islamın ilme ve bilime verdiği önemi görmezden gelip, kuran'ı doğru algılayamamaktan, araştırma ve bulma kısmını atlayıp yan gelip yatmakdandır.
oysa doğal zenginlikler bakımından allah'ın bahşettiği kaynakları adam gibi kullanmasını becerselerdi, kafayı çalıştırmayı iyi beceren ve bu sayede dünya'yı yöneten emperyalistlere karşı kendilerini sömürtmeselerdi böyle olur muydu?
üstad bediüzzamana sorulan soru ve verdiği cevap, lütfen dikkatle okuyun, en azından eleştirdiğiniz şey neymiş onun hatrına okuyun
her bir meselesi hak ve hakikat olan islâmiyetin on dört asırdan beri tüm dünyaca tanınmamasının ve geç tanınmasının sebepleri ve hikmetleri nelerdir?"
bediüzzamana göre, avrupalıların ve ecnebîlerin fen ve teknikte ileriye gitmeleriyle berâber, islâm dünyasının geri kalması, müslümanların kurtulamadıkları altı hastalıktan kaynaklanmaktadır.
bunlar:
1- müslümanların içinden çıkamadıkları ümitsizlik,
2- müslümanların sosyal hayatında doğruluğun ölmesi,
3- müslümanların sosyal hayatında adâvetin ve düşmanlığın prim yapması,
4- müslümanları birbirine bağlayan nûrânî bağları bilmemek,
5- baskı ve istibdat,
6- şahsî menfaat düşkünlüğü.
bu altı hastalığa, altı maddede çâreler sunar saîd nursî:
1- ümitsizliğin çâresi emeldir. yani allahın rahmetinden ümit kesilmemelidir.
2- doğruluğu sosyal hayatımızda ihyâ etmeliyiz.
3- muhabbete mutlak sûrette muhabbet duyulmalı; adâvete adâvet beslenmelidir.
4- müslümana adâvet aslâ duyulmamalıdır.
5- millet ve memleket menfaati mutlak sûrette şahsî menfaatin önünde tutulmalıdır.
6- meşveret, şûrâ ve hürriyet muhakkak tesis edilmelidir.
bu altı maddelik reçeteyi ayrı ayrı îzah eder bedîüzzaman. en fazla emel üzerinde durur ve müslümanların, üzerlerindeki ümitsizlik ve yeis tozlarını silkmelerini ister.(hatta, isveç, norveç, finlandiya ve amerikanın müslüman olacağını müjdeler)
bilindiği gibi üstad, meşhur "otuzbir mart" hadiseleri ve bu günlerin tabiri ile "sıkı yönetim" sorgulamaları ve idamla göz göze, burun buruna gelmesi ve bunu takip eden bir seri bedbaht olaylardan sonra, istanbul'dan ayrılmış deniz yoluyla batum'a oradan da tiflis'e gelmiştir(1910). maksadı van'a gitmekti. burada ve "şeyh sanan tepisi"nde rus polisi ile yaptığı konuşmalar, onun bu yöndeki ümidlerinin hiç sarsılmadığını ve granit kayalar kadar sağlam ve güçlü olduğunu göstermektedir? mamafih üstad, şeyh sanan tepesinde iken bir rus polisi ona yaklaşır ve "niye böyle etrafa dikkatlice bakıp durduğunu" sorar. üstad ona;
"medresemin planlarını yapıyorum"der. o zaman aralarında şu ilginç konuşma geçer.
rus polisi; nerelisin?
üstad; bitlisliyim.
rus polisi; burası tiflis'tir.
üstad ha bitlis, ha tiflis. bunlar birbirinin kardeşidir.
rus polisi; bu da ne demek oluyor?
üstad; görmüyor musun! asya da alem-i islâmda üç nur birbiri ardısıra inkişafa başlıyor. sizde ise (tam aksine), birbiri üstüne üç zulmet inkişafa başlayacaktır. şu (çarlık) perde-i müstebidanesi yırtılacak, takallus edecek, (eskiyip dökülecek) ben de gelip işte burada medresimi açacağım."
rus polisi yarı alaylı bir şekilde; heyhat! şaşarım ben, senin bu boş ümidlerine.
üstad gülerek; ben de şaşarım! senin boş aklına. sen bu kışın böyle devam edip gideceğine ihtimal verebilir misin? her kışın bir baharı, her gecenin ise bir neharı vardır.
rus polisi; görmüyor musun islâm (ülkeleri) parça parça oldu.
üstad; hayır! onlar tahsile gitmişler. işte hindistan; islâm'ın en kabiliyetli bir genci, ingiliz yüksek mektebinde çalışıyor. mısır; islâm'ın zeki bir çocuğu, ingiliz siyasal bilgiler fakültesinde ders görüyor. kafkas ve türkistan; islâm'ın iki kahraman yiğitleri, rus harb okulunda eğitim görüyor.
üstad daha sonra devamla; yahu! (hele bir baksana) şu asilzâde evlatlar, buralarda eğitimlerini tamamladıktan sonra, her biri, bir (islâm) ülkesinin başına geçecek ve muhteşem âdil pederleri olan islâmiyetin bayrağını kemalat ufuklarında öyle bir dalgalandıracaklardır ki; bunlar kader-i ezelinin nazarında, feleğin inadına, insanlığın özündeki ezeli hikmetin sırlarını ilan edecek.
geçmişte islâmiyetin bütün dünyâca anlaşılmasını önleyen engeller olduğunu belirten said nursî, ecnebilerin cehâleti ve dinlerine taassubu ile papazların tahakkümünü bunların başında sayar. ve beşerde uyanan fikir hürriyeti ile hakikatı arama meylinin bu engelleri kırdığını kaydeder. bizdeki ise istibdat ve kötü ahlâkımız ile yeni fenlere islâmiyetin muhâlif zannedilmesi olduğunu esefle beyan eder. bu engellerin de hakikî marifetle aşılacağını ve islâmiyetin dünya medeniyetinde lâyık olduğu yere geleceğini müjdeler.
163. entry de bir sebebidir, doğru olan ile değil, takıntılar ile karşılaştırılır. hristiyanlık (onun bildiği hristiyanlık) öyleydi de, hristiyanlık öyle iken biz böyle idik de.. böyle idik dediği zaman hangisiyse, orada kalmıştır.. Milli melekeler konusunda ise birşey belirteyim kendisine, bir ulusun vasfı ne kadar azsa biraraya gelmesi o kadar kolaydır. Bakınız arkadaşın mensup olduğu millet.
kadınları insan olarak göremeyecek kadar mal olmaları afedersin. kişisel bir rica olarak şimdi burayı ayet hadis doldurmayın zira komik kaçacaktır, bir kadını büyücü diye ikiye bölebilecek kadar sapık ve olmayan birşey büyüden korkan ülkelerin neden geri kalmış olabileceğini tartışmak dahi komiktir.
Dinleri ile alakası olmayan durumdur. bilenler bilir yobaz hristiyanlık, yobaz müslümanlıktan binlerce kat daha gericidir, keza normal hristiyanlık normal müslümanlık karşılaştırılması yapılırsa da Normal müslümanlık çağına göre aklı başında ve mantıklı tarihsel okumaya göre de hristiyanlıktan çok daha ilericidir. hristiyanlığın normali bile yobazdır esasında.
Buradaki olay tamamiyle müslüman olan halkların toplumsal dönüşümleri geçirememelerinden kaynaklanmaktadır. Bu saatten sonra da geçiremeyeceklerdir. Çünkü o toplumsal değişimi engelleyecek bir batı gücü vardır karşılarında, batı biterse rusya ve çin gibi doğu gücü. Ayrıca, bir rus gerektiğinde çalışkan, yerine göre ahlaklı, yerine göre de muzaffer bir millettir. Lakin bir arap... bir fars... bir kürt... bir peştun... bir berberi... yok arkadaş bunlardan ne köy olur ne de kasaba. Putperest bir koreli bile iyi kötü batı desteğiyle de olsa medeniyetini kurabilmiştir, ama Türklük harici diğer müslüman halklar tamamiyle milli melekeleri yetersiz, boş beleş insanlardır. Ha benim müslüman dünyası hakkındaki birkaç umudum belki boşnaklar, makedonlar falan üzerinedir de onlardan da bir halt olmaz. uzun lafın kısası toplumsal değişimlerle beraber buradaki yegane belirleyici olan olay Milli aşağılıklıklarıdır da islam ülkelerindeki ortadoğulu halkların.
ağzı açık geriye bakmalarıdır.. biraz eski zamanların sosyolojisine baksalar,toplumsal ızdırabın geriye gittikçe arttığını göreceklerdir, ama gericilik yapılaak ya, güllük gülistandır..
müslümanların akıllarını kullanmayı bırakmaları; eskiden yaşamış insanların zaten her şeyin en doğrusunu, en güzelini bileceğini kabul etmeleri; yeni fikirler bulmaya çalışan kişileri "dinden çıkmakla" suçlayarak dışlamaları; bir "din adamı" sınıfı oluşturmaları; sürekli mitozla bölünmeleri; islam ahlakını yaşamamaları; dinde şekilciliğin ön plana çıkması...
her ağzı olanın öttüğü konu. hayatında bir kitap okumamış onu da geçtim bir belgesel izlememiş sansürlenmiş tarih kitaplarının okulda anlatıldığı dersleri dahi dinlememiş olan taraflı medyadan izin verildiği kadarını dinleyenlerin ahkam kestiği konu...
çok sebebi vardır ancak en önemlisi içimizdeki hainlerdir.
mustafa kemal'in dediği gibi.
"tarihe bakınız. ne zaman bir çöküş geriye gidiş yaşanmışsa din perdesi ardında yaşananlardandır."
islam ülkeleri modern insanın tanımıyla geri kalmış gibi gözükürler ancak manevi ve ahlaki olarak her zaman çok ileridedirler bu da zaten ahiretini kurtarmaya çalışan ve allah rızasını kazanmaya çalışan biz namaz kılan gerçek müslümanlar için yeterlidir. bunu kapitalist beyinler hiç bir zaman anlayamayacaklardır...
lütfen çıkartın kalbinizi ve gözünüzü karattan peşin hüküm gözlüğünü ve öyle okuyun;
bediüzzamana sorulmuş aynı soru cevaplarda reçeteyide vermiş, lütfen bunların yazıldığı çizildiği günlerin bundan yaklaşık 1 asır önce olduğunuda unutmayın.
sual; her bir meselesi hak ve hakikat olan islâmiyetin on dört asırdan beri tüm dünyaca tanınmamasının ve geç tanınmasının sebepleri ve hikmetleri nelerdir?
bediüzzamana göre, avrupalıların ve ecnebîlerin fen ve teknikte ileriye gitmeleriyle berâber, islâm dünyasının geri kalması, müslümanların kurtulamadıkları altı hastalıktan kaynaklanmaktadır.
bunlar:
1- müslümanların içinden çıkamadıkları ümitsizlik,
2- müslümanların sosyal hayatında doğruluğun ölmesi,
3- müslümanların sosyal hayatında adâvetin ve düşmanlığın prim yapması,
4- müslümanları birbirine bağlayan nûrânî bağları bilmemek,
5- baskı ve istibdat ve,
6- şahsî menfaat düşkünlüğüdür.
bu altı hastalığa, altı maddede çâreler sunar saîd nursî:
1- ümitsizliğin çâresi emeldir. *
2- doğruluğu sosyal hayatımızda ihyâ etmeliyiz.
3- muhabbete mutlak sûrette muhabbet duyulmalı; adâvete adâvet beslenmelidir.
4- müslümana adâvet aslâ duyulmamalıdır.
5- millet ve memleket menfaati mutlak sûrette şahsî menfaatin önünde tutulmalıdır. *
6- meşveret, şûrâ ve hürriyet muhakkak tesis edilmelidir. *
bu altı maddelik reçeteyi kitabında detaylıca ve ayrı ayrı îzah eder bedîüzzaman. en fazla emel üzerinde durur ve müslümanların, üzerlerindeki ümitsizlik tozlarını silkmelerini ister.
bir özeleştiri yapar bedîüzzaman ve bizim islâm ahlâkını, îman hakîkatlerinin kemâlâtını fiillerimizle izhar etmemiz hâlinde, sâir dünya milletlerinin topluca islâmiyete gireceklerini hem müjdeler, hem de bize yükümlülüğümüzü hatırlatır.
sürekli akla ve ilme vurgu yapan ve değer veren kurânın, aklın, ilmin ve fennin hükmettiği istikbâlde söz sahibi olacağını, doksan yıl önceki hutbesinde müjdeler.