nefret ettiğim bir ülke, tarihine bakıp da nefret etmemek elde değil.
japonya, ikinci dünya savaşı başlayana kadar özellikle kore'de ve çin'de soykırıma varan katliamlar yaptı ama ne batı dünyası ne de sovyetler birliği sesini çıkarmadı. neticede faşizmin olduğu birkaç ülkeden biriydi japonya ve batı da sovyetler de faşizme karşı ''bana dokunmayan yılan bin yaşasın.'' mantığıyla hareket ediyorlardı. hatta stalin bunu bir adım ileri götürüp almanya ile müttefik olarak polonya'nın doğusunu aldı. sonuç olarak faşizm iyice azıtınca 2. dünya savaşı başladı ve japonya'nın cephesi de belliydi. japonya, (çok kişi tarafından bilinmez.) batı cephesi'nde sovyetler birliği'ni yendi ama doğu cephesi'ndeki abd'ye karşı olan direnişi 2 nükleer bomba ile bitti ve japonya teslim oldu. tesli oluşu ile birlikte başta sovyetler ve abd, japonya'nın üzerine çöktü. almanya'da olduğu gibi, nürnberg'e benzer mahkemeler tokyo'da kuruldu, asıl sorumlu olmayan belli kimseler yargılandı, idam ve hapis cezaları verildi ve çekinildi. ama olay bu kadarla kalmamıştı. japonya artık başka bir ülkeydi. bu işgal sürecinin sonunda japonya faşizmden kurtulmakla birlikte batı kültürünü beninsemiş bir ülke oldu. onun dışında japon kimliği gerek çalışkan, gerek disiplin, gerekse bu özelliklerden gelen gizli milliyetçilik açısından değişmedi. bundan ötürüdür ki japonya çok kısa sürede toparlandı ve eski halinden bile daha güçlü bir ülke haline geldi.
buraya kadar her şey hoş ve normal, anormal ya da bilinmeyen bir şey yok. peki ben japonya'dan neden nefret ediyorum? çünkü almanya, avrupa'da yaptığı katliamların cezasını çekmiştir (aslında almanya'nın cezasını çekme sebebi güçlü yahudileri öldürmüş olmasıdır, yoksa batılı devletlerin umurunda mı ölenler?) ama japonya doğu asya'da yaptığı soykırıma varan katliamların cezasını çekmemiştir. bundan ötürü kendilerine karşı hala bir antipatim vardır.
sevdiğim bir ülke. kültürüne, tarihine bakıp da sevmemek elde değil.
ikinci dünya savaşında yahudilerinkinden de büyük bir darbe yedikleri halde bu darbeyi vuran muzaffer olduğu için pek önemsenmeyen bir halka sahiptir japonya. savaşın en acı yüzünü görmüş bir halktır, özellikle sağ kalanları. çalışkan insanlardır. bugün yine bir deprem vurdu onları. refah içinde olmayı amerikan obezlerinden daha fazla hak ettikleri görüşündeyim, çünkü bu insanlar halk olarak çok çalışkanlar. almanlarla birlikte ikinci dünya savaşının bütün faturası onlara kesildi. biz türkler balkan savaşlarında aldığımız darbenin etkisinden kurtulamamışken bu insanların yıkılmış bir ülkeden bir barış toplumunu bu denli hızlı yaratmış olmalarına bakıp da imrenmemek mümkün mü? bu yüzden japonların mutlu olmasını istiyorum, çünkü onlar yirminci yüzyıl vahşetinin en büyük kurbanları. almanlar asla ders almazken, yahudiler kendilerine yapılanları bugün araplara yaparken japonya savaştan insanlık dersi çıkarmayı bilen tek ülke oldu. muzafferler ise zaten bildikleri yoldan devam ediyorlar, sadece ingiltere perde arkasına çekildi ve piyon olarak amerika'yı kullanıyor.
dedim ya, yirminci yüzyıl vahşetinin kurbanlarından olan bir ülkedir diye. söylenecek çok şey var onlar hakkında, ama kainata yalvarıyorum şu insanlara biraz mutluluk ver.
yahudi, fransızlarla birlikte kendilerini üstün ırk olarak kabul eden 3 ırktan birine ev sahipliği yapan ülke. yaşayanlarının özgüvenleri tavan yapmıştır.
japonya alfabelerini (hiragana, katakana) değiştirmemelerine rağmen gelişmeye devam eden ülke imiş (ulan mal o zaman romanji ne oluyor?). türkiye ise alfabesini değiştirip halkını cahil bıraktığı için geri galmuşmuş. bu nalkaponlar shinto inancının "ülke ve vatandaş için" çalışmayı nasıl yücelttiğini, islamın ise hurafeler ile nasıl kirletildiğini bilmiyorlar.
ilk olarak 1. yüzyıldan kalma Çin metinlerinde adı geçen ülke.
tokyo'Nun nüfusu 30 milyona yakınken toplam 130 milyon civarında bir insan popülasyonuna sahip ülke. Demokrasi 1948 yılında gelmesine rağmen gerçekten gururlu insanlar tarafından yönetilmektedirler. Yolsuzluk iddasıyla gündeme gelen tarım bakanı'nin intihar ettiği bir ülke aynı zamanda.
Radyasyonun tehlike riskinin arttığını açıklayan bakanında ağladığına şahit olmuştur birçok kişi...
Türkiye'yle kıyaslanmayacak kadar küçük bir yaşam alanına milyonlarca insan sığdırıp, hiroşima'dan sonra tekrar dirilen amerika'Nın ardından en çok milli gelire sahip olan ülke.
son 1 haftadır tamamen gözümün, kulağımın, kalbimin, bütün benliğimin olduğu ülke. neye üzüleceğimizi şaşırır olduk. ölenlere mi, kaybolanlara mı, yıkılan ülkeye mi, radyasyona maruz kalan insanlara mı, ailesiz kalan on binlerce çocuğa mı, yoksa söndürülmeye çalışan nükleer santralde çalışan kahramanların öleceklerine mi... tabir yerindeyse gerçekten nefesimizi tuttuk bekliyoruz mucizenin gerçekleşmesini. Allah yardımcıları olsun. Japonya gibi teknolojide aşmanın da ötesine giden bir ülke bu hallerde ise, biz neyimize güvenip santral yapmaya başlıyoruz akıl almıyor. ders çıkarmayı bilmiyoruz biz, illa bizim başımıza gelecek öyle "evet doğrusu buymuş, yapmamak lazımmış" diyoruz. ülkeyi dünya haritasından silmek mi isteniliyor anlamıyorum!?
senin benim gibi insanların yaşadığı ülke, hakkında palavra sıkmaya gerek yok.
bizden tek farkları çok daha çalışkan ve saygılı olmaları.
sorunun ne olduğunu, ne kadar büyük olduğunu kimse çözebilmiş değil. millet japonya'yı terk ediyor ama ölçümlerde radyasyonun tehlikeli olmadığı sonucu ortaya çıkıyor vesaire... umarım japon yetkililer milleti uyutmuyordur da gerçekten sorun halledilebilecek, ciddi zarar vermeyecek düzeydedir.
2011 yılının, şu ana kadar en üzücü olaylarının yaşandığı ülke.
şimdiye kadar hiç bir japonla karşılaşmadığım halde japonlar hakkında epeyce çok bilgi sahibiyimdir: japonlar acımasızdır. kılını kıpırdatmadan samuray kılıcıyla insanı ikiye bölebilirler. insanın ikiye bölündüğünü de bir süre sonra anlarız çünkü öylesine hızlı ve kusursuz bölmüştür ki bu samuray kılıcı, vücut bir süreliğine tek parçaymış gibi görünür. sonra, kesilen yerden koparak vücut iki parça halinde düşer.
yönettikleri uçağı doğrudan geminin kalbine düşürebilirler, utandıkları için kamayı karınlarına sokabilir ve kendilerini öldürebilirler, bir daha görmeyeceği annesine hoşça kal derken bir damla göz yaşı dökmezler, daha büyük sorunlar açmasını önlemek amacıyla patlamış bir nükleer santralde çalışmaya devam edebilirler...
yani, insanın, ölümün bu kadar da kıyısında olmasını aklım almıyor.
japonya nükleer serpintiyle kirlenirken, ben de yanlış bilgilerle kirlenmiş olmalıyım çünkü üzülmüyor olamazlar.
son deprem, tsunami ve nükleer tesis felaketlerinden sonra Mühendislerin bu dünyanın varlığı için her daim çalışmak, daha da çalışmak ve çok daha çalışmak zorunda olduğunu anladığım ne işse Türkiye gibi ar-genin olmadığı bir ülkede durduk yere üzerime yük bindirmiş ülkedir.
Yani düşünüyorum da Nükleer tesis olayı bir şekilde dünyada son buldu, bıraktık yapmayı etmeyi, güya ders çıkardık son olaylarda, Fosil yakıtlar da bitti ne halt edeceğiz lan biz? Bildiğin medeniyetin sonu, enerji sıkıntıları ve ona bağlı olarak dünyadaki herşeyin parça parça çöküşü, azalması yok oluşu.
Valla fosil yakıtların bitimine kadar yaşar mıyım bilemem ama durduk yere bunalttı beni bu son olaylar.
Ayrıca demedi demeyin 3. dünya savaşı da kapıda son kalan enerji kaynaklarını paylaşmak için hayırlı olsun.
inşallah ben yaşlı değilken çıkar da Türk çocukları cephede ölürken biz yaşlılıktan dolayı vicdan azabı çekmeyiz.
not: Nükleer enerjiden büyük ihtimal dünya vazgeçemeyeceği için en kötü durum senaryosu aklıma geldi.
bana göre çekik gözlü insanların tümünün ülkesi. tüm çinlileri, taylandlıları, korelileri falan bir araya toplayıp 'kavga etmeyin lan hepiniz japonsunuz' diyesim var.