kesinlikle nem. boğuluyomuş gibi olursunuz. hani bi rüzgar eser birazdan geçer hevesiyle 2 hafta geçer. hiç istanbul havasına benzemez yamultur adamı alimallah.
temmuz, ağustos aylarındaki cehennem sıcağı. muhteşem aspendos opera ve bale festivali, altın portakal film festivali ve harikulade antalya piyano festivali. masmavi akdeniz ve yüksek nem oranı.
dar paça kot, vücuda oturan tişört giyen, acayip şekilde sakal bırakan vede saçlarını hep aynı şekilde diken gençleri çevrenizde bol bol görüyorsanız bilin ki antalyadasınız.
Kaleiçi'ndeki Rock barlar. Kaliteli müzik ve ucuz bira daha ne olsun! Üniversiteyi 2 sene uzatınca tam olarak fark ettim buraların kendini fark ettirdiğini.
. 20 yılda bir yağan karın hemen ardından * güneşin açıp sıcaklığın hızla artması
. aynı gün içinde dört mevsimi sırayla, bazen de aynı anda yaşamak
. deniz kokusu, cadde kenarlarında bikini, sapka ve hasır çanta üçlüsüyle şıpıdık şıpıdık yürüyen insanlar
. adres sorma yarışına girmiş güneş gözlüklü, kırmızı burunlu turist abiler
. kavurucu sıcak, nem, rutubet
denize girildikten sonra denize mi yoksa tuz gölüne mi girdiğine şaşırarak tekrar geri dönüp deniz olduğuna inanma çabası.
(bkz: burası neresi siz kimsiniz bu insanlar kim)
- kırmızı ışıkta bekleme süresi. ben hayatımda hiç bir yerde bu kadar uzun süre yanan kırmızı ışık görmedim.
- en sağ şeritte olup sola dönmek isteyen şöförler.
- antray (uzun zamandır gitmediğim antalyama çok yakışmış)
- murat-serçe-şahin-doğan-kartal gibi tofaş arabaları.
- varyant (eskiden orda woswos yarışları olurdu)
- 2 dk. da bir kalkıp inen uçaklar.
- 20 metre dibi görünen deniz.
- sıçan adası.
- cırcır böceği sesleri.
antalya'nın yaylasına çıkmak, antalya köylüsünün o saf yüzünü, eşsiz şelalelerini, tarlalarını, develerini, portakal, greyfurt vs bahçelerini ve yağlı güreş yapan pehlivanlarını görmektir. yoksa antalya'nın şehir merkezinde kişiliksiz bir iç göç enkazından başka bir şey yoktur...