şöyle söyleyeyim. dinle beraber ikinci yaşam(ahiret) girdi devreye. bir tasvir gerekiyordu elbet. upuzun vadiler yemyeşil ovalar, islama yakışan şeylerdi. araplar cenneti, şarapların, eğlencelerin uçuşturu yer olarak görmemesi için daha masum güzelliklere ihtiyaç vardı. o da yeşil olarak geldi. yeşil rahatlatıcıdır. huzur verir. islam da inanışta mukafatta huzur verir. gayet mantıklı bir sebeple yeri sağlamdır yeşilin.
elbette bir dinin rengi olmaz ama renklerin anlamları farklı yorumlanır bakış açısına göre. bu arada peygamber efendimiz(sav) de tavaf ederken yeşil renkli hırka giymiş.
bütün dinlerde cennet, en üst, en temiz noktadır. ve en üst nokta olduğu için dünya insanına olduğu gibi aktarılamaz. nasıl ki hiç okyanus görmemiş, okyanus hakkında bilgisi ve fikri olmayan birine, okyanus gibisin dendiğinde bir şey ifade etmezse, cennet de dünya insanı gözünde canlandırılamaz. işte bu yüzden insanoğlu dünyada hoşuna gidecek neye ulaşamazsa onun cennette olacağına inanır.
islam derin düşüncesinde de,
cennet insan aklının ve kalbinin hayal edemeyeceği bir düzeyde yaratılmıştır. Söz gelimi dünyada ışık sebebiyle ortaya çıkan renk sayısı ve onların ara tonları bellidir. Haliyle sadece Cennette olabilecek bambaşka bir rengi betimlemek mümkün görünmemektedir. Ya da burada beş duyu organı üzerinden hissedilen bir hayat vardır. ve yine haliyle Orada yaşanacak benzersiz hisler tarif edilememektedir.
Bu durumda tanrı/Allah, insanlara insanların anlayabileceği türden misaller getirmiştir. Çölde doğan bir dinde cennet nimetlerinin dalından sarkan meyvelerle, akarsularla ve yemyeşil vadilerle betimlenmesi de bundandır.
şeyh bedrettin de, bu konuda,
tanrı'nın cenneti insanlara olduğu gibi anlattığında insan aklının ve hayal gücünün bunu kavrayamayacağını, bu yüzden de ancak bu şekilde resmettiğini ifade etmiştir.
Sonuç olarak yeşil algısının temelinde, islam çıkış coğrafyasının kuraklığı yatmaktadır diyebilmek mümkündür.