nietzsche'nin mutlaka okunması gereken kitaplarından biridir.
anlaşılması güç gibi görünse de nietzsche, evrensel olarak sunulan, iyi ve kötünün ötesine geçilmesini, dayatılan iyi ve kötü anlayışının ötesine geçilmesini kasteder.
köklerinde hristyan ahlak anlayışının yattığı, fakat daha sonra batı ahlakı olarak şekillenen insanlara dayatılan,iyi ve kötü anlayışının ötesine geçilmesi gerektiğini anlatır. insanlara iyi ve kötü olarak sunulan şeylerin, herkesin aynı olmaya zorlanması, tek tipleştirmeye götürülmesi olarak ifade eder ve buna karşı çıkar. belli bir iyi veya kötü anlayışının dikte edilmesinin , standartlaştırmaya neden olacagını farklı iyi anlayışlarının ortaya çıkmasına engel olacağını düşünür. işte bu kalıplardan kurtulmamız gerektiğini anlatır.
ahmet inam'ın çevirisinde güzel bir giriş yazısı bulunan kitaptır. yazı ahmet inam'a aittir. kendim kitabı hala okuma sürecinde olduğumdan nesnel-öznel tüm değerlendirmeyi sonraya bıraktım. şimdilik bu muhteşem eleştiriyi yazmakla yetineceğim.
belki internet ortamında vardır yazı, bilemem. ancak ben üşenmeyip word'e geçirdim. varsa bile gocunmam çünkü gerçekten güzel bir yazı, müspet ya da menfi yorumlar içeriyor.
insan uçar mı?
nietzsche zerdüştünde ağırlığın ruhundan söz eder (3. bölüm, vorn geist der schwerel). ağırlık ruhu, sanılabileceğin aksine çağımızın ruhudur. bakmayın siz, varolmanın dayanılmaz hafifliğine. bu hafiflik, çekilmez,kaldırılamaz, bir anlamıyla dayanlımaz hafifliktir; kaldırılamaz bir ağırılık. postmodern gürültüyü nietzscheyle başlatanların yanılgısı buradadır: ondaki müthiş ağırlığı dayanılmaz hafiflik sanmışlardır. ölümünün üzerinden bir yüzyıldan fazla bir zaman geçtiği halde, hala onun sesini duyacak kulaklarımız yok. yok, çünkü çağımızı giderek ağırlığın egemen olduğu bir çağ. yardım çığlığı başlıklı metninde düşmemen için dans etmen gerek! (notschrei, 4. bölüm) der. dans, üzerimizdeki ağırlıktan kurtulmanın ilk yoludur. yerin dibindeki diskoteklerde, güzellik ya da düğün salonlarındaki dans değil, kırlarda doğayla kucaklaşan bir dans! dans, ruh da dans edebiliyorsa danstır. ruhsa ağırlaşmıştır: yaşanandan. teknolojinin çarkından. insanın elini kolunu bağlayan yaşamdan.
hafif olmak, ağırlığı atabilmek, kendini sevmekle olanaklıdır. sağlam ve sağlıklı bir sevgiyle. hafiflik, kendi ağırlığı altında ezilen çağımızda, sağlık, haz düşkünlüğü, sorumsuzluk olarak anlaşılıyor. üstelik çağımızın kimi düşünürleri, iyiden iyiye hafiflemiş çağda hepimizin zaten uçmakta olduğunu söylüyor. hepimizin önünde ekran ve ekranda açılan ağlararası (internet) ağlarda düşler, hayaller avlayan kuşlarız. bakın özgürlüğümüzün keyfine! hafifliğimizin tadını çıkarın! uçmak mı istiyorsunuz: oturun ekranınızın başına, bol bol uçun. hatta, gerekli simulasyonlarla, kendinizi uçakta, bulutlar arasında sanabilirsiniz. sanal gerçeklik teknolojisine bindiniz mi, kuş olur çıkarsınız göklere! işte çağımızın ağırlığı buradadır. hafif, hafiflik arayışlarında! ağırlığının bilincinde olmayan bir çağa hafifliği nasıl anlatabilirsiniz? sürünmeyen, yürürken tökezlemeyen, çukurlara düşmeyen, tabanları yürümekten, dizleri sürtünmekten yaralanmamış bir çağa? çağımızın hafifliği, ağırlığı tanımayan bir hafiflik olduğu için ağırdır.
teknoloji torpiliyle uçmak değil, nietzschenin kanatlarının aradığı. farmakolojik uçmak da, ilaçlarla. nedensiz, bilinçsiz intiharlarla aralanan yaşam kapısından çıkıp, göğe süzülmeye çalışmak değil. bir kaçış değil, uçmak kapısından çıkıp, göğe süzülmeye çalışmak değil. bir kaçış değil, uçmak. bir hazcı çare değil. sorunlarımızdan hedonistik kurtulma denemeleri.
uçma, tuhaf görünecek ama uçma ağırlığına erişmekle gerçekleşir. uçma ağırlığı, hayatın ağırlığını tanımak, kendimizin ağırlığını taşıyabilmekle sağlanır. ne demişti nietzsche: hafif olmak, bir kuş olmak isteyen kendini sevmelidir. sağlıklı ve sağlam sevgi ile! kendimizin ağırlığını taşıya taşıya sevmek kendimizi: insanları, doğayı severek. nefreti, çirkinliği duya duya sevmek. ağırlığın sıkıntısını, kahrını duya duya uçmak.
uçmanın ağırlaşmayla, sürünmeyle başladığını unutmamalı: ağırlığının ağırlığını yaşayabilen uçmayı hak ediyor! zerdüşt bunu söylüyor. çağımız zerdüştün çağı değil! belki hala gelmedi zerdüştün çağı. belki hiç gelmeyecek. insan uçamadığı için ancak teknolojiyle uçabiliyor. insan uçamadığı için ilaçlarla, cinsellikle, esriklikle uçabiliyor. insan uçamadığı için, düşlerinde uçuyor. yine, insan uçamadığı için şamanca, mistik yönelimlerle gözlerini kapatıp, düşüncelerinde uçuyor!
teknolojinin getirdiği rahatlıkla, insan uçmuyor; kendini uçurtuyor. uçtu uçtu, insan uçtu! dediğimizde çağımızın çocukları insan uçmaz, uçaklar uçar. diye biliyor. peki, uçakların içindeki insan uçmaz mı? uçmaz. uçakların içinde insan oturur ve yürü. isterse zıplayabilir.
insanlara günü birinde uçmayı öğretecek kişi, bütün sınır taşlarını yerinden oynatacaktır diyor nietzsche, bütün sınır taşları havaya uçacaktır önünde bu kişinin. sınır, düşüncemizin, duygularımızın, kendimize ve gerçekliğe bakışımızın sınırıdır. henüz insan uçamadığı için sınırlar var kollarının içine gizlenmiş kanatlarının ayırdında değil. kendinin değil de başka şeylerin üzerine binerek uçabiliyor. siyasal anlamda uluslar arasındaki sınırların kaldırılmaya çalışıldığı söyleniyor: dünya sonunda kocaman bir köy olacak. işte size söyleniyor: dünya sonunda kocaman bir köy olacak. işte size aşılamaz bir sınır: insanın farklılığını, çeşitliliğini, çoğulluğunu önleyen bir sınır.
insan, binip uçarak, dünyanın çok uzağındaki gezegenlere gitse de gerçekte, kendi içindeki kanatlarını keşfedemediği için sürünmeyi sürdürecektir. teknolojinin getirdiği olanaklar, iç özgürlüğünü sürünmeyi sürdürecektir. teknolojinin getirdiği olanaklar, iç özgürlüğünü yaşayabilen, kendi kanatlarını açabilen insanları uçurur ancak. kendi kanatlarımız, ancak kendimizle yaptığımız savaşın, kendimizle giriştiğimiz iletişimin sonunda oluşabilir. insanın kendisi olmayı öğrenmesiyle, fark etmediği kanatlarını keşfetmesi birlikte gerçekleşir.
ahmet inam
aralık 2002, ankara
düzeltme: yönlendirmeye takılmış bir başlık, kitabın asıl adı iyinin ve kötünün ötesinde'dir.