yeni bir şirketle anlaşalı 10 ay oldu sözlük. o son anlaşma günü hatırıma gelince yazmadan duramadım.
iyi bir işyeri olunca ve beklediğimin üzerinde bir maaş teklif edilince sözleşmeyi yutarcasına okuyup imzaladım. zaten ik sorumlusu imzalayacağımdan o kadar emindi ki ben gelmeden tüm formları hazırlayıp kendi yerlerini imzalamıştı bile. neyse sonuç olarak "işte böyle koyarlar çocuğu" sırıtışı ile şirketten çıkıp halkın arasına karıştım.
işi almıştım ama psikolojim gene bozuldu. beklentilerinizin üzerinde bir teklif gelince hele, ufaktan bir özgüven artışı, bu özgüven artışına bağlı gelişen göt kalkıklığı, efendime söyleyeyim çevredeki insanları beğenmemeler falan daha ilk dakikadan etkisini göstermeye başlamıştı. dolayısıyla çıkar çıkmaz bir taksi çevirdim. ne o öyle yürümeler falan eskisi gibi. dikildim taksinin arka kapısının önüne. bir kaç saniye geçti bu şekilde. ben taksiciye bakıyordum taksici bana. bi süre öyle bakıştıktan sonra "ee kapıyı açmayacak mısın" diye işaret yaptım. sanki mercedes marka makam aracımın özel şoförü amk. "kapı kilitli değil açık" dedi şoför. "yok kalkıp sen açacaksın" dedim. hiçbir şey demedi. başparmağını işaret ve orta parmağının arasına sokup bana doğrulttu. o şokla kendime geldim.
napıyordum allahım ben? "daha 2 gün öncesine kadar iş arıyordun iyi bir iş buldun diye adam mı oldun it" diye kendime kızarak taksiden uzaklaştım. çevre yoluna kadar yürümeye karar vermiştim. zira biraz yürüyüş iyi gelecekti. canavar gibi bir motor sesi duyunca hızla arkama dönüp baktım. taksici yetişmişti bana. arabayı üstüme doğru sürünce kendimi kaldırıma zor attım. son kez hareket çekip uzaklaştı. haklıydı piç..
bu ikinci şoku da atlattıktan sonra cep telefonumu çıkardım cebimden. bütün sevdiklerimi arayıp iyi bir işe girdiğimi tek tek haber verince vücutta ve özellikle göt bölgesinde gene bi hareketlenme başladı. gözleri kısarak çevreye bakış atmalar, dudak büzmeler, hiçbir şeyi beğenmeyen piç surat ifadesi tekrardan yerleşmişti yüzüme. yok buna engel olamıyordum. hızlanan kan dolaşımım, tüm hormonlarım ve beynim buna engel oluyordu. izmir otobüsünü beklerken celal bayar üniversitesi izmir servisi geldi yanaştı. atladım tabi hemen. içi cbü öğrencileri ile doluydu. arkaya doğru yürürken her birinin yüzüne adam mısınız lan siz bakışı ile baktım. siklemediler haliyle. geçtim en arka sıraya oturdum. bu sefer arkalarından acıyarak baktım bunlara ama farketmediler tabi. enikler daha okuyacaklar, staj yapacaklar, askere gidecekler, iş arayacaklar diye düşünürken birden kendimi tutamayıp "yazık lan size koduklarım. hahahahaha acıyorum size zavallılar, fakir piçler!" diye haykırdım.
öndeki dörtlüde oturan gerçekten piç bir grup haliyle kalktı yerinden. biri bi omzuma diğeri diğer omzuma koydu elini. üçüncüsü kravatımla uğraşırken dördüncü de kolları sıvamaya başladı.
+ ne dedin lan sen!
- abi şey.. valla bak.. ben yeni işe girdim de, heyecandan valla ne dediğimi bilmiyorum kusura bakmayın nolur.
+ geldiğin yeri unutma koçum, sen de öğrenci oldun.
- haklısın abi,
öğrencilik kutsal tabi.
allah benim belamı versin abi
bi daha olmaz.
korkudan doğaçlama şiir besteliyordum resmen. sikmeseler bari diyen cem yılmaz gibi titriyordum. allahtan iyi abilermiş de nasihat verip bıraktılar beni. zaten biraz daha üstüme gelselerdi "burdan buyrun abi" diyerek arkamı dönecektim. ucuz atlatmıştım. derinden bir ohh çekip yeniden yaslandım koltuğuma. kafamı cama dayadım ve izmire varana kadar bakamadım otobüsün içindekilere.
ama o ipneler staj istemeye gelecekler kucağıma. aklımdasınız oğlum.
- turkcell 4 milyar maaşla başlatıyormuş hacı duydun mu?
+ yalandır oğlum keklemişler seni.
- ilan vermişler oğlum ben başvurdum hatta, 4 milyar lan!
+ hadi len ordan.
- valla bak proje mühendisi olarak giren..
+ la bi sktirgit, hatta çık odamdan, defol görmeyeyim yalancı pislik ev arkadaşı.
kapıdan çıkar çıkmaz kilitledim arkadan. hemen kariyernet'i açtım. turkcell proje mühendisi hmmm, endüstri mühendisi uyuyor, askerlik uyuyor, hmmm 4 sene benzer sektörde tecrübe uymuyor, sap bilgisi uymuyor, ingilizce ve almanca uymuyor, 35 yaşını geçmemiş aha bu uyuyor lan tam benlik ilan! başvurdum ve mucize eseri 1 hafta sonra aradılar.
- ali bey'le mi görüşüyorum?
- buyrun benim?
+ turkcell'den arıyorum ben ismim gamz..
- istemiyorum ablacım, turkcelle geçmek istemiyorum, bu kaçıncı arayışınız ya?
+ ama ben ins..
- avea'dan memnunum bacım ben, artı nefret ediyorum turkcell'den niye anlamak istemiyorsunuz?
+ insan kaynaklarından aramıştım beyefendi!
- in.. inn.. sannn.. (kurban olurum sana ben) hehe, kem küm, gamze hanım, nasıl özür dileyeceğimi bilemiyorum.
+ olur beyefendi ilk defa başımıza gelmiyor sorun değil.
- senin kedi ca.. öhm şey gamze hanım sizi dinliyorum buyrun.
2 gün sonrası için iş görüşmesine davet edildim. evde nasıl bir bayram havası vardı anlatamam.
- olm lan turkcell'e girince, 4 milyar da maaş, artık bizi götürürsün boğaza balık yemeye.
+ tabi oğlum balık senin itin olur.
- off arabada alırsın gezeriz?
+ en kralından hacı, itin olur.
- kirayı da ödersin artık?
+ itin o.. sktir lan o kadarda uzun boylu değil amk.
- götün kalktı senin iyice nolur lan ödesen itolit.
+ oldu amk sen üstüne rahat birşeyler al hatta ben de sana bi içki getireyim.
- ben söyledim oğlum sana o ilanı.
+ ehh skerim beni çağırdılar lan seni mi çağırdılar.
- haram zıkkım olsun lan..
2 gün sonra sabah 8'de jilet gibi giyindim, sinekkaydı traş, güzel kokular, naneli sakız, herşey tamamdı. odamdan çıkıp salona geçtim ki ne göreyim. şerefsiz ev arkadaşım aynı benim gibi giyinmiş karşımda bekliyordu.
- çıkıyor muyuz hacı?
+ sen nereye lan?
- bende gelicem senle.
+ o niyeymiş?
- yanında dururum lan, hiç sesimi çıkarmam valla bak.
+ la havle! belamısın oğlum sen?
- nolur lan beni de götürsen, belki bana da birşeyler çıkar, he hacı?
baktım konuşarak ikna edemeyeceğim birden arkamı dönüp koşmaya başladım. hızlıca kapıyı çarptım arkamdan, giydim ayakkabıları, arkama bile bakmadan koştum, koştum.. 20 dakika kadar takip edebilse de şişli taraflarında izimi kaybettirmeyi başardım.
babam demişti oğlum aynı bölümden mezun ev arkadaşı alma yanına, anlaşamazsınız diye. aynı bölümden mezun olmadığımız halde babama hak verdim. iş görüşmesinden fazla bahsetmeyeceğim. psikolojimi bozan kısma ağırlık vereceğim. iş görüşmesinde kişisel bilgilerim dışında hiçbir soruya doğru cevap veremeyince görüşme 15 dakikada bitti. teselli ikramiyesi olarak turkcell 100 kontör verdiler. onu da bi büfeye 14 milyona satıp 2 paket marlboro aldım karşılığında. 2. paket bitmek üzereydi ki şerefsiz ev arkadaşıma turkcell gamze'den telefon geldi. o telefondan 3 hafta sonra işe girdi pezevenk. ortaköy'de ev tuttu. hala her ay turkcell'den 100 kontör gönderir bana. iyi çocuk aslında.
şık bir takım elbise, hoş bir parfüm kokusu ve hafif naneli bir sakız.. iş görüşmesine giderken üzerinizde olması gereken üç olmazsa olmaz ile birlikte evden çıktım. mesleğimle hiçbir alakası olmamasına rağmen bir firmanın rusyadaki yan sanayileri için "yurtdışı tedarikçi geliştirme mühendisi" başlığıyla verdiği afilli bir ilanın cazibesine kapılmış izmir'in güzel bir ilçesine doğru yola koyulmuştum.
her iş görüşmesi yolculuğunda olduğu gibi gene hayaller alemine dalışa geçtim. şirketteki ilk günümde ayda 5000 lira maaşa ilaveten bana lüks bir araba tahsis ediliyordu. lüks arabamla beraber havaalanına gidiyor, moskova uçağını beklerken espressomu yudumluyordum. yolculuk kısa ama zevkli geçiyordu. ilk gün moskova'daki fabrikada işlerimi bitiriyor, blackberry'den merkeze rapor mailimi atıyor ve moskova akşamlarına kendimi bırakıyordum. türkiye'nin doğal güzellikleri hakkında güzel rus kızlarına şirket profiline uygun sunumumu yaptıktan sonra 5 yıldızlı otelime dönüyor ve sıcak bir duşa giriyordum. hayat çok güzeldi.
birden keskin bir kolonya kokusu geldi. şerefsiz muavin beni güzel düşlerimden 1 milyonluk bir kolonya şişesiyle uzaklaştırmayı başarmıştı. kolonyamı yüzüme gözüme sürüp muavine teşekkür ettikten sonra arkasından "soluğunu skiim" diye mırıldandım. çok hızlı bir şekilde arkasını döndü. üzerimde takım elbise, sinek kaydı traş, bebek bir yüz ve oturur vaziyette olmam zaten günde 16 saat yolculuk yapmaktan dolayı siniri tepesinde, "yokmu beni s.ken" diyen birini arayan muavine karşı şansımı sıfıra indiriyordu. resmen "yokmu beni s.ken" diye mırıldanmıştım muavine. şoförle birlikte beni evire çevire dövecek, abi bokunuzu yiyeyim dememe zerre kadar aldırmayacak ve in lan aşağı diyerek beni orta kapıdan geldiğim yere, çöplüğe degajlayacaklardı. iş görüşmesi yalan olacaktı. bütün geleceğim ve istikbalim tehlike altında olduğundan ayağa kalktım ve yumruğumu sıkıp kendimi ilk vuruşa odakladım. muavini ilk vuruşta indirdikten sonra ne olacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu ama geleceğim için bir şeyler yapmak zorundaydım. ben yumruk beklerken "su mu istedin birader" diye sordu sert bir şekilde. birden ayakta olduğumu farkettim. hemen toparlamam gerekiyordu çünkü yumruğumun sıkılı olduğunu farkederse muavinle geri dönüşü olmayan bir yola girebilirdik. "yok canım abim ben alırım" dedim ve orta kapıya doğru yürümeye başladım.
otobüsten inip fabrikaya doğru yürürken götümden akan soğuk terler hala kurumamıştı. aynı boş boğazlığı ik sorumlusu bayan'ın karşısında yapmamak için kendime söz verip yoluma devam ettim.
yaklaşık yarım saattir skindirik bir odada şerefsiz ik görevlisinin gelmesini bekliyordum. yerdeki karo taşlarını saymayı bitirmiş, 3 kere burnumda birşey var mı diye kontrol çekmiş, kalıplaşmış ingilizce cümleleri 2'şer kere tekrar etmiş, araya ik'cı bayan hakkında bir fantazi bile sıkıştırmıştım. yapacak birşey kalmamıştı. burnumu 4. kez kontrol etmeye hazırlanıyordum ki içeri girdi. zamanlamasını takdir ettim. işte başlıyordu. ne olursa olsun bu işi alacaktım.
lk başta herşey çok güzeldi. bana şu ana kadar hiçbir hatunun sormadığı o şukela soruyu sormuş beni benden almıştı. "sizi biraz tanımak isterim, bana kendinizden bahsedebilirmisiniz?" sazı elime almıştım, anlattıkça coşuyor, kendime öve öve bitiremiyordum. bilgisayardan giriyor, ingilizceden çıkıyor, bitirdiğim projeleri şirketleri iflastan kurtarmışım edasıyla anlatıyordum. erasmusla amsterdam'a gitme durumumu ve bu tecrübenin bana ve kariyerime yaptığı olumlu etkileri sıralamaya hazırlanırken birden araya girerek "would you please tell us about your erasmus experience and the values that you add your career with it" diyerekten soruyu koydu, arkasına yaslandı, rahatça gerindi ve sırıtarak dinlemeye hazırlandı. bi orgazm sigarası yakmadığı kalmıştı. kırmızı ışığı görüp son hızla gitmekteyken frene basmış acılı bir ferrari gibi hızım kesilmiş, resmen sarsılmıştım!
anama küfretmiş gibi baktım suratına ilk bir iki saniye. sonraki saniyelerde ne dicem lan ben bu karıya diyerek iyice odaklandım suratına. resmen uzunca sayılabilecek bir süredir, buzağı gibi karının suratına bakıyordum. ik'cı bayanın ilk baştaki sırıtışı yerini tedirginliğe bırakmıştı. ben ise birden rusya yolculuğunu hatırlayıp mutlaka birşeyler anlatmam gerektiği farkettim. uykudan uyanmışçasına irkilerek "i am 25 years old" diyerekten konuşmaya başladım. sonradan kendime defalarca yaratıcı bir biçimde küfretmeme sebep olan bu aptal giriş cümlesinden sonra tahmin edersinizki saçmalamaktan öte bir şey yapamadım. yaş konusunu erasmusun bana kattığı tecrübelere nasıl bağladığımı hala hatırlayamıyorum. hatırlayabildiğim tek şey ik'cı bayanın bana ezilecek bir böcek gibi, iğrenerek bakıyor olduğu gerçeği idi. resmen tiksindirmiştim kendimden. tamamen s.çmıştım. toparlamak için artık çok geçti, ne yaparsam yapayım hatun tarafından ingilizce zıçan adam olarak hatırlanacaktım. rus kızlar, lüks otomobiller ve espressolar hayal olmuştu. birden ingilizcenin değil rusçanın daha önemli olduğu bir şimşek gibi beynimde çaktı. ama kahretsin ki rusça da bilmiyordum. ama önemli değildi ve hemen bu hafta içinde rusça kursuna başlayacağım hakkında bir yalan uyduruverdim. bu zekice hamle meyvesini vermiş görünüyordu, zira bana tiksinerek bakmakta olan ik'cı hatun etkinlendiğini belli eder şekilde "hmm evet iyimiş" dedi. güvenim kendime gelmişti. ortalığı kasup kavurmaya hazır bir tarkan olarak lavların arasında tekrardan doğmuştum. tam kılıcımı elime almış "atıl kurt" diyordum ki o kahreden ikinci soru geldi: "bu işle alakalı bir tecrübeniz olmadığı halde kendinizi bu işe uygun görme nedeniniz nedir? neden sizi seçelim?"
aslında haklıydı. rus kızlarla bi tecrübem yoktu, hayatımda hiç lüks bir arabaya binmediğim gibi uçağa da en fazla 4 kez binmiştim. terlemeye başlamıştım, düşünemiyor konuşamıyordum. son 15 yılda hızla gelişen insan kaynakları politikalarının gelmişine geçmişine sövüyordum içimden. doğru işe doğru insan politikasını bırakıyor, performansa dayalı ücret yönetimini alıyordum altıma.
o dakikadan sonra iş görüşmesinin nasıl devam ettiği konusunda hala bir fikrim yok. en son ik görevlisine ileride "yurtdışı tedarikçileri geliştirme ve yaşatma derneği" kurmayı planladığım gibi bir cümle kurduğumu hatırlıyorum.
fabrikadan sarhoş gibi çıktım. başım önde, sağıma soluma bakmadan otoyola kadar yürüdüm. dönüş yolunda da aynı puşt muavine denk geleceğim korkusuyla otostop çekmeye karar verdim. lüks bir araba geliyordu, baş parmağımı hareketlendirip otostop çektim. durmadı pezevenk, yolda birikmiş suları da üzerime sıçratarak tam gaz bastı gitti. 100 metre ileride havaalanı yoluna saptığını gördüm.
yapacağınız görüşme eğerki bir toplu iş görüşmesi ise kapısında beklerken diğerlerine " siz nerden mezunsunuz " deyip alınan cevapla moral olarak sıfıra düşebılır. "amanın şapı yuttuk içeri girerken çelmemı taksam buna nööörsem bu varken bunlar benı buraya çaycı yapmazlar " dıye dusunerek depresıf havaya sokar adamı. Kımseye soru sormamak ve kımsenın sorusuna yanıt vermeyerek gızem yaratmak lazımdır.
çok gergin ve stresli bir durumdur. hele bir de hiç iş tecrübeniz yoksa karşı taraftan olumsuz yanıt gelme olasılığı yüksektir. bu görüşmelerde jest ve mimikler abartıya kaçmadan kullanılmalı, samimi olunmalı ve kesin ve net ifadelerle konuşulmalıdır.
en kötü huyunuz nedir? (kim yoğurdum ekşi der)(beni tanımayı denemelisin bebeğim sonrasında kararı sen ver)
şirketimizde işe alındığınızı düşünün, x kişiyi görürseniz utanır mısınız? (x kişinin götü açıkta mı dolaşıyor merak etmedim değil)
ihtisasınız elektronik ancak su tesisatında kaçak olursa ne yaparsınız? (anasını bile mikerim, ne iş olsa yaparım. yalarım yutarım oh ye)
tarzında eblehçe soruların havalarda uçuştuğu görüşmelerdir. enteresandır, oldukça komik ancak bir o kadar can sıkıcıdır.
2 ayda yaklaşık 15 tanesine girdikten sonra beynimi eriten, çürüten ve beni adeta bir walkera dönüştüren görüşmelerdir. "iiiişş" diye ortalıkta gezer oldum ona amenna da, son 4-5 yılda yaptığım en büyük salaklıklardan birine sebep oldular ona üzülüyorum.
dediğim gibi tam 2 aydır iş arayan yeni mezun, bir inşaat mühendisiyim. bugünkü ile beraber toplamda 15 tane iş görüşmesine girdim. artık umudumu kesmiştim, askere gideyim bari diye düşünürken bir buçuk ay önce başvurduğum bir yer aradı. gittik görüştük. toplamda 10 dakika süren bir görüşmeden sonra "tamam aralıkta başlayabilirsiniz" dedi bana şirketin sahibi. şok olmuştum. biz size dönerizler, şu siteye girin şu testi yapınlar, biz sizi arayacağızlardan hiç biri olmadan direkt işe girmiştim. bu arada iş vermeye niyeti olan adamla niyeti olmayan adam diye iki sınıf iş veren varmış bunu da öğrendim. cumartesi pazar tatil -ki inşaat mühendislerinin %90 böyle bir şeyi hayal bile edemez", araba, öğleden sonra 16:30 da biten bir mesai... cennet cennet.
güle oynaya eve döndüm. haber bekleyenlere haber verdim derken, okuldan çok sevdiğim bende çok emeği olan bir hocam aradı ve "mellon sana iş buldum oğlum pazartesi başlıyosun" dedi. nasıl yani? 2 aydır evde göt büyüten, 5 kilo alan bana aynı gün iki ayrı iş yerinde işe başlamam için fırsatlar sunulmuştu. vay amk dedim bir daha içimden.
bugün de işte bu ikinci firmaya gittim. aklımda her şeyi çok güzel kurdum. tecrübe var ya güya 14 tane iş görüşmesinden. yine 10 dakika falan süren bir mülakattan sonra bir "tamam haftaya gel başla" daha vardı elimde. ve o kritik soruya sıra geldi "ne kadar maaş beklentiniz var bizden?" en çok bu soruya hazırlıklıydım güya. pat diye söyleyecektim aklımdaki miktarı. miktar dediğim de yeni mezun adama ne verilmesi gerekirse onu istiyorum. atla deve değil yani. bir anda ağzımdan isteksizce, kontrolsüz olarak "bir maaş beklentim yok" çıktı. içimden "lan ne dedin lan mal. gerizekalı" diye kendime söverken şirket sahibi "böyle düşünmeniz çok güzel, zaman içinde mutlaka maaşınızda artış olacaktır." dedi ve çıktı gitti. arkasına bile bakmadı. masada göt gibi kaldım. ne kadar maaş alacağımı bilmeden işe kabul edilmiştim.
artık elimde hangisini reddedeceğimi bilmediğim 2 adet "pazartesi gel başla" teklifi ile bekliyorum. nasıl bir karar vereceğimi bilmiyorum ama yaptığım bu mallığı uzun süre unutmayacağım. umarım orta vadedeki bir gelecekti mallık kotamı doldurmuşumdur. kendimi düşürdüğüm pozisyona bak arkadaş.
ışık yılı sonra gelen edit: ikinci teklifi kabul edip 7 ay çalıştım. ilk tekliften de 300 tl daha fazla bir maaşım oldu. haftasonu tatilim de vardı. 2 gün hem de. ama ofis ortamıydı. ofis insanından, entrika çevirme çabalarından, yeni geleni ezme hallerinden, ayak kaydırma operasyonlarından, arkadan konuşmalarından kısaca ofise dair ne varsa nefret ettim. harita mühendisi olduğundan inşaat mühendislerinden haz etmeyen bir şefin altında çalışmak zulüm geldi açıkçası. haziran gibi işi bıraktım. bir hafta içinde umman'da saha işi buldum. şu an da halen umman'da saha mühendisiyim.
bugün sinir harbi ve hayal kırıklığı ile sonuçlanan görüşmelerden birisi yaşanmıştır. ilk görüşme yapılmıştır gayet başarılı geçmiştir. aranılan özelliklerimize uyuyorsunuz denmiş fakat yine de 15 gün süre verilmiştir hemen akabinde ikinci görüşme için ararsak maaş ve işleyiş hakkında görüşmek için ararız denmiş ilk görüşmeye son verilmiştir. aradan tam 1 hafta geçmiştir ve yine aranılmış olmamın verdiği sevinçle dostu düşmanı arayıp oldu bu iş diye haber vermememin salak bir sonuca varacağını bilmeden sevincimi paylaşarak bugün yine lanet olası kuruma gidilmiştir. bu kez genel müdür sıfatındaki kişiyle görüşülecektir. dedim herhalde maaşı filan kendisi anlatacak. neyse ilk önce burcum ve özellikleri sorulmuştur.(ne alaka amk yerinde bu soru) sonrasında bir yanlışlık oldu cv de işletme yazdığını görünce muhasebe departmanı için aradım ben sizi denmiştir. ilk görüşme özet halinde anlatıldıktan hemen sonra birkaç hakaret ve sinir boşalması sonucunda görüşmeye son verilmiştir.
ulan manyak mısınız?cv de her bir bok yazarken orada koskoca dış ticaret departmanı ve yönetici kadro yazarken ben işletme yazısını görünce muhasebe sandım ondan çağırdım denir mi insana?
böyle kurum ve kuruluşlara işe girelim diye uğraşıyoruz yazık biz işsizlere. allah topunuzu bildiği gibi yapsın!
Kurumsal bir çok şirkette artık görüşmelerin ön mülakatını piskiyatırların yaptığı zırvalık
-hoşheldiniz
+hoşbulduk
-kendinizle ilgili bir başarı hikayesi anlatırmısınız?
+komşunun kedisi ağaçta kaldı herkez bakarken ben çıktım aldım alkış kıyamet koptu ağaca ve kediye adımı verdiler,
-hımm güzel
-bir topluluğa liderlik yaptınızmı? sivil hayatta bunu örneklendirirmisiniz?
+mahalede çete kurmuştum herkezi dövdük.
-çok zor durumda kalsanız ve karşınızdakini ikna etmeniz gerekse ne yaparsınız.
+gelsene sen şöye kenara...
-tamam anlaşıldı bey efendi biz sizi arayacağız...
karşınızda orospu çocuğu biri vardır işsizsiniz,ihtiyaç sahibisiniz diye sizi aşağılamak için her fırsatı değerlendirir. iş görüşmesi dediğin böyle birşey bilmeyenler öğrensin.
Bitmek tükenmek bilmez iş görüşme tarzları ya bankalar sabahın köründe arar görüşme yaparlar yada özel sektörteki firmalar telefonda ingilizce mülakat ki bu son dediğim oldukça ilginç(*)anlam veremedim görüşme tekniklerine.
çok .boktandır. gelsinler evimizde görüşsünler görsünler vs. nıye öyle sıkıcı konuşmalar, numaralar. sallamalar. gerzek yerıne koymalar bırbırını...dünyanın en sıkıcı 4. şeyi. bazen komik olaylar da döner tabii. adamla kanka olup çıkarsın işe alınmazsın ama arkadaş olursun vs. yahut geyiğe vurup eğlenirsin. işte bu güzel.
en sevdigim şeydir şu hayatta. hatta bir ara rutine baglayıp acaba iş görüşmesi meslegim mi olsa diye düşünmeye bile başlamıştım hatta ve hatta yok ben işe başlamim birkaç görüşme daha yapim, yaptıkça egolarımı tatmin edim, o karşımda kocaman güçlü duran adamları yarım saat içinde kediye çevirim, kedi olduklarında da zevkten dört köşe olup yaaaa naber dumur oldun dimiii diyeyim diye düşündüm.
egolarınızı tatmin etmek için birebir bir yöntemdir.