iron maiden grubunu, lise yıllarında yakın arkadaşlarımın ilgisi dolayısıyla tanıma şansına erişmiştim. hallowed be thy name, the evil that men do, the trooper, 2 minutes to midnight ve daha bir kaç eseri de ayrıca gönülden sevdim. söyleyeceğim şudur ki, bu ekip bu metal dedikleri türe ayrı bir hava katıyor. zengin bir melodik altyapıları ve türk müziği'nden çok da alışık olmadığımız şekilde bass seslerde ayrı bir çeşitliliği var. vokal bruce dickinson'a klasik türk müziği repertuarını versek, yerinden tizlerin hakkını verecek kadar hakim, bir an olsun aksamıyor, bir an olsun ufacık da olsa detone olmuyor.
izlediğimiz bu kadar cover performansının üzerine bahane ile istanbul konserlerini güzel bir yerinden izleme fırsatı da buldum. şu kadar söyleyebilirim ki konserde, bu güne kadar kendilerini taklit etmeye çalışanların zayıflıklarını mı düşüneyim, görsel olarak izlediğim şeyin, gerçek olup olmadığını mı sorgulayayım bilemedim. muazzam hazırlanılmış, seyircisine üst düzey saygı gösteren, tüm detaylarla ayrı ayrı ilgilenen ve yaptıkları işi küçümsemeyen bir ekip vardı sahnede. bugüne kadar verilmiş yüzlerce konserin üzerine bir yenisini, bu yaşta bu heyecanla verebilmek takdiri kesinlikle hakediyor.
özetle, iron maiden apayrı bir grup, apayrı bir iş. takdir etmemek mümkün değil. başarılarının devamını dilerim.
ulan yazmaya başlayacağım her defasında "layn bu giriş tam kafamda ki değil" diyerek siliyorum. 10 defa silmişimdir o yüzden girişi geçiyorum. bu gece verdikleri konser harikaydı ve bir kere daha kendilerine hayran bıraktılar. adamlar gelmiş 50-60 yaşına biri uçak kullanır öteki sahneye tırmanır... velhasıl eğlendik, duygulandık, keyiflendik ve yine sahne performansları videoları kadar varmış dedik..
bugün 26 Temmuz 2013, duvar ! Iron Maiden geliyor bugün. Ama içimde buruk bir sevinç ve hemen ardında sevinçle birlikte gelen hüzün. ikilemlerdeyim. Aldatılmış gibiyim, ama hala seviyorumda. Hislerim mi, hani 50 yıl bekleyip 60'inda o ilk aşkına sahip olduğun gibi geliyor 60 lık amcalar ülkeme. Koca inönü stadyumuna yüz binlerce insana ve arkasında ise uğrunda yollara dökülüp biber gazları coplar sular içtiğimiz karşı durduğumuz sponsorları Garanti Bankası, Coca Cola'sı, Vodafone u, Haber Türk'ü vb.. aynı bokun yolcusu kapitalist çıkarcı kuruluşlar hepsi. Artık metal müziği de ve metal müziğin tanrılarına da paranın tahrik edici sıcaklığıyla oyunlarına alet ediyorlar. Düşünün en ucuz bilet 110 tl-140 tl. hemde sahneyi nokta gibi göreceğiniz hatta göremeyeceğiniz bir noktadayken bile... Ayrıca, kaba etlerindeki ağarmış saçaklarıyla, ülkemizin ergenleri ve kendilerini ergen gibi hisseden orta yaşlı insanlarından para kazanmak için son derece kötü bir performans ve şovla düzenleyecekleri bir konser olacakları kaçınılmazdır. Çünkü metal müziğin bir ruhu ve felsefesi vardır. Melodilerini gerçekten hak edenlere verirsin ve çalarsın, sadece bir günlüğüne Iron Maiden'cı olan cebi para ve ruhu küstahlıkla dolu insanlara verebileceğin artık hisli bir melodiden öte onları mutlu etmeye çabalamaktır, paralarının hakkını vermektir, bir nevi kerhaneciliktir. Evet kızgınım, çünkü bu kutsal saydığımız amcalar en iyi oldukları dönemlerde, bizim en çok istediğimiz ve "gelin lan" dediğimiz dönemde gelmediler ama şimdi paranın sıcak yüzünü görünce hemen hemen her turnelerinde uğrar oldular bizim ülkemize de. Artık, o Run To The Hills diyen bir Iron Maiden yok karşımızda, o tepelere AVM döşeyen, ağaçları biçen, hayvanları katleden, toprağı betonlaştıran zihin yapısına ve sistemlerine sahip güçlerin, insanların ruhuna tecavüz edercesine aşağılayarak ve kandırarak, paydalanmalarına destek vermekten, hizmet etmekten başka bir halt değildir artık gözümde bu konserler silsilesi...
'Ben neden bu kadar geç dinlemeye başlamışım bu grubu?' sorusunu sıkça kendime sorma sebebiyetini bana hissettiren gruptur. Ezileni ayağa kaldırır, depresyondaki insanin yüzünü güldürür, bitmişliği insandan atar, yerine özgüven koyar bu grup.
sözlük yazarının itirafı gibi olacaktır biraz. peşin edittir. edit ahlakına ve kurallarına aykırıdır. itiraflara yazmıyorum iron maiden neresi la diye soranlar çıkacaktır. yok o kadar da değil canım neyse.
her şey bir fear of the dark solosuna rast gelmem ile başlamıştı yıllar önce. bir zamanların şimdiki efsane oyunu counter strike da pusuya yatmış beklerken şarkıyı baştan beri dinlemeyip de solonun başlangıcı itibarı ile pusudan kalkıp headshot ların ardı ardına gelmesiydi her şeyin başlangıcı. ulan şarkı da değil şarkıdan on beş saniyelik bir kesit. "heheh güzelmiş neyse" deyip geçtikten sonra, iki yılı aşkın bir süre önce konser tecrübem olmasına rağmen yine de, şu an sahnede karşımda olsalar diye gözümün önüne getirdiğimde heycandan nefesim kesilir, kalbim çarpar. nerden nereye. oho.
tarih 30 mayıs 2011** ara ara yağmurlu sıcak bir hava. ertesi gün öğrenciliğimin ilk senesini tamamlamış bulunduğum trabzondan, yaşadığım şehire dönüş sebebi ve şu an yaşamakta bulunduğum şehirde o zamanlar biletix'in bulunmayışı. internetten bilet almak istememem ya da istanbuldaki herhangi biri vasıtası ile bu işi halletmek istemememin. hepsinin nedenleri var. gerçi tek bir nedeni var. ailemi epey bir sömürüp, kendi çapımda ağır şartlar altında zar zor biriktirdiğim paraya rağmen sahne önü bileti için cebimdeki para üç beş kuruş eksik. ertesi sabahın ilk saatlerinde yola çıkıyorum ve o an saat öğleyi biraz geçmişti. bir alışveriş merkezinin önündeki bankta oturuyorum. çok yakınımda olan birisi * yarım saat içerisinde o ufak miktardaki paranın hesabımda olacağını söylemesinin ardından, gökyüzünde hızlıca seyreden bulutları izleyerek bir yandan da ara ara dalıp kendimi sahnenin karşısında bulduğum anlar en büyük fobimin beklemek olduğunu bildiğim halde o an beklemek, hayatımın en leziz bekleyişi idi. o bulutların üzerinde uçuyordum sanki.
önceki gece internetten epey araştırıp da navigasyon tarzı bir yöntemle haritadan baktığım yer hatırladığım kadarıyla artık bir market ya da tüpçüydü. hemen alternatiflere yönelerek diğer iki biletix satış noktaları araştırılır. aksilikler kesilmeden ardı ardına geliyor tabi. internet yok, kontör yok, ulaşım yok vesaire derken hüseyin avni aker stadı nın önünde buldum kendimi. bilet satış bölümlerine uzaktan manalı bir şekilde ve uzun uzun baktıktan sonra üzerinde biletix yazan bölmeye girip cama tık tık yapılır. ses gelmeyince içerde kimsenin olmadığını bildiğin halde uzun bir süre oralarda çaresizce dolandıktan sonra artık sabrımı yitirdiğim an gözüme trabzonspor formalı bir adamı ve yanında onlara heyecanla bir şeyler anlattığı iki adamı kestirdim gözüme. "pardon buraya bakan yok mu?" demem ile başlayan bir iki saniyelik bir sessizlik ve hemen ardından patlayan bir kahkaha. "-maçlar biteli çok oldu kimse olmaz orada. +yok ben konser için bilet alacağım da? -hee haa" *evet ya maç bileti.
sıra üçüncü bilet satış noktasına geldiğinde hava kararmaya başlamıştı artık. o gün "pardon bakar mısınız?" ya da "burada *** diye bir yer varmış biliyor musunuz acaba?" tarzı soruları aralıksız en az yüz kişiye sorduğumdan ağızım kurumuş gibiydi. biletix in ne olduğunu bilen çok azdı. işin garip yanı kemerkaya adlı bir mahalleyi arıyorum ve öyle bir mahalle yok. kimse bilmiyor. trabzon dışında şehir görmemiş tipte amcalar bile bilmiyorlar. son anda dışarıdan gelen bir bilgi ile gitmem gereken yerin ts club olduğunu öğrendim. yüzümü caddeye döndüğüm anda önümden geçen minibüsü durdurarak ts clubın yeri sorulur ve biraz yakınından geçtiği öğrenilir. hemen minibüse atlayıp paramı uzattım. yağmur çiselmeye başlamıştı.
bütün bu olan bitenin nedeni o gün bileti alamazsam bir daha alamayacağımı sanmamdı. öyleydi hani bileti elimde görmezsem konsere gideceğime kimse inandıramazdı beni. öylesine bir tutkuydu bu o güne dek hiçbir müzik grubu, bir futbol takımı ya da bir siyasi parti olsun bu kadar bağlanmamıştım, hiçbir şeyi bu kadar hayatıma sokmamıştım. kolay mıydı lise yıllarından o güne değin, sevdikleri aktivitelerden tuttukları takıma kadar hayatının tüm ayrıntılarını baştan sona bildiğin, flight 666 dan tutun live after death e kadar konser kliplerini hemen her gün aynı heyecanla seyrettiğin müzik adamlarını karşında senin için çalıyorken bulmak. hazmedilebilir miydi kendi dünyamda o zamanlar hayatımın dönüm noktası gibi göklere sığdıramadığım küçük çaplı yaşadığım eşsiz rüyayı. o tarihi gün ben de orda olacaktım üstelik sevdiğim kadınla. var mıydı daha ötesi?
dolmuştan inip tarif edilen yokuştan aşağı koştururken insanlar yağan sağnak yağmur nedeni ile dükkan kenarlarında birikmişti. birden kendimi şehrin meydanında buldum. aradığım mahallenin meydan olması ve bundan kimsenin haberinin olmaması da tuhaftı. kıyafetlerimin üzerinden yağmur suyu damlıyordu artık. savaşa gidiyorum sanki. tarif edilen sokağa sırılsıklam koşturup daha az önce ne yemek yediğimi hatırlamazken o an kulaklarımda kendiliğinden infinite dreams ın çaldığını hatırlıyorum. bilet satış yerini uzaktan gördüğümde hava tamamen kararmış sayılırdı. o an güneş açmış, yağmur durmuş etrafı toprak kokusu sarmıştı sanki. o an farkına varmıştım yarın bu şehri terkederken gün boyu koşturduğum bu sokakları özleyecektim. hatırladıkça gülümseyecektim. garibim eve dönerken bileti cüzdanımdan defalarca çıkartıp yerine geri koydum. o an gökten taş yağsa yarabbi şükür derdim. mutluluk varılacak olan yer değil, yolcunun kendisiydi.
19 haziran 2011 * öğlen vakitleri imam adnan sokak tan yukarı çıkarken iron maiden tişörtlü yurdum insanları gözüme ilişmeye başlamıştı. taksim dorock bar ın önünden geçerken çalan killers adlı şarkı dikkatimden kaçmadı. küçükçiftlik park ın arka tarafından dolanırken konseri görebilmek için çıkacak ağaç ayarlamakla meşgul iron maiden tişörtlü çocuklar vardı etrafta. yaklaşık yüz metreden uzun kuyruğu görünce o kuyruğa girmeyi gözümüz kestirmedi ve kapılar açılırken biraz da farkında olmadan çakallığa engel olamayıp konser alanına ilk girenlerden olduk. kapıdan geçerken mastodon yüz kişilik bir seyirci kitlesine karşı çalıyordu. çalan şarkı ıron tusk olması lazım.
şimdi müzik tutkusu fanatizmden biraz daha farklı. insanın hissiyatıyla doğrudan münasebeti olan bir olgu olduğundan bir konser hatırası insanın hayatının en özel günlerinden sayabileceği bir gün olabilir aniden. o günleri yad ettikçe bir sigara daha yaktırır. sonra bir daha. yaklaşık bir gün sonra o konser alanında olamayacağını bilmek, içimi dökeceğim diye satırlarca yazıp, okuyacam lan diye inat edenlerin kafasını şişirmek ara ara iron maiden den bile nefret ettirir. "keşke sizden hiç haberim olmasaydı" gibi. arada gözlerini doldurur. şu an var mı o gün orada olmayı benden daha çok isteyen acaba? diye düşünerek.
evet o gün orada yokum. konser alanında yerini alacak olan ve emeği geçen eski hatunuma, ilk defa gidecek olup da heyecandan gözüne uyku girmeyen iron maiden tutkunlarına burdan kucak dolusu sevgiler. verebileceğim tek tavsiye ön gruplar için kendilerini çok yormasınlar, enerjilerini ıron maiden a saklasınlar. şarkılara benim için de eşlik etsinler. hoşçakalın.
2 yıl sonra tekrar istanbulda konser verecek olan gurup.
Bu arada The Final Frontier Iron Maiden'ın yapılmış ve yapılacak son albümü değildir, Adrian Smith bir röportajında "merkeze son çağrı" tarzında bir hava verildiğini anlatıyor bu başlıkla, fakat "son albüm diye bir şey yok" diyor. Sevindirmiştir.
hemen hemen tüm şarkılarında güzel bi melodi bulup bunu intro yapan, sonra hızlandırılmış versiyonuyla devam edip heavy metale yardıran grup. yaklaşık 5 senedir dinlerim, hiçbi zaman "çok kaliteli" bulamadım ne yazık ki.
adamlar o kadar eğlenceli o kadar doğal ki size bunu yansıtabiliyorlar bateriyi çıplak ayakla çalıyor sahnede çocuklar gibi koşturuyorlar, emin olun hayatınızda böyle bir grup görmediniz.