erol evginin insani cok acayip triplere sokan parcasi sözleri ise:
gün ağarırken, tek başıma oturmuşsam
henüz daha gözlerimi bir an bile yummamışsam
sen yoksan yine, bense yorgun ve yalnızsam
hele bir de, bir de canım hasretine kapılmışsam
ve gözümde tütüyorsan buram buram
işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
hoyrat bir rüzgar eserken,
sallanan gemi misali
sallanır durur içimde dünya
son ışıkları sönüyorsa sokakların
yeni bir gün giriyorsa penceremden yavaş yavaş
sen yoksan yine, bense suskun ve bitkinsem
hele bir de bir kadehin gölgesine sığınmışsam
ve yılların hesabını şaşırmışsam
işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
külrengi bir akşam vakti
kaybolan renkler gibi
kaybolur gider gözümde dünya
işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
bir koca çınar dalından
savrulan yaprak misali
savrulur gider güzelim dünya
--spoiler--
son ışıkları sönüyorsa sokakların
yeni bir gün giriyorsa penceremden yavaş yavaş
sen yoksan yine, bense suskun ve bitkinsem
hele bir de bir kadehin gölgesine sığınmışsam
ve yılların hesabını şaşırmışsam
--spoiler--
vokalde la la la terennümü arabeske düsmeden derin bir isyanin tercümesi olan ne vakit dinlense çölde bile olsaniz gümbür gümbürleyen şimsekler ve gökgürültüsü altinda ormanlik alanda oldugunuzu varsaydiran hatta sizi ciddi ciddi inandiran ve tribe sokan parcadir.
size bir melih kibar belgeselinde öğrenmiş olduğum bu şarkının hikayesini anlatmak istiyorum.
melih kibar kimya masterı yapmak üzere londra'ya gider ve gittiği gece bir fırtınaya yakalanır. öyle ki kendi anlatımıyla;
''müthiş bir fırtına var. inanılamayacak bir şey. ben o fırtınanın tarifini nasıl yapacağımı bilmiyorum. okyanus fırtınası,kopuyor ortalık. moralim bozuldu babama da bir şey söyleyemiyorum. sonra odadan çıktım,baba ben bir etrafa bakayım dedim. karanlık bir koridorda gümm diye bir şey çarptı. baktım bir piyano. gittim kapağını açtım. o piyanoya bir şey anlatmam lazım,korkumu kompanse etmem gerekiyor. anlattım zaten. çok hoşuma gitti koşarak odama gittim,odamı zar zor buldum. bavulu açtım bir kayıt cihazı aldım,kasete o parçayı çektim.''
ardından melih kibar oluşturduğu besteyi babasıyla istanbul'a,çiğdem talu'ya gönderir. talu ise nerede ve nasıl yapıldığını bilmediği bu besteye bir söz yazar ve londra'ya, melih kibar'a postalar. yine melih kibar anlatımıyla;
'' çiğdem yine her zamanki üslubuyla, seni gidi seni gene neler yapmışsın gene çıldırttın beni ama bilmiyor o parçanın neden yapıldığını. ekte sözleri bulacaksın inşallah unutmazsın,dedi. iki sayfalık bir mektup,pembe bir zarfta gelmişti. nerede okuduğumu bile hatırlıyorum odada. birinci sayfayı öteki kağıdın altından alıp da başlığı görünce ben duvara tutundum. içimdeki fırtınaydı şarkının adı.. ''
bu kadar tesadüf olabilirdi elbette. evet,çiğdem talu bu bestenin neden ve hangi koşullarda yapıldığını bilmediği halde şarkının ismini '' fırtına '' ile ilişkilendirmişti.
yıllar sonra bir tv stüdyosunda yeniden buluştuklarında melih kibar bu besteyi çalacak ve çiğdem talu ise defterinden sözleri okuyacaktı.
'' Gün ağarırken tek başıma oturmuşsam
Henüz daha gözlerimi bir an bile yummamışsam
Sen yoksan yine bende yorgun ve yalnızsam
Hele bir de birde canim hasretine kapılmışsam
Ve gözümde tütüyorsan buram buram
iste o an bir fırtına kopar
Sanki o an yer yerinden oynar
Hoyrat bir rüzgar eserken
Sallanan gemi misali
Sallanır durur içimde dünya
Son ışıkları sönüyorsa sokakların
Yeni bir gün giriyorsa penceremden yavaş yavaş
Sen yoksan yine bense suskun ve bitkinsem
Hele bir de bir kadehin gölgesine sığınmışsam
Ve yılların hesabını saşırmışsam
işte o an bir fırtına kopar
Sanki o an yer yerinden oynar
Kül rengi bir akşam vakti
Kaybolan renkler misali
Kaybolur gider gözümde dünya
Iste o an bir fırtına kopar
Sanki o an yer yerinden oynar
Bir koca çınar dalıdan
Savrulan yaprak misali
Savrulur gider güzelim dünya ''
melih kibar devam ediyor;
'' çiğdem talu ve melih kibar bir tesadüf değil. içimdeki fırtına da bir tesadüf değil. bu müthiş bir şeydi. çiğdem'e telefon açtım,açması için telefon başında 8.5 saat bekledim. çiğdem dedim,sen bu parçayı neden yaptığımı biliyor musun ? ağladık o telefonda. bu başka bir şeydi. yani bu.. allah insanlara bunu yaşatmalı. yani çok özel bir şey. ondan sonra herkes çiğdem talu-melih kibar olarak görmeye başladı.. ''
Akşam tv de hiçbir halt olmadığından otürü bu diziyi babamla izledim azicik.
Babam bile bak kız düşecek dedi düştü bak kız dirilcek başka kimlikle gelcek dedi geldi babam ne dediyse çıktı.
merve boluğur hayranlarının peynir ekmek gibi izleyeceği dizi.
şöyle reklamlarda ben de denk gelip görünce ulan ne karılar varmış be diyorum. sonra murat dalkılıç'a dönüp bakıyorum.
hakkaten güzelin yanında çirkin olurmuş.
son olarak merve boluğur gibi bir dişinin afeti devran bir hatunun yanında sümüklü gibi duran o diğer kız güzellik yarışmasında birinci mi ikinci mi ne olmuştu onun ne işi var allasen?
merve boluğur baksa yemin ediyorum duvar dile gelir.
Diziye şöyle bir göz attım. işte kardeşi olduğu kişiyi denize atıp aradan yıllar sonra karşısına çıkıp intikam almak isteyen ve kendisini gizleyen bir formatta.
Bir sahnede şunlar geçiyor. Denize atılıp kurtulan kişi kendisini gizlemek için ailesinin bir trafik kazası geçirdiğini o zaman kendisinin üç yaşında olduğunu söylüyor. Diğer kardeşi olan kişi bebek koltuğunda emniyet kemeri yokmuymuş diye soruyor.
Diğeri de yokmuş veya takmamışlar herhalde diye cevap veriyor. Şimdi bunların yaşı yirmiden fazla. Bebek koltuğu daha Türkiye'de beş on yıllık bir mesele bile değil. Bunlar nasıl bir senaryo yazdılar merak ediyorum.