sabır ve azimle devam edildikçe insana huzur ve dinginlik getiren karar. zaten insanlar size bir şey katamıyor ve siz olmadan da mutluluğu buluyorsa onlarla bir bağınız kalmamış demektir. hele günümüzde kahkahanın suyu çıkarılırken ölçülü kalabiliyorsanız zaten direkt siktir edilip unutulursunuz. dolayısıyla hem yalnız kalmayı tercih eder hem de yalnız bırakılırsınız. yapacak bir şey yok. böylesi herkes için en iyisi olur.
Son 1-2 aydır takınmış olduğum tavır sanırım. Belki bunu bile isteye yapmadım ama en azından kafam birazcık dinlenmiş oldu. Genel tutuma baktığımızda söyleceklerim bu kadar ama özele indiğimizde bazı insanlar artık bu kadar var olacaklar, fazlası değil...
ek iş yapıyordum akşamları önce o dükkanı kapattım, sonra facebook u kapattım kesmedi bir çok arkadaşla görüşmeyi kestim yine yetmedi whatsap ı sildim evet yine yetmedi haftasonları telefonu kapatmaya başladım kapatacak sözlük hesabımdan başka bir şeyim kalmadı.
Tamam bende mükemmel, kusursuz bir insan değilim ama en azından birilerinin kuyusunu kazıp arkasından konuşmuyorum mesela internettende olsa kimseye yalan aöylemem söyleyemem.
Çevremdeki insanların bunu fazlasıyla yaptığını fark ettiğim günden sonra uzaklaşmaya başladım bir kaç ay a yaşadığım şehri de değiştirmeyi düşünüyorum.
Belli bir yaştan sonra ailesinin mutluluğuna ve kendine odaklanan her yetişkin insanın yapmakta olduğu eylem. Arkadaşlarımdan ve akrabalarımdan uzaklaşıyorum ya da uzaklaştırmak zorundayım. insanların açık aramaları, yavşaklık ve dedikoduculuğa artık tahammül edemiyorum. Sosyallik bana yaramıyor.
farkındalık hastalığına yakalanmış zeki sorgulayan duyarlı insanlar hırslarıyla yaşayan ortalama günümüz robotlarından uzaklaştıkları için yalnızlığa mahkum oluyorlar. hastalıklı kangren olmuş topluma uyum sağlamayı reddettikleri için anormal ilan ediliyorlar .buna bir çözüm buldum konuşmakla olmaz bence birbirimizi bulmalıyız.
iyi insanların sayısı gittikçe azalıyor ne yazık ki. insanlık resmen freni boşalan kamyon gibi yokuş aşağı gidiyor. o kadar hızlı gidiyor ki gidenlerin çoğu bu süreçte insanlıktan çıkıp bambaşka bir yaratığa dönüştüğünün farkına varamıyor. gözümdeki tabloda ise bir insanı bir doğa felaketi değil yine bir insan yok ediyor. cahillik, fanatizm, yozlaşma, medeniyetsizlik, anlayışsızlık, düşüncesizlik, sevgisizlik, saygısızlık, ikiyüzlülük, iğrençlik, karaktersizlik ve benzeri gibi kavramlar son zamanlarda yaşadığım ülkede adı fazlasıyla geçen sözcükler oluyor. bunların her ne kadar dünya genelinde geçmişten beri var olan olduğunu bilsem de daha burada sayamadıklarım da dahil bazılarına gerçekten alışkın olmadığım için şaşırabiliyorum. diğer yandan ise yaşadığım ülke neresi ise en çok oranın insanıyla muhattap oluyorum ve sonunda içimde istemsizce oluşan bir ön yargının kurbanı olarak geriye kalan tüm insanları da bu insanlarla yaşadıklarımdan edindiğim tecrübelerle değerlendiriyorum, ne yazık ki bu böyle oluyor ve buna engel olamıyorum. insanlara karşı olan düşüncelerimi onlara olan inancımdan öte öncesinde içini bilmediğim fakat en azından onlara fiziksel olarak benzeyen türleriyle yaşadıklarım belirliyor. sorunumun çözümü ise bir yerlerde iyi insanların da olduğu ihtimaline inanmak ile de ilgili olmayıp sorunun kendisi dünyada ve özellikle bu ülkede fazlasıyla kötü ve az önce saydığım sözcüklerle ve aklıma gelmeyen daha bir çoğuyla bütünleşmiş yaratıkların varlığıyla münasebette bulunmuş olmam oluyor ki ben bu durumu şansıma yormaktan öte bunun tamamen bu tip insanların giderek artan sayısından ötürü olduğunu düşünüyorum. ben bu yaratıkların yaptıklarına alışmam ve normal karşılamam üzere bana dayattıkları bir görüşün hakim olduğu diyarda yaşamak istemiyorum.
şimdilik yaşadığım hayat da insanlardan uzak kalmam için gereken çoğu şeyi sağladığından bahsi geçen seçeneği yıllarla ölçülebilecek derecede uzun bir süredir ve sonuna kadar kullanıyorum. bu süreçte doğa ve dili olmayan her canlı benim arkadaşımdır, hatta yer yer cansız varlıklar da buna dahildir. şimdilik böyle mutlu olduğumu düşünüyorum ama bir insan olduğumdan ve dolayısıyla da doğamın bir gereği olarak sosyal bir canlı olduğumdan ötürü bir gün bu durumu koruyamayacağımı ve insanlarla yeniden eskisi gibi münasebete gireceğimi de biliyorum. özünde insan denilen varlığı en az doğa ve hayvanları sevdiğim kadar seviyor ve değer veriyorum ama şu sıralar ve uzun bir zamandır bu düşüncem arka planda kalmış ve uygulamada imkansız bir hale gelmiş durumda. tek istediğim şey ise bir gün gördüğüm, duyduğum ve yaşadığım yaratıkların yerini tanıdığım ezberlediğim, bildiğim ve özlediğim insanların almasıdır. çok mu şey istiyorum bilmiyorum ama mümkünse o güzel atlara binip giden o güzel insanlar geri dönsünler istiyorum. eğer dünya karanlığa mahkum olup iyilerden kimse kalmayacaksa da mümkünse kurtuluş için dünyanın merkezine yerleştireceğimiz dinamitten çıkan o fitili ateşleyen kişi olarak orada bulunmak istiyorum.
Aslında her kalabalığın içerisinde yaparım ben bunu onlar konuşur dururlar. Ben uzaklaştıkça uzaklaşırım. içimden ne kadar mide bulandırıcı olmalarıyla, acınası olma durumlarını analiz ederim.
az çok tanıdığın insanlarla bir araya gelirsin. konuşmalarını dinlersin. dikkatini çekmeyen şeyler konuştuklarını fark edersin. yine de dinlersin. kafa dengi birilerini bulmak için uğraşırsın, sabır gösterir, susar, sesini duyacak ve sesini duyabileceğin birilerini ararsın.
ilk darbe hiç beklemediğin bir yerden gelir. tanıdığını zannettiğin insanın aslında çok karanlık biri olduğunu görür, ona bu sorunlardan bahseder, fikirlerini dinlersin, ancak o seni dinlemez hatta sana laf sokmaya başlar. ne kadar sabır gösterirsen göster egosunu şişirmekten başka şey düşünmez, o kadar zekice davranır ki başkalarını da senden uzaklaştırır. dışlanırsın, hatasızken.
yine de insanlara yaklaşır, kaçmazsın. ama sana sürekli aynı soruları sorduklarını, senin çabalarına karşı sana yakınlaşmak için çaba göstermediklerini fark eder, " kilo almışsın ", " sigarayı mı bıraktın ? ", " saçların beyazlamış " gibi cümleleri her gün duymaktan sıkılır, insanlardan sıkılır, kaçar, eve kapanır, kabuğuna çekilirsin.
bazen, insanlar sana yalnızca can sıkıntısı, depresyon, öfke sununca en doğrusu onlardan uzaklaşmaktır.
insanlardan kalben uzaklaşmak bağırma,insanlara kalben yakınlaşmak ta sessizlik sebebidir.
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar? diye sormuş. Öğrencilerden biri çünkü sükûnetimizi kaybederiz deyince ermiş ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istedi
lerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: iki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.
Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. işte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin.
Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.