beni müziğiyle kalbimden vurab, geç keşfettiğim bir film oldu. bir iki sinemada kalmış sadece, benimle gelecek birini bulamasam da gitmeye çalışacağım sinemada izlemeyi çok istiyorum bu filmi. olmadı dvd si çıktığında alır evimde izlerim. aslında izlerken yalnız olmam daha iyi olacak sanırım, bazı filmleri tam tadında izlemek için yalnız olmak iyi oluyor ya hani...
yine filmin havasından zor kurtulup pasiflora içmek zorunda kalıcam ama olsun.
sadece aşk filmi değildir bu film. aşkı sadece yatağa girip sevişmek zanneden insanların yaşadığı bir toplumda dokunmanın kıymetini, yanyana durmanın güzelliğini hissettirmiş bu film. imkansızlıkmış sevmek bazen, bazen dokunamamakmış. güzel kadın, yakışıklı erkek, süper şık mekanlar, zengin insanlar olmasa da sıcacık bir filmdi. sevdim ben bunu.
"Benim bu derdim
Ne yağan yağmurda
Ne yalancı sonbaharda
Ne bomboş sokaklarda
Kırılmış her yanım
Kaybolur zaman saçlarında
Gözlerim sokaklarda
Sebebi isyan aşkım
içim yanar, içim kanar da
isyan!
Geriye bir avuç yalan
Beni bu derde sen attın da, gittin ya kafam hep duman.
izleyip izlememek arasında kaldığım ancak filmin sonunda bogazımdaki adem elmasını adem greyfurtu gibi hissettiren çok dokunan bir film.
bugune kadar hiv+ olan insanların hayatlarının ne kadar zorlu ve güç olduğunu gösteren
hikayesinde ise tamamen olayı farklı bir sosyal pencereden değerlendiren ve insanların yargılarını yıkan bir forma sokan mükemmel bir eser.
piştiği mutfaktalarda hemen hissedilen incir reçelinin yapımı biraz emek ister. başlıbaşına tatlı olarak yenilebildiginden mutfakların kuytu köşelerinde saklanan reçeller arasında güzide bir yeri vardır
''ölümü cebince taşırken ölümsüz olmak istedi'' bu cümlesiyle beni benden almış, aşkı en saf duygularla beklentisiz olarak ifade edebilen ve uçurumun kenarındaki bir kadının ne kadarda hayat dolu olabileceğini anlatan filmdi. ibretlikti,izlenesiydi ve bu yüzden şiddetle tavsiye ediyorum izlenmeli...
uzun zamandır izlediğim en etkileyici Türk filmi. aşk filmi deyip geçmemek umursamak lazım. çünkü içinde herkesin kendisinden bir şey bulacağı o kadar çok duygu var ki. insanın karmaşasını, kafa karışıklığını, acısını, mutluluğunu öyle güzel anlatıyor ki sahne sahne... sonra bu filmde öyle cıvık cıvık bir romantizm yok, yapmacık aşk yok, biz aşığız modunda dolanan insanlar yok. çünkü öyle gerçek ki aşkları, buna gerek duymuyorlar bile.
eksikleri var mı? tabi ki var... bazı yerler hızlıca ve es geçilmiş gibi evet ama bırakın o kadar da olsun. aşk tesadüfleri severin cıvık ve yapmacık aşk modundansa incir reçelini her türlü tercih ederim.
piyasaya oynayan aşk tesadüfleri sever tabi ki bu filmi ezip geçecektir, güzel kız yakışıklı oğlan aşkı ne de olsa. ama keşke bir süpriz olsa da öyle olmasa.
üzülüyorum sadece. güzel adam-güzel kadın aşkının gölgesinde kalacağı için.
hep aşk tesadüfleri sever ile kıyaslanıyor, bu büyük haksızlık mesela.
biz kadınlar mehmet günsür gibi bir ilahı kesmek için gittik en çok o filme. öyle bir adamla tesadüfen karşılaşabilmek hayaliyle. sonra gittik ve en çok altan erkekli'nin güzelliğine ağladık. ondan etkilendik. yanımızda da sevgililerimizi, yakın erkek arkadaşlarımızı sürükledik.
oysa incir reçeli'ne salt fragmanı için gittim ben.
"sana dokunmak tüm kelimeleri yakmak gibi" için.
son zamanlarda aklımdan geçip dilimden dökülemeyen en yakıcı aşk tanımı bu olduğu için.
uçurumun kenarında bir kadının bir adım gerisinde tutmak suretiyle sevmeye çalıştığı bir adamın öyküsü.
hiç büyük sözler vermeden, büyük sözler söyleyen bir aşk.
insanın yargılama, yaftalama tutkusunun yüze vurulduğu anlar.
hani çok ağlamalı filmler olur da, ışıklar yanınca durur gülümsersin, salondan çıkar derin bir nefes çeker kendine gelirsin geçer gider.
bunda koltuktan kalkasın gelmeyebilir.
nefesi sonuna dek içine çekemeyebilirsin.
olamaz mı? olabilir. başka filmdi gerçi o, bi saniye.
ha, bir de şöyle bir not vardı, " çok tanıdık geldi yüzün, gönlüme hoş geldin sevdiğim, kusura bakma ortalık biraz dağınık". bir yerlerde gördüm, işte efendim dillere pelesenk olacakmış da, ergen kızlar bokunu çıkaracakmış da.
çıkarsınlar anasını satayım, ada olup alper bulmaya çalışacaklarına, tanıdık yüzlere kansınlar, "asqum" diyeceklerine, sevdiğim desinler birilerine, sakıncası yok, yapmayın bu kadarını da.
koskoca ankara'da sadece iki salonda oynayan bir filme de lütfen bunu yapmayın.
demem o ki, herkes içini sızlatacak en az bir replik, bir kare, ufacık bir ses bulabilir filmde.
yaşayanlarımızdan bahsediyorum elbette.
hayatında en az bir kez "günaydın sol yanım" diyebilmişler, birleşin ve bu filmi izleyin.
aşkın orjinal halini hatırlatan ve insanın ruhuna dokunan muhteşem film.senarist, aşk bedeni değil tamamen ruhanidir.uyan ey insanoğlu ve sahip çık sevdiğine,aşkına! diye bağırmaktadır avaz avaz. filmin tüm oyuncularını, senaristini ve yönetmenini gönülden tebrik ediyor ve ayakta alkışlıyorum.
reklamının iyi yapılmadığını düşündüğüm filmdir. kime sorduysam bilmiyordu ne zaman vizyona gireceğini, ıssız adam tam aksine, 1 ay önceden 'çıksa da gitsek' diyordu insanlar.
ortalamanın üstünde bir filmdir. hele ki bizim gibi aşkı kaliteli yaşadığını düşünen ama her şeyiyle özenti olan insanlarımıza ithafen yapılmış diye düşünüyorum. az biraz da ıssız adam tadı vardı. ama çok azdı.
lakin bu filme gitmek isteyen varsa gitsin efendim. sevgilisi olanların beklemesi bile saflık, kalkın gidin lan!
halil sezai paracıkoğlu'nun sesinin bukadar güzel olduğunu kanıtlayan film.
filmde söylediği "duman" adlı parça adamı darmadağan ediyor filmde oyuncularda muhteşem izlenilcek filmlerden biri.
gitmek istediğim filmdir, ama daha bolu'ya aşk tesadüfleri sever gelmemişken bu filmi nasıl izleyeceğim, onu da düşünmekteyim.
fragmanı çok hoşuma gitmiştir, odaya girip gitara sigarayı sıkıştırması ve o parçaya girişi beni benden almaktadır.
gitar çalmayı becerebilsem, dilim damağım kuruyana kadar söylerim, elim kasılana kadar da çalarım.
o derece hoşuma gitmiştir o fragraman.
boluya gelmezse gidip memleketimde izlicem o filmi, yine de izlicem.