yazlar sıcak mı sıcak , kışlar soğuk ve çamurlu geçer.
istanbulun havası bağdat caddesinde parfüm kokar.kadıköyde balık ekmek kokusunu duymamak işten değildir.
beşiktaşa gelince çay ve simit kokusu hissedilmeye başlanır. belediye otobüsüne binilince yer yer ter kokusu,iç bölgelere ilerlendikçe de osuruk kokusu hakim olur.özellikle sabahın ilk saatlerinde fırçalanmamış dişler nedeniyle cevizlibağ-kadıköy otobüslerinde ağız kokusu kendini gösterir ve bu 3 kokunun birleşmesiyle lağım kokusu kıvamına ulaşılır.
akşam saatlerinde beyoğlu alkol, sigara ve esrar kokar.kasımpaşaya inildikçe göt korkar.havaların da ısınmasıyla haliç üzerinde bok kokusu hissedilir derecede artar.bakırköye gidildikçe il geneline hakim olan egzost kokusu burada daha iyi hissedilecektir.
her gün uyanıp gökyüzüne baktığımda kimi gün içime huzur, kimi gün ise dayanılmayacak ve bazende kaldırabilememekten korktuğum bir sıkıntı çöker içime. senden mi benden mi bizden mi neden diye sormaktan da sıkıldım artık istanbulun havasına attım suçu. yaşadığın soluduğun içine çektiğin sindirdiğin hazmettiğin hava bu kadar değişkenken, sen ben biz nasıl aynı kalalımki.
evden güneş gözlüğüyle çıkıp on beş dakika sonra şakır şakır yağmaya başlayan yağmurda neye uğradığınızı şaşırmanıza neden olan bursa'nın havasından sonra hasretle aranan, güzelim istanbul'un havasıdır. bana göre her şeyi gibi, bu da güzeldir. tekrar söylüyorum, bana göre.
"bir çok şaire esin kaynağı olmuş bir havası vardır istanbulun" derler. ancak bunu coğrafi koşullar olarak değil de sanatsal bir söylem oluşturmak adına söylerler. ne derece haklılar, bunu zaman gösterecek.
uzun ayrılık sonunda solunduğunda "özlemişim bu şehri, şu denizin şu tarihin kokusu bak, yaşanır burda yahu" dur.
bir kaç gün sonraysa "lanet olsun şehre de güzelliğine de, egzoz kokusu resmen, en kısa sürede dönmeliyim" dir.