Hayat çok tuhaf.Bizi nereye sürüklüyorsa oraya gidiyoruz hiç sorgulamadan. Doğuyoruz, zamanla sorumluluklarımız oluyor. Büyüyoruz, büyüdükçe sorumluluklarımız artıyor. Günümüz geliyor ölüyoruz, ölüm tüm o sorumlulukları beraberinde götürüyor. Tamam buraya kadar her şeye eyvallah. Ama neden hayata ayak uydurmak zorundayız. Bu söylemim anarşist bir anlamda anlaşılmasın.Hayat niye bize ayak uydurmasın,bunu yapabiliriz. Sadece hayatı biraz sorgulamak amacım.
(sabah uyandım, yemek yedim, dişlerimi fırçaladım,üstümü giyindim,parfüm sıktım,ayakkabılar,otobüs bekledim,metroda müzik dinledim,indim yürüdüm biraz,derse girdim,yemek yedim,derse girdim,dersten çıktım,zamanı öldürecek bişeyler yaptım çok eğlenmesem de , metroya bindim,otobüs bekledim,eve geldim , yemek yedim, nete girdim,uyudum.) x 7969 = BEN
evet hesapladım bugün hayattaki 7969. günüm. Bu saydıklarım arasında ufak tefek şeyler değişebilir sıkıntı değil. Ama geneli aynı,sıradan. işte bu film, bu yazıları yazarken gerçek anlamda hayatın anlamını anlamamı sağladı.
Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer,dünya kocoman bir toprak parçası,Sadece kızılay/beşevler'den ibaret değil. Para her kilidin anahtarı değil,sevgi parasız gerçekleşen bir durum.
Filmdeki karakterin yaşına daha bir senem var , seneye yani 2012 de into the wild neden olmasın.
kısaca demek gerekirse zenginlikten paradan sıkılmış özünü bulmaya çalışan bir abimizin gerçek hayat hikayesidir. bu tanımdı. *
sonrasında filmin sonunu yazan yazar arkadaşlara da ne kullanıyorlarsa aynılarından istediğimi burdan söyleyip devam ediyorum. anlamadığım yer alaskayla ilgili o kadar araştırma,spor vb. şeyleri yapıp o dere olayını nasıl öğrenemez, daha doğrusu nasıl üstünde durmaz. çünkü ahır, ambar her ne haltsa o tarzı biryerde çalışırken oradaki bir abinin alaskayla ilgili sözleri yanlış hatırlamıyorsam bunlarla ilgiliydi. gerçekten yaşanılmış bir olaysa bu film alexander supertramp abimiz biraz daha ciddi olsaymış.
"bu bir başkaldırıdır."
filme giden bir yol olsaydı, ilk uyarı tabelasında bu yazardı herhade;
"bu bir başkaldırıdır."
anarşinin en gerçek, en yalın, en öz ifadesiydi filmde görülen. banka camı kırıp sokaklarda yatan -bu yolla hayata kafa tuttuğu sanrısında olan- esrarkeş tayfanın anladığı anarşi değil, kimliksiz de yaşayabilecek kadar yalın bir özgürlüğün olabileceğine dair inancın anarşisiydi bu.
esasoğlan alex'in yediği elmayla konuştuğu sahne müthişti. elmailekonuşabilecekkadariyiyseniz hayatta kalmalısınız. yoksa bir kere daha düşünün. katlanmaya değmeyecek birşeyler vardır mutlaka.
Mutluluk uçsuz bucaksız ormanlardadır, bomboş sahillerdeki coşkudadır.
insan elinin değmediği bir yerdedir, denizin diplerinde ve gürlemesindedir.
insanları severim, ama doğayı daha çok severim.(Lord Byron)
Mutluluk sadece paylaşıldığı zaman gerçektir..(Alexander Süperbeduş)
Bence kariyer denen şey bir 20. yüzyıl icadıdır ve ben bir kariyer istemiyorum.
Eğer yaşama sevincinin esasen insan ilişkilerinden kaynaklandığını düşünüyorsan yanılıyorsun. Tanrı bunu tüm çevremize yaydı. O her şeyde mevcut. Tecrübe edeceğimiz her şeyin içinde var. insanlar sadece, bu şeylere bakış açılarını değiştirmeliler.
insanların didişmelerinden,bürokrasiden,gereksiz yere yapılan streslerden,para kaygısından ve monoton hayattan sıkılan maceraperest ruhlu bir gencin hayatının anlatıldığı olağanüstü film.
--spoiler--
McCandless, iki yıllık yolculuğu boyunca bir kez bile ebeveynleri ve en önemlisi her şeyden çok sevdiğine inandığımız kız kardeşi ile haberleşmiyor.
--spoiler--
parasız nasıl hayat yaşanılabileceğinin ve hayatın deneyimlerle öğrenileceğinin anlatıldığı gerçek hayattan uyarlama olan film, emily hirsch in genç yaştaki mükemmel oyunculuğu ile birleşince ortaya böylesinde üstün mesaj veren ve kendine hayran bırakan bir film çıkmış.
zaman mefhumunun çok önemli olduğunu bize yansıtan sürrealist bir film. kişinin toplum içinde yaşadığı toplumsal sorunu çok iyi yansıtabilmiş bir sean penn filmi.
cesur bir filmdir. zira ciddi bir modernizm/kapitalizm eleştirisi yaptıktan sonra eleştirisiyle vardığı noktanın başarısızlığını göstermiş, bundan gocunmamıştır.
doğru ve yanlış, istemek ve yönetmek kavramları arasında izleyiciyi kararsızlığa sürükleyen, topluma dışarıdan bakabilmenin hazzını ya da hazımsızlığını iğnelemelere başvurmadan anlatan güzel tatta film. müzikleri başlı başına enfestir.
bana ataol behramoğlu'nun (bkz: yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var) şiirini hatırlatan film. soundtrack'leriyle, magic bus'ıyla, süperelmasıyla 10'larca 100'lerce kez izlenebilir, sevdiklere tavsiye edilesidir ayrıca.
gerçek yaşanmış bir hikayeyi, kurgulayan filmdir. kimilerinin sıkıcı bulup yarısında kapattığı film, kimilerinin hayatında kesin çizgiler oluşturur, bir hayatı değiştirir ve bünyeyi sağlam sarsar. öyle ki toparlaması güç hayal kırıklıklarıyla yüzleşmek zorunda bırakır, acıtır.
aynı zamanda filmin müziklerini eddie vedder yapmıştır ki hayatımın arka fon müziğini yapsındır. görsel bir şölen olan sahneleri, muazzam sesiyle eşsiz kılar.
bir ayağı diğerinden birkaç cm daha kısa olmasına rağmen bir zamanlar herkesi imrendirecek kadar güzel dans eden şair lord byrondan ;
yolu olmayan ormanlarda mutluluk vardır, yalnız yürünen deniz kıyısında sevinç. topluluklar vardır kimsenin zorla girmediği derin denizlerde, sesinde de müzik. i̇nsanı az seviyorum diyemem, ama doğayı daha fazla
güzel kelimesini; gsi ve lsinden tutup tırnak içine koyan şey, güzellik kelimesinin göreceliliğinden ötürüdür. beni kullanmaya iten ise, takdire şayan bir cesaret örneği oluşu, ki bir ayağınız ötekinden kısa ise dans etmek yıkılması gereken bir tabudur.
bla
bla
bla
alexander supertrampe ;
--spoiler--
elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum ..
bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?
hayatta alınan başarıların sadece toplumun istediğini,toplum eleştrisi çok yüksek ve de bu aramızdaki gereksiz savaşa ekonomik durumun sadece insanın nasıl olduğunu belirlediği bu dünyaya karşı çekilmiş bir filmdir
Defalarca deneyip bitiremediğim filmdir çünkü , o çocuk neden ben değilim neden neden sorularından kurtaramıyorum kendim en son bitmesine yarım saat kala bırakmıştım galiba bir daha deneyeceğim.
sürekli var olan herşeyi bırakıp gitme dürtüsünü alevlendiren film. aile sorunları ve anlaşılmayan biri...
üniversite bittikten sonra kartlarını kesip, paralarını yakıp ve arabasını bırakıp gidiyor. ismini değiştiriyor, yok oluyor ve istediğini içinden geldiğince yaşamak için gezgin oluyor.
izlenmeli, çok sevdim.
there is a pleasure in the pathless woods
there is a rapture on the lonely shore
there is society where none intrudes
by the deep sea and müzic in its roar
ı low not man the less but nature more...