böylesine vurucu, kreatif tümceler karalayabilen bir beynin, adına islam dedikleri; cehaleti, acıyı, açlığı, katliamları 21. yüzyıl sahnesine taşıyan kapkaranlık bir arap mitolojisini övdüğünü görmekten hicap duydum. utancımın yerini saniyeler sonra öfke aldı, monitöre tükürmek istedim.
o utanc verici hezeyanlarını mikrofona sıçarken; stüdyoyu basmak, göğsündeki mikrofonu söküp önündeki çay bardağının içine atmak, kendisini omuzlarından tutarak sarsmak istedim. yapamadım. bu yüzden şuan okudugun entryi yazıyorum.
dünyanın en egoist adamıdır. hem de ikinciyle arasında denizler kadar mesafe olduğuna eminim. deus otiseus inancına sahipken toplumcu sosyalist bakış açısıyla yazdığı şiirlerine ve islamiyeti kabul ettikten sonraki şiirlerine bakıldığında ortak nokta ismet özel'in benidir. bütün imgeleri oradan doğar. biraz daha karmaşık bir şiire dönmesinden başka da değişen bir şey olduğunu sanmıyorum.
partizan şiirindeki "ölürsek bir parzizan gibi ölmeliydik." dizesine karşı edip cansever "Bu şiirde partizan kelimesi yerine haziran kelimesini koysan hiçbir şey değişmez." der. gerçekten de değişmez. çünkü ismet özel'in yaptığı bütün şiirlerinde inandığı her şeyden önce "ben"ini ve yeteneğini göstermek istemesidir. "partizan" kelimesini o yıllarda sadece içinde bulunduğu toplumcu anlayışın gereğini yapmak için kullanılır.
aynı şekilde dine döndüğünde kullandığı bazı kelimeler de yine "gereğini yapmak" içindir. bakınız "evet isyan" şiirinden:
"
ben karakavruk yüzümün arkasında
kırbaçlayarak büyüttüğüm ağrıyı bırakıyorum
bana ne çerçilerden, çerilerden, kullardan
halksa kal’am onu kal’a kılan benim
(...)
Ben merd-i meydan
yani toprağın ve kanın gürzü
güllerin bin yıllık mezarı bendedir
yukardan bakarım efendilerin pusatlarına
insanların bütün sabahlarını merak ederim
gök hırpalanmaktadır merakımdan
ıtır kokan benim yumruklarımdır
benim kavgamdır o, aşk diye tanınan."
aşk da kendisi halk da kendisi. kullanılan kelime "halk" da olsa "eşref i mahlukat" da olsa -birini toplumcu anlayışın ve diğerini de islam anlayışının insanı yüceltmek için kullandığı kelimeler olarak düşünüyorum. tam bir karşılanma yok çünkü birbirinin zıttı değiller.- toplumcu anlayıştan vazgeçişle yazdığı şiirlerde de sadece "halk" kelimesinin ortadan kalktığı görülür şiirlerin bütün havası aynıdır. yerine bazen "kandil, minare, allah" ya da allah ı imgeleyen kelimeler gelir. fakat ismet özel bunları kendini yüceltmek için kullanmayı bilmiştir, "amentü" şiirinden:
"Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim."
ya da "karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak" şiirinden:
"benim adım insanların hizasına yazılmıştır
her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu
keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım
ölüm ve acılar çatsaydı beni
düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı."
dizelerinde de halka ya da toplumcu anlayışa dair bir şey göremesek de temanın şairin kendi benliği etrafında şekillendiği bellidir. bu yüzdendir ki şairin"partizan" ya da "haziran" demesi edip cansever in dediği gibi şiir severler için birdir. hiçbir fark yoktur.
ismet özel'in hayatının ve şiirinin iki dönemi var gibi düşünülüyor ancak yetmişlerin başında islam inancına dönmesindan sonra yazdığı şiirlerde uzun yıllar gelgitler görülüyor "akdeniz'in mora çalan mavisi"ni yazdıktan sonra "amentü"ye geçişi gibi...
tabii ki bu edebiyat tarihçisi için karışıklık gibi görünse de şiir sanatı açısından bir fark yoktur. bu kadar konuşup sonunda övmek istemezdim fakat ismet özel şiire soktuğu duyulmadık kelimeler, yoğun ve özgün imgeleri ve benliğini öne çıkaran tarzıyla türk şiirinin önemli bir yeteneğidir. herhalde sağ ve sol görüşü kendisini "itici" bulmak konusunda birleştirebilir. o kadar da itici biri.
birlikte yola çıktığı yarı yolda bırakılan arkadaşı "ataol behramoğlu" onun sürekli bir "yeni adam" ve "başka biri" olma arzusunda olduğunu söyler ve:
"ilk şiirlerinde bütün isyancı tonuna karşın, henüz yeterince toplumcu olamayacak kadar ergenlik boğuntularıyla doluydu. Bugün de onun yeterince dindar olamayacak kadar aynı boğuntuların etkisi altında olduğu ve üstelik (gerek Evet, isyan’ın gerek
son kitabın birçok şiirinin açıkça kanıtladığı üzere) kişiliğinde toplumcu bir
dünya görüşünün derinliğine izler bıraktığı kanısındayım” der.
behramoğlu bunları yetmişlerde söylediyse de ismet özel şiirinde günümüze kadar değişen çok fazla bir şey olmadığını söylemek mümkün.
yine de güzel mi bakınız oldukça güzel:
içimden şu zalim şüpheyi kaldır ya sen gel ya beni oraya aldır
Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.
Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.
Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya
Benimse dar
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın Styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla yaban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır dev iştihasıyla bende kabaran aşkı yetmez karşılamaya.
insanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır o ferah ve delişmen birçok alınlarda betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
şakaklarıma dayanınca güneş
can çekişen bir sansar edasıyla
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum
kadınların sahiden doğurduğuna
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum nicedir kavrayamam haller içinde halim
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.
Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.
Hayatı boyunca Daldan dala zıplamış, eli sıcak sudan soğuk suya değmemiş, bir o kadar da çok büyük dava adamıymış gibi kibirden, egodan boğulmuş biridir. Gerçek haysiyet sahibi insanları beğenmez ama dediğim gibi kendi ödediği hiçbir bedel yoktur. Rahat zamanlarda atar tutar.
Radikal islamcı söylemlerde bulunmasına rağmen laikçi takımından peşine taktığı çok tipte vardır bu arada. Ay fikirleriyle ilgilenmiyorum yhaa diye. Bak bu tebrik edilesi.
Olm kıskanıyorum bu adamı lan. Ben de boş yapıyorum. Ben de sağa sola sallıyorum. Ben de bir ordan bir burdan radikal tavır sergiliyorum. Benim niye abidik gubidik sevenlerim yok bu kadar. Benim neyim eksik. ismet özelden de daha yakışıklıyım bence. Yeter he.
türk edebiyatının en büyük şairlerindendir kendisi. komünist olarak başladığı şairlik hayatına, müslüman olarak devam eder(kendi deyişiyle). son dönemde türkçüdür biraz. daha farklı değerlendiriyor ya neyse. istiklal marşı derneği'ni kurmuştur ayrıca. yazarlık yanı da hiç fena değildir.
...acıdım ömrümce;
neler vermezdim seni görmek için gibisinden cümle kuranların haline
uğruna dağları delmem, ummana dalmam, atmam ateşe naçiz bedenimi
kovalamam peşini davet etse bile eteklerin
hepsi yerin dibine geçsin daüssıla malihulya nostalgia
sen nasılsa olsa tıpkı hep olduğu gibi defalarca
görüneceksin ahret gözüme...
sen kim oluyorsun diyebilenler olabilir...
olsun..
ben şairden de, şiirin iyisinden de anlarım.
şiirinin karakterine,
o çok kıymetli fikirlerinin sanatlı ifadesine,
kelimelerinin arasında saklanan büyük anlamlara güleyim.
bu adamın şiirlerinde çok derin anlatımlar olmadığını bilmiyor muyuz?
derin bir fikir adamı rolü kasmaktan başka bildiği hiçbir şey olmamıştır.
batıyı doğuyu, tarihi, medeniyeti, siyaseti, soyolojiyi, toplumsal gerçeklikleri, aşkı hiçbir şeyi bu heriften öğrenmem. öğrenen sümüklülerle de münasebetim olmaz.
hadi hadi.
Güzel konuşan bir deli. Bu adam mantıklı olanlardan olsaydı, bu kadar sevmezdim. Belki daha az dinlenirdi belki daha çok ama böyle olmazdı. Bir sanatçı olmazdı. Bu adam da mantık aranamaması güzel tarafı, şiir gibi bir adam. Mantıksız ve güzel, en güzellerden işte.
Ona herkesten çok farklı olmak yakışanı, bize ise herkes gibi olmak uygunu düşmüş.
Köleler gördüm, karavaşlar
hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı
artık kelimeleri kalmamış fiyatları sormaktan
saçları taranılmaktan usanmışlar
sinemalara saklanıyor kışın
yaz olunca denizin yalayışlarına
kaldırımlarda demokrat
otobüslerde dindar
geceyi
saatlerine bakarak anlıyorlar
ve sabah
gökyüzünün karnını gerdiği zaman
dağların kokusundan fabrikalar acıkınca
Köleler!
gözleri camekânlarda.
Silâhlar gördüm
namlusu akla çevrilmiş sahra topları
mürekkebin utandığını gördüm basılı kâğıtlarda
tetiğe basan parmaklarda çare yok, gördüm mürekkebi:
Çare yok, radyoları kapatsam
çare yok, secde etsem anılarıma
bu bozulmuş yeminlerin bayrakları altında
olacak şey mi duymak portakal bahçelerini
mermiler araya girmeden anlayabilir miyiz artık
hangi kızlar hangi serin yerlerimize değdi:
Sanırdık saçlarımız kumrularla kaplanır
bir çocuk, işte ırmak! diyerek haykırınca
o zaman belki çocuklar zabıtalardan daha çoktu
belki biz daha çok ağlardık bir aşk pıhtılanınca:
Gördüm
gözlerinde zındanlarla bana baktıklarını
düşündüm yaslanarak şehrin kasıklarına
düşündüm kafa kemiklerimi eritinceye kadar
nedir bu kölelerin olanca silahları
silahların köleleri olmaktan başka.
Bıkmadım
koyu renkler kullanıyorum hayatımda
koyu mavi, acıyı anlatırken
sessizce öperken, koyu beyaz
ve saçlarım hakaretlerle okşanırken
koyu bir itiraf sarıyor beni.
susmak elbette zehirlidir
ve rahatlık getirir yazıklanmak da.
Ey tenimde uzak yolculukların lekeleri!
Ey çocuklarda uyuyan intizamsız güneşler!
gelin ve boğdurun bu köleleri.
Sana çok önceden, bir yaz sonu, bir parkta
sıkılmış yumruğumu ısırarak
buna benzer bir şeyler söylemiştim
milât yok
demiştim, milât yer almayacak hayatımızda