her insanın sahip olduğu bir duygudur. Evet bir duygudur çünkü insan en zor durumda bir şeye inanma duygusuna kapılır. Ayrıca, inanmak hayatı sürdürmenin bir gereğidir. Eğer ki hayatta bir gayeniz yoksa yaşamanızın da bir amacı olmadığında intihara meyilli olursunuz ve nihayetinde intihar edersiniz. Bu yüzden inanmak en önemli şeylerden biridir.
ikna olmaktır.
ancak insanlar, bazen yalana da inanmak ister. işte o zaman, hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. tabi asıl sorun hayal kırıklığı değildir. asıl sorun olan, artık insanın gerçeğe de güveninin kalmayışıdır.
Bir çok boyutu vardır bunun; bir insana inanmak mesela. En zor olanıdır esasında. Iki kişiliktir çünkü. Yani bir taraf kontrolünüzde değildir. O inancın kırılması an meselesidir ve çok geç kalmaz gelmekte, o an. Inancın parçalanarak düşlerine düşer.
diyorum ki kendime nasıl? nasıl bu kadar inanabilirsin? nasıl bu kadar inanmak istersin? nasıl inandığın gibi olması için inatla hiç ama hiç -bıkmadan,usanmadan- çabalarsın. bi insanın bi insana inancı hiç mi kırılmaz? aslında kırıldı. ama kırılmasına rağmen inanmak istedim, inandım.
''çok inatçısın'' dedi bana. haklıydı.
çok inatçı olmasam senin yanında olamazdım diyemedim. neden? çünkü yanında olamamak gibi bir ihtimali bir daha köşesinden geçireyim istemiyor benim aklım. oysa ki hiç bir zaman ben geçirmedim. onun umutsuzlukları, onun güçsüzlükleri, onun kötü hisleri geçirdi bunu hem aklımdan hem yakınımdan. geçirmekle de kalmadı hatta, onsuz kaldım ben defalarca. yanımda sandığımda bile yanımda olmadı hatta. buna rağmen inandım. yokken bile geleceğine inandım.
inancı, güveni sevgi besler sanırım. çok sevdim. gözlerimin içine kadar güldürüyor beni o kadar sevdim. o yüzden de inanıyorum. yine kötü hissederse, yine eli kapının tokmağına giderse diye ödüm kopuyor. biliyorum aptallık bu, ama ben aptal değilim ki. ben aşığım. o çok çok çok severek, uyumayıp sabaha kadar düşlediğim hayallerimi nasıl özledim. onlardan umudumu keseli çok olmuştu, en son beni bırakıp gittiğinde yani. şimdi tam o hayalleri yeniden kurmaya başlamışken,
sevgilim, Ali.
lütfen gitme bu kez be.
John Stuart Mili, "inançlı bir kişinin gücü sadece ilgisi olan doksan dokuz kişinin gücüne eşittir", demişti. inançların mükemmelliğe giden kapıyı açmalarının kesin nedeni budur. inançlar, sinir sistemine doğrudan gönderilen emirlerdir. Bir şeyin gerçek olduğuna inanırsanız, tam olarak onu gerçek kabul eden bir duruma girersiniz. Etkili kullanıldıklarında inançlar, iyi bir yaşamın yaratılmasında en güçlü araçlar olabilir. Diğer yönden inançlar, güçlendirici oldukları kadar, eylemleri kısıtlayan zayıflatıcılar da olabilirler. Dinler, tarih boyunca milyonlarca insana, daha önce gerçekleştiremeyeceklerini düşündükleri şeyleri başaracak gücü kazandırmıştır. inançlar içimizin derinliklerindeki kaynaklara ulaşmamıza yardımcı olurlar ve bu kaynakları, istediğimiz sonuçlan destekleyecek şekilde yaratır ve yönlendirirler.
aptallıktır.
önünde diz çökseniz bile size yanıldığınızı her fırsatta gösterir inanmak.
insanlara inanmak mahlukluktur ezelden beri yaşadığımız.
iyi olmaları için çabaladığınız günlerinizin boşa geçtiğini görmektir.
anlattıklarınızın hiç bir boka yaramadığını işitmektir.
her yaptığınızın bir kum tanesi kadar yer etmediğini bilmektir.
.
inanmak huzur verir aslında, kötülüğü unutturur.
ama kahpelik ve karaktersizlik sarınca etrafını birinin, o kötülüğü farkedemez insan.
dost sanır etrafındakileri, seviyelerinin olmadığını farkedemez...
güler sadece.
hayal kırıklığı yaratır be sözlük inanmak.
çok saf bir duygudur.
inanmayın siz.
yanmayın.