elleri klavyede rahat hareket etsin diye her konserden önce elleriyle tavuk yiyen ve yağlı elleriyle bass çalan deli dahi. bir röpörtajında peki tavuk bulamayanlara ne tavsiye edersiniz sorusuna "burunlarının üstünü ellesinler orası hep yağlı olur" cevabını vermesinden, yağlı bir cilde sahip olduğunu da anlayabiliriz.
bass gitar aşkımı başlatan, günümüz virtüöz geçinen bass gitaristleri gibi "aaa bakın ben bass çalıyorum saniyede 240 nota basıyorum, çok hızlı slap atıyorum" gösterişlerine girmeden, doğru yerde doğru notalara basarak, bass'a ruh vermiş insan. bir diğeri için (bkz: roger waters)
1951 doğumludur ve ne yazık ki 1987'de aramızdan ayrılmıştır. sanıyorum hemen herkes onun çok büyük bir dahi olduğunda hem fikir (pek alakalı değil ama ayrıca çok yakışıklı ve karizmatikmiş de) ilk ve orta öğrenimini st. clementine adlı koyu katolik bir okulda görmüştür. sanat alanındaki ilk pırıltılarını ise müzikte değil resimde göstermiştir. ayrıca ilk gençliğinde spora çok meraklıdır ve çok da iyi basketbol ve beyzbol oynarmış (benim gibi) jaco asıl adı değildir. hayranı olduğu 'jocko conlan' isimli bir beyzbol oyuncusundan esinlenerek kendine bu ismi seçmiştir. asıl adı (yanılmıyorsam) anthony francis pastorius'tur.
müzik kariyerine babasından etkilenerek bir davulcu olarak başlamıştır. ama 15 yaşındayken oynadığı bir futbol maçında bileğinden sakatlanarak davul çalmayı bırakmak zorunda kalmıştır.
davuldan sonraki ilk ilgi duyduğu enstrüman aslında kontrabas'tır. ama nedense (belki enstrümanın hantallığından) kendisine bir fender bas gitar edinip perdelerini sökerek (boşlukları da ağaç parçacıklarıyla doldurup) efsaneleşmiş jaco soundunu oluşturmuştur.
en çok etkilendiği müzisyenler; James Jamerson, James Brown, Beatles, Miles Davis, Stravinsky, Jimi Hendrix, Duke Ellington, Charlie Parker, Paul Hindemith, Frank Sinatra, Tony Bennett, Santana, Frank Zappa, Bob Marley, Rocco Prestia, Tommy Cogbill, Ray Charles, Charles Mingus, John Coltrane, Otis Redding, James T. Doggington, Cannonball Adderley'dir.
1980'li yılların başlarında bipolar disorder olarak da adlandırılan bir tür manik-depresif kişilik bozukluğu yaşamaya başlamış ve bu sorunu yoğun uyuşturucu ve alkol kullanımıyla daha kötü bir hale getirmiştir.
ölümü, bara girmesi engellendiğinde kapının camına bir yumruk atınca müdahele eden badigard (adını da söylüyeyim de hep beraber bi küfredelim) 'luc havan'ın elinden olmuştur. (bu ayıcık bir martial arts uzmanıdır ve önce jaco'nın sağ gözünü kör etmiş sonra da beyin travmasına sebep olacak darbeleriyle bu az bulunur insanı aramızdan almıştır) (bir şey daha belirteyim de iyice okkalı bir küfür savurun şu ayıcığa)luc havan bu olay sonrasında ikinci derece cinayetten yargılanmış ve 4 (sadece dört) ay yattıktan sonra tahliye olmuştur.
1976 - Jaco Pastorius
1981 - Word of Mouth
1982 - Holiday for Pans
1982 - The Birthday Concert
1983 - Invitation
1983 - Twins I & II
1986 - Broadway Blues & Teresa
1986 - Golden Roads
1986 - Heavy & Jazz
1986 - PDB
büyük insan büyük müzisyen.dünyanın gelmiş geçmiş en iyi eletrik bas gitarsti.şarkılarında duygu teknik melodi olarak olarak mükemmeli yakalamayı başarmış her dinleyişimde beni tekrar tekrar kendisine hayran bırakan serseri kişilikli insan.
erken ölümü müzik dünyası açısından son derece büyük bir kayıp olan kişi.
şakılarını çalabilmek için çok uzun zamanlar uğraşmamı sağlayan kişidir ayrıca.
perdesiz basta harikalar yaratan fenderin kendisi adına özel bir bas gitar yaptığı kişilik.
her slap atana muhtesem basgitarist diyen insanlara, saniyede bilmem kac zilyon nota calabilen basgitariste tapanlara, sadece bir sarkisini dinletmenin kafi oldugunu dusundugum basgitarist.egerki akillarini almak (bkz: akil almak) isterseniz komple bir albumunu (tercihen herbie hancock ile yaptiklari live voyage albumu) dinletiniz.Olumu cok trajiktir overdose'dan olseydi daha az uzulurdum.sen git barda bodyguard'dan dayak ye sonra ol.oldu mu simdi?