insan, evrenin tek rasyonel (akli) varlığıdır. Realite ve insan bilinci, belirli bir kimliğe sahiptir; belirli bir tabiatı ve ihtiyaçları vardır. Realiteyi anlamak ve hayatta kalmak için,insanın en temel aracı AKLIDIR. Realite tekdir, insan bilincinin de tek bir tabiatı vardır.
insan, özgür iradeye sahip, kendini üretebilen ve idare edebilen bir kahramandır. Yani insan, "ilahi tecelli" veya "üretici güçler" gibi kendi dışındaki kuvvetlerin programladığı, cevhersiz, çaresiz bir robot değildir. "Karakteri, faaliyetleri, değerleri , mevcudiyetle olan ilişkileri, gayesi ve amaçları konularında, yapmak zorunda kalacağı tercihlerde, kendisine rehberlik edecek değerler hiyeraşisini ve prensiplerini keşfetmek", insan bilincinin gerçek bir ihtiyacıdır.
insan bilinci: muazzam bir bilgisayar gibi, programcısı olmadan bir işe yaramayan, bir mekanizmadır. Bilinçli olmaktan kaçtığı ettiği ölçüde, duygusal bilgisayarını, tesadüfi etkiler programlar: rasgele izlenimler,çağrışımlar,taklitler,slogan,klişeler. Sonuç korkunun egemen olduğu bir hayat hissi.
insan geçmişsiz veya geleceksiz olarak an be an yaşayamaz;bütünleştirme kapasitesini elimine edip, bilincini bir hayvanın algısal menziline hapsedemez. Nasıl ki bir hayvanın bilinci zorlanıp soyutlamalarla uğraşır hale getirilemez ise: insan bilinci de, o anki somutluktan başka hiçbir şeyle uğraşamaz hale getirilerek daraltılamaz. insan işte bu mekanizmayı bilgisel bir amaçla kullanmak iradi bir eylemi gerektirir. Bundan imtina ederse, tesadüfler idareyi ele geçirir: mekanizma şoförsüz bir araba gibi çalışmaya devam eder. Bütünleşmiş kişilik: bilinç ile duygular arasında tam bir uyum olan,sahip olduğu hayat hissi ile bilinçli kanaatler çakışmış bir insandır. Hayatın anlamı, prensipler, idealler ve değerler; böylesi bir bilinç ile keşfedilir. Hayat hissi, doğru bir felsefenin rehberliğinde duygusal bütünleşmenin kriterlerini de belirler. Duyguları, tamamen ikna olduğu yargılarından kaynaklanır. Zihin başa geçer, duygular takip eder. Bilgilerini bütünleştirmek, bilinçli kanaatler edinmek için çaba göstermeyen insan; meramını ifade etmekten aciz kalarak, duygularının insafına kalır. Rasgele ve eklektik ve genellikle çelişkili fikirler kolleksiyonundan ibaret, böylesi bir felsefi enkaz, o insanın üzerinde hiçbir ikna gücüne sahip olamaz. Bu enkazın yarattığı duygular, realite karşısında onu genellikle yanıltacak, kendini sürekli olarak mutsuz olduğu haberini verecektir. Bu enkaz değerlerin elde edilemeyeceğini, mücadelenin nafile olduğunu; korku-suçluluk-ıstırap ve başarısızlığın insanlığın yazılı kaderi olduğunu; bir insan tarafından yapılabilecek hiçbir şey olmadığını ilan eder. Hayata teslimiyetle başlamak, kendi suratına tükürüp mevcudiyeti lanetlemekle başlamak; insanın tabiatında böyle bir hale girmek bir yozlaşma sürecidir. Kimi ilk baskıda teslim olur, kimi kendini satar; kimi enerjisini, algılayamayacağı kadar küçük derecelerde eksiltip, bütün ateşini yitirir. Sonra bunların hepsi kendilerine, olgunlaşmış olmak için zihinlerini terk etmek gerektiğini; güven içinde olmak için değerlerini terk etmek gerektiğini; pratik olmak için kendine saygı ve güven erdemini kaybetmek gerektiğini telkin etmekte olan büyüklerinin teşkil ettiği büyük bataklıkta kaybolup giderler.yonel bir insanın o aynada görmeyi beklediği şey, haklı görünmektir. Kendine saygı-güven erdeminden yoksun olmakla ihanet ettiği benliği, son çırpınışında, hiç değilse bulunduğu dalaletin, düşkünlüğün haklı görülmesini istemektir.