ilk dinlediğiniz de bağımlılık yapan bir insandır kendisi. Öyle bir bağımlı olursunuz ki her yere onu koyarsınız. Keşkeler ile onun yanında olursunuz, babasının ona armağan ettiği ilk elektro gitarı olan Supro Ozark'ı birlikte çaldığınızı hayal edersiniz.. Sonra o gider geriye parçaları kalır, ölümsüz parçaları...
yavuz çetin öldüğünde zamanın tirajı en yüksek gazetesinin manşeti 'jimi'de oradaydı'. yavuzun üstadı güzel adam olsa gerek diyerek sardığımız, ve sonra onun insanlığı sardığı bir kuşak, bir denklem, bir çağdır.
kesinlikle bir rock efsanesi. günlük hayatında son derece utangaç olan, sahnene ise adeta devleşen bir yıldızdı jimi hendrix. müzik dünyasını kavurur kavurmaz yitip giden bir star varsa, bu jimi hendrixtir. bir süperstar bilindiği dört yıl boyunca elektrikli gitarıyla yaptığı çılgınlık ve uçuklukları o zamana değin hiç bir gitarist yapmamıştı, zaten ondan sonra da hiç bir gitarist yapamadı. bilgisini konuşturan bir sanatçı değildi ama o sahneye binlerce insanın karşısına çıktığında başka bir şey konuşmaya başlıyordu sanki. gitarını sırtında ya da dişiyle çalıyor, onu ateşe veriyordu. binlerce hayranın önünde ne kadar delirircesine çalarsa çalsın kendini en beğendiği zamanlarsa arkadaşları arasında çaldığı zamanlarmış.
sınıfında beyaz bir kızla elele tutuştuğu için 16 yaşında okuldan atıldı, sonra 17 yaşında orduya alındı. 14 ay süresince paraşütle atladı, sonunda kendini sakatladı ve askerden de uzaklaştırıldı. sanırım tüm bunlar, hakkını vererek yapabildiğini düşündüğü tek şey olan müziğe daha da fazla yoğunlaşmasını sağlamış olmalı.
--spoiler--
star spangled banner: kalabalık kulaklarına inanamayarak ulusal marşın ilk notalarını dinliyordu. insanlar bakışmaya başladılar. jimi yine hangi şeytanlığın peşindeydi.
strato-caster korkusuzca sadırıya geçiyordu. marşı marşlıktan çıkarıyor, eğip büküyor, buruyor, sıkıyordu. marş, hemencecik yalvarır bir hal aldı. ama jimi acımasız davranıyordu. woodstock'a yıldızlı bayrağı zorlamak, yırtıp parçalamak için gelmişti o. vietnam'daki bombaları, dekorun arkasını itiraf ediyordu.
halk dumanları tüten bir yıkıntıya dönüşmüştü. yerlerde sürünen amerikan bayrağı en derin yerinden yaralanmış, hıçkırıyor, sarsılıyordu. bir an için woodstock soluğunu tutup sustu. kuş cıvıltıları ve çocuk ağlamaları duyuldu. bu, savaştan sonra ölülerin toplandığı anın sessizliğiydi. jimi henüz yaşıyordu. ama fazla zamanı kalmamaıştı. kendinden daha güçlüye karşı verilen bu tür savaşlar, iyileşmeyen yaralar bırakırdı. görülmeyen iç kanamalar, uzayıp giden ve sonunda sizi boğan kırmızı göller. ne ateşli tutkular, ne de yükselen bravolar kurturabilirdi sizi. gitarın rengarenk giysili, hüzünlü, kızıl ve kara yüzlü don kişot'u, on üç ay sonra londra'da öldü.
--spoiler--
utanmazsa götüyle çalacak gitaristtir. çalamyor gerçi artık. gitarda birçok alanda en iyidir. manik-depresiftir. bir başka adıyla bipolar disorder. notaların renklerini görüyorum diye de itiraf etmiştir. en iyi olmak için ya biraz çatlak ya biraz deha ya da biraz hasta olmak gerekiyor ya. kendisi hastadır işte. hasta derecesinde de iyidir. öyle yani.