Sıradışı zekasıyla otoriteye, insan doğasına karşı olan her türlü güce savaş açmış ünlü rock müzisyeni. Morisson'u ne zaman dinlesem ya da konser kaydını izlesem bu adam yaşlansaydı ne olurdu diye düşünürüm. Altmışlı yaşlarının sonunda bir Jim morrison olarak görseydik nasıl bir izlenim bırakırdı. Sonra hep düşüncemden dönerim. Çünkü bu mümkün olamazdı. O yaşlanamazdı ve yaşlanmadı. Yaşamadığımız dönem hep büyülü bir geçmiştir bizim için. Morrison da o büyülü geçmişin içinde bugünün gençlerine yüzünü göstermemiş bir rock ilahı oldu. Belki de onu efsane haline getiren de bu oldu. Böyle olması gerekiyordu. Doors'un diğer üyeleri bugün hayatta. Ama onlar ne kadar iyi müzisyen olurlarsa olsunlar bir dönem morrison'un etrafında toplanmış bir büyük maceranın aktörleri gibiler hepsi bu.
Burada William blake'in ünlü sözünü hatırlarsak: "Eğer algı kapıları temizlenseydi her şey insana olduğu gibi görünürdü: sonsuz." morrison'un açmak istediği kapı bugünden baktığımızda daha iyi anlaşılıyor. Rahat uyu dev adam. **
Morrison ailesinin en büyük oğlu, ilk konserlerinden itibaren ailesi ile problemler yaşamaya başladığı için onlarla hiç görüşmemiş.
hiç evlenmedikleri halde pamela courson kendisini pamela morrison diye adlandırıyor, ve Jim Morrison'a göre de Pamela onun ruh ikizi.
ve bilindiği üzere 3 Temmuz 1971'de Paris'te bilinen detaylarla ölü bulunmuş.
hatırlanmadığı doğru olamaz, bir anma aksiyonu var mıdır bilemiyorum ama bunu çok da umursamazdı herhalde.
keş oluşunun takdire şayan bir hali yok elbette, ancak ne yazık ki bazı keşler var ki son derece başarılılar bunu inkar etmek pek akıllıca olmaz.
kaldı ki Jim Morrison basitçe şarkı sözleri yazıp sahneye çıkıp gençliği etkileyip ortadan kaybolmuş bir sözde sanatçı değildir.
149 IQ'dan ve bunu ilham olarak kullanıp sözlere dökebilen bir sanatçıdan bahsediyoruz. Sahne sanatları eğitimi almış, bir şairden ve bir yazardan bahsediyoruz, ve açıkça bir müzisyenden bahsediyoruz. Kendisi ve üyesi olduğu The Doors'un tüm üyeleri son derece kültürlüler, bol bol kitap okuyorlar herşeyden önce (sözlük yazarlarının pek çoğunun yapmadığı). Grubun adı da Aldoux Huxley'in kitabında yer verdiği William Blake'in bir şiirinden esinlenerek seçilmiştir.
--spoiler--
if the doors of perception were cleansed
all thing would infinite
--spoiler--
Aynı şekilde şarkılarında Bertolt Brecht ve Willie Dixon'dan etkilenerek yazdıkları sözler bulunur.
Yayınları:
The Lords and New Creatures - Şiirleri, 1971'de yayınlanan ilk kitabı.
An American Prayer - Şiirleri, 1970'te yazdığı ve ilk olmasına rağmen ancak özel olarak 1978 basılmıştır.
Wilderness: The lost writings of Jim Morrison, 1989
The American Night: The writings of Jim Morrison 1 - 1990
The American Night: The writings of Jim Morrison 2 - 1991
John Densmore bir röportajında Jim Morrison'ı iyi tanıdığı halde, onun hakkında tanımlayamadığı çok fazla şey olduğundan bahsediyor.
Ve Jim Morrison sanki zamanının kısaldığının farkındaymış gibi diyor ki
great creator of being, grant us one more hour to perform our art and perfect our lives
"people fear death even more than pain. its strange that they fear death. life hurts a lot more than death. at the point of death, the pain is over. yeah, i guess it is a friend."
ölümünün 40. yılında, 27 yaş gizemini koruyan, saygıyla anılan kraldır.
paris'te kalığı otel odasında küvette ölü bulunan ilahtır. mezarı da paristedir.çok erken gitmesi insana yeterince koyar, daha haykıra haykıra söyleyeceğimiz çok şarkı yapacaktı.
şarkı söylerken elvis presley'nin oğlu olduğunu sanılır. şiirleri okunulurken arthur rimbaud ve dionysos dirilmiş ve yeni bir bedenin içine tek bir ruh olarak birleşmişler sanılır. o yürürken zeus'un oğlu yürüyor zannedilir. oysa hiç biri değildir: o sadece jim morrison'dır. o ses, o şiirler, o adımlar son filozof'a: kertenkele kral'a aittir.
grubuna, grubunun müziğine, yazdığı şiirlere, zekasına hayran olduğum adamdır. sevilesidir, tapılasıdır, bir çok hayranı tarafından dünyaya inmiş bir ilah olarak anılır.
sesi öyle çok ahım şahım değildir ama sesinde inanılmaz bir rahatlık içtenlik vardır sanki ben bu şarkıyı söylesemde söylemesemde bir şey farketmez ben hep böyleyim tarzı. ve o şarkı aralarında attığı çığlıklar işte o çığlıklar the doors'u efsane yapmaya yetmiştir.
"Break on through the other side" diyerek geçmişliği vardır diğer tarafa, o kafanın nasıl olduğunu anlamak için mutlaka içtiğinin aynısından denemek gerekir zira başka türlü geçilmez diğer tarafa, çok zor o işler.