir anı:
bir gece sanki geleceğin bir görüntüsü kadar gerçek bir rüyayla uyandım. jimi'nin geleceğinin gözlerimin önüne serildiğini anlamıştım. rüyamda bütün renklerin karışımını simgeleyen güzel ve huzur verici tek bir renk -leylak rengi- vardı. leylak rengi bir sis içinde, jimi'yi kendinden çok hoşnut fakat daha önce hiç görmediğim ya da hayal bile edemediğim bir ruh haliyle görmüştüm. görüntü bana jimi'nin gerçekten ait olduğu yeri ifade ediyordu; yüzünde tam ve mutlak bir mutluluk okunuyordu.
uyandığımda doğruca jimi'ye gittim. o görüntüden ve onda gördüğüm şeyden bahsettim. uzun bir süre konuşmadan garip yüzüme baktı ve sonra şöyle dedi:
curtis, sana bir şey söylemek istiyorum. şu an 1965 ve ben beş yıl içinde öleceğim. ama buradayken bir çok yol katedeceğim ve bir gün sevgi, barış ve özgürlük iletileri tüm dünyada paylaşıldığında, ister istemez öleceğim.
3 dk dan daha az bi şarkıda joe'ya yaşlı lady sini vurdurup ardından onu meksikaya kaçırmış olan, idol olmak için doğmuş, rock and roll müziğinin ağzıyla gitar çalan adammıdır kendileri.
utanmazsa götüyle çalacak gitaristtir. çalamyor gerçi artık. gitarda birçok alanda en iyidir. manik-depresiftir. bir başka adıyla bipolar disorder. notaların renklerini görüyorum diye de itiraf etmiştir. en iyi olmak için ya biraz çatlak ya biraz deha ya da biraz hasta olmak gerekiyor ya. kendisi hastadır işte. hasta derecesinde de iyidir. öyle yani.
--spoiler--
star spangled banner: kalabalık kulaklarına inanamayarak ulusal marşın ilk notalarını dinliyordu. insanlar bakışmaya başladılar. jimi yine hangi şeytanlığın peşindeydi.
strato-caster korkusuzca sadırıya geçiyordu. marşı marşlıktan çıkarıyor, eğip büküyor, buruyor, sıkıyordu. marş, hemencecik yalvarır bir hal aldı. ama jimi acımasız davranıyordu. woodstock'a yıldızlı bayrağı zorlamak, yırtıp parçalamak için gelmişti o. vietnam'daki bombaları, dekorun arkasını itiraf ediyordu.
halk dumanları tüten bir yıkıntıya dönüşmüştü. yerlerde sürünen amerikan bayrağı en derin yerinden yaralanmış, hıçkırıyor, sarsılıyordu. bir an için woodstock soluğunu tutup sustu. kuş cıvıltıları ve çocuk ağlamaları duyuldu. bu, savaştan sonra ölülerin toplandığı anın sessizliğiydi. jimi henüz yaşıyordu. ama fazla zamanı kalmamaıştı. kendinden daha güçlüye karşı verilen bu tür savaşlar, iyileşmeyen yaralar bırakırdı. görülmeyen iç kanamalar, uzayıp giden ve sonunda sizi boğan kırmızı göller. ne ateşli tutkular, ne de yükselen bravolar kurturabilirdi sizi. gitarın rengarenk giysili, hüzünlü, kızıl ve kara yüzlü don kişot'u, on üç ay sonra londra'da öldü.
--spoiler--