inanmak istemediğinize inanmaktan çok daha kolaydır. bu yüzden sonucunun hayal kırıklığı olacağı bilinerek inatla tercih edilendir, hayallerde yaşamak.
hayali bir aşk kurup ınanmak içlerinde en kötüsü.aslında öyle bıseyın olmadıgını öğrenince kötü oluyosun ,pişman oluyosun ama işte bı kere ınanmak isteyıp ınanınca ınsan sonu olmadıgını bılsede.inanmak istenmiş bikere!!!!
hala sevdiğine inanmak istemek mesela. ama o çoktan unutup kendı hayatına devam edıyor olur genelde. yani inanmak istenilene inanılmamalı. beyniyle hareket etmeli insan. neticede hayal aleminde yaşamıyoruz.
insanların %95 i belki daha fazlası için geçerli olan durum. ateist için de, deist için de, teist için de, monoteist için de geçerlidir. tanrının veya dinlerin varlığına veya yokluğuna ya da hangi dinin doğru olduğuna gerçekten öyle düşündüğü için inanan kişi sayısı inanılmaz derecede azdır. bir ateist, -çoğunlukla- tanrının varlığını kabul ettiği zaman kendini küçülteceğini düşünür, karşısında kendinden büyük ona emir verme hakkına sahip bir tanrıyı kabul etmek ve dolayısıyla onun için olmayan bir tanrı ve ahiret yüzünden hayatındaki zevkleri kenara bırakmak işine gelmez. bir deist, teist veya monoteist ise -çoğunlukla- tanrının varlığını kabul eder çünkü sonsuzluk isteği vardır ölümden sonra yaşama inanmak ister onun için böylesi işine geldiği için inanır. bu konu daha uzar gider deist, teist ve monoteist olayını ayrı ayrı incelemeyeceğim o yüzden.
insanın yapısında vardır. insan birşeylere inanmaya muhtaçtır bir yerde. hiçbirşeye inanmayan insan bile aslında "inanmamaya" ya da "hiçliğe" inanmıştır. inanşsız bir bünye yok gibi birşeydir. sadece inanç unsurları farklıdır.