film başlangıç olarak gerek konusu gerekse sahne çekimleri bakımından ilginç ve farklıydı. fakat ilerleyen sahnelerde konu ilginçlikten sırandanlığa dönüşmüştür. (bkz: esas oğlanımızın, hasta adamın kızın babası olduğunu anlamaması). orayı daha mantıklı bi şekilde oldurabilirlerdi. bir diğer nokta da ikinci yarıda requiem for a dream'den bir kaç alıntı dikkatimi çekti. (bkz: metin'in merdivenlerden inip sokaklarda şuursuzca dolaştığı sahne) ve son olarak film reklam bakımından zayıf kalmıştır bu yüzden çok fazla gişe olmayacağı ve asıl ulaşması gereken kitleye ulaşamayacağının kaanaatindeyim.
--spoiler--
sanırım bu aralar bütün romantik türk filmlerinin sonu enkaz diye düşündürtenlerden biri daha.
asabım bozluyor kardeşim, mutlu aşk da olsun ya.
--spoiler--
objektif yorumlar getiremeyeceğim reçeldir, zira ben şu yaşıma kadar daha tatlı, daha gülümsetici bir reçel daha yemedim. sırf bütün kavanozu tek günde yememek için almam ve yapmam. aman...
çok soğukkanlı bir insan olmama rağmen, hatta filme kendini kaptırmadan "gerçek değil olm bunlar" diyerek öküzlük seviyesinde film seyretmeme rağmen, tüylerimi diken diken eden beni ağlatacak kadar hikayenin içerisine sokan bir film. o kızın sözleri, senaryo, oyunculuk, yönetmenlik hepsi harika gerçekten. insanları yargılarken tekrar düşünülmesi gerektiğini, aşkın ne kadar mükemmel bir duygu olduğunu gerçekten hissettiriyor. şuana dek izlediğim filmler arasında en iyisi diyebilirim. şöyle ki; ıssız adam filmi ile ilgisi yoktur, bu güne dek görülmemiş bir senaryosu vardır kesinlikle, ya da en azından türkiye için konuşabiliriz.
halil sezai paracıklıoğlu'nun oyunculuğuna laf söyleyenin aklından şüphe ederim.
melike güner'in mükemmel bakışları ve ses tonu filmin en etkileyici kılan unsurların başında gelmektedir.
fragmanlarıyla ve sezai paracıkoğlu'nun müthiş sesiyle söylediği "duman" şarkısıyla merak uyandıran ve 11 şubat 2011'de gösterime girmiş filmdir.
kendine gelemeyen bir yazarın daha yorumları için;
--spoiler-- melike güner'in oyunculuğunun çiğ durduğunu, şımarık, yapmacık olduğunu düşünenler için söylemeden edemeyeceğim; oynanması gereken rolü oynamıştır bence melike güner.
çünkü, zaten yapmacık olması gerekiyordu duygu'nun. sahte bi' gülücüktü yüzündeki, mutluluk oyunu oynuyor gibiydi. evet, bana da filmin başında "bu ne ya, ne yapıyor bu kız" dedirtti; ama o hareketlerinin yapmacık olmasının bir sebebi var filmde de. olaylar geliştikçe son derece gerçekçi göründü bana tüm yaptıkları.
sezai paracıkoğlu'ya söyleyecek söz bulamıyorum zaten. hayran kaldım adama. sesine, oyunculuğuna. çok gerçekçiydi baştan sona. inandırdı metin'in gerçek biri olduğuna.
filmin konusu gerçekten düşündürücüydü. düşündükçe, kendinizi aynı durumda canlandırdıkça kapana kısılmış hissediyor insan gerçekten. bazı repliklerde de bu çok güzel dile getirilmiş zaten.
geleyim filmleri karşılaştırmalara:
eternal sunshine of the spotless mind benzetmesi yapanlar nasıl yapmışlar anlayamadım gerçekten. kızın saçlarının sonradan turuncu olması mıdır benzetilen? yoksa film afişlerinden birinde el ele yatmaları mıdır? eğer öyleyse; komik çünkü, gerçekten.
ıssız adam ile hiçbir bağlantı kuramadım; ikisinin de bol ağlatan bir aşk filmi olması dışında.
aşk tesadüfleri sever'i henüz izlemedim, kıyaslayamayacağım.* ama gişe için şunu söyleyebilirim ki; aşk tesadüfleri sever'in "aşk"ının yanında mehmet günsür gibi bir avantajı var. aşk filmlerine genelde kadınların gittiğini düşününce, ikisinin aynı dönemlerde vizyonda olması bu müthiş filmi gölgeleyebilir -ki umarım öyle olmaz, çünkü gerçekten güzel bir filmdi incir reçeli-.
özetle; film kendi kulvarında son derece başarılıydı bana göre. zırıl zırıl da ağlatmıştır. iliklerime kadar da gerçekmişçesine izledim. hatta gerçekten benzer bir durumun yaşandığına da inanıyorum, senaryosunun gerçek olup olmadığını bilmememe rağmen.
başroldeki melike güner haricinde oyuncularının iyi olduğu film. kızdan yapmacıklık akıyor. şirin olmaya çalışmış ama sıçmış batırmış. başka bir oyuncu seçilebilirdi. sevimli kız bulmak zor değil hatta itici olmasın yeter. bütün film boyunca kıza sövmekten filme zor konsantre oldum. gidip dizilerde doktor olsaydı herzamanki gibi iticiliğiyle çok iş yapardı. filmde olaylar çok kopuk ama halil sezai pacıklıoğlu iyi kıvırmış. sonunu fena yapmamışlar ama çekimler kötü. farklı bir konu işlenmiş değişik güzel olmuş. replikleri de güzel. doğrularıyla yanlışlarıyla idare eder kıvamdadır. fragmana bakarak çok ümitlenilmesin yinede.
şarkıları güzel olan film. eternal sunshine of the spotless mind, ıssız adam, kasımda aşk başkadır'ı alıp ortaya karışık yapmışlar bizde izledik, ağladık. ince ayrıntıları ve konuşmaları çok güzel.
2-3 dandik lafla günü geçiren gişede kotaran bi zamane aşk filmi daha..
lan hanginiz sevgilinizle yiyişirken "sana dokunmak var ya ohyş şlop şlop var ya of of " demek yerine "sana dokunmak tanrıyı bulmak gibi " yok ebenin amı gibi cezmisel cümlele kuruyosunuz ???
ahahaha türkiye'nin tırt devrik cümleli romantizmle imtihanı dönemindeyiz.. bitsin de gidelim.. herkeş çok derin konuşuyo amk sanrsın ki ülkedeki kültürel erozyon , abd yalakalığı , bilinçli nüfus sayısı , torba yasası , işsizlik oranı o bu değil de , tek mühim şey manitaya derin laflar hazırlamak..
zaten de bana oturup şarkı şiir aforizma kastıracak sevgiliyi ben napıyım ? iki ayağımı da uzatıp , tencereden yemek yerken , dibine kadar saçmalayamadıktan sonra..
büdüt : bak hızımı alamadm ya.. brr.. iğrençsiniz olm gerçekten.. karşındakine dokunmak insanları affetmek ggibiymiş ahhahaha biri bana bu cümleden ne çıkardığını anlatsın böbreemi vericem..neyi affediyosun bi kere tanrı mısın yargıç mısın rahşan mısın nesin amk ? kaldı ki , karşındaki de etten kemikten tek katlı yassı epitelden ve minik şirin mitokondrili hücrelerden oluşmuş bi insan , onun bu halini sevemiyosun da illa da onu putlaştırmak farklılaştırmak ve yüceleştirmek mi lazm geliyo tapman için ?
ay kusmaya gidiyorum.. aşırı dozda "ben anlamıyorum ama derin duruyo vuuuu"culuktan zehirlendim..
beğenmediğime üzüldüğüm film. seveceğime inanarak ve çok isteyerek gitmiştim fakat vasat bir filmle karşılaştım. aşık olma evresi iyi yedirilememiş ve sıradanlik akıyor. anlatmak istediği ise bambaşka bir şey. son 15 dakikası kurtardı bir nebze. her ne kadar olumlu şeyler yazamasam da verdiği güzel mesajlar var. su ana kadar farkedemediğimiz şeyleri çarpıyor yüzümüze.
sevdiklerimize dokunabiliyor olmak aslında ne kadar değerliymiş.
Gittiğim, mumlu çıplak sahneyi biraz ticari bulduğum ve Sezai Paracıkoğlu'nun Melike Güner'in anlamlı bakışlarına karşın boş bakışlarına rağmen çok beğendiğim, bol spoiler'lı film. yalnız duygu biraz yapmacık olmuş sanki?
bir ıssız adam, bir başka dilde aşk tadı verecek olan; önce müzikleriyle kanımıza işleyen, sonra da "amaaan canım aynı işte diğerleriyle" diye diye yine de gidip izleyeceğimiz, tahminimce selpak canavarı olacak olan film.
(bkz: duman)
aşk belki de tesadüfleri değil de gerçekleri seviyordur diyerek merak ettiğimiz film. ayrıca bir kez daha film müziğinin bir filmi tanıtmak için en geçerli yol olduğunu görmüş olduk. önce müzikleri dinliyoruz sonra filmi izliyoruz. ama dinlenmeyecek gibi değiller (bkz: halil sezai paracıkoğlu)
sıradan bir aşk filmine benzeyen, fragmanını beğenmediğim film.
incirin reçeli için ise, incir reçeli yapmış ve incirin ham haline alerjisi olduğunu bilmeyen biri anlatmıştır ki, elleri o incirlerle uğrştıktan sonra davul gibi şişip su toplamış.
--spoiler--
bu arada o adam yani halil sezai neymiş be! niye bu güne kadar şarkılarını duymadık?
--spoiler--