dert ortağım, biricik nesildaşım*. gönderdiği mesajlar ve açtığı başlıklarla yüreğimi dağlamış, benimle birlikte zaman yolculuğuna çıkmıştır. biz ne talihsiz gençlerdik be imom?
hem yobaz hem de faşodur. iktidardan yemlenmekte ve burada laikçi kardeşlerimizin canlarını sıkacak yazılar yazmaktadır. karşılığında da recep tayyip erdoğan dan sakalını almakta ve paraları istiflemektedir.
eski Mısır'da mimar, yazar, hekim, mucit ve firavun Djoser'in veziri olan efsanevi kişiyle uzaktan yakından sağdan soldan hiç bi noktadan alakası bulunmayan yazar. imhotep nere sen nere...
şahsımın gündeme getirdiği mini etek mevzusundan sonra günün ikinci polemik konusu olan laiklik ve laikçilik kavramlarıyla sol çerçeveyi bilinmeze sürükleyen abim.
çok pis yobazdır. pis yobazdır. böö'dür, ceee öööö'dür.
zaten bildiği şeyler hakkında basit başlıklar açıp tek cümlelik süper niteliksiz tanımlarla sol frame'e getiren yazar. zamanı bol, ya da canı sıkılıyor.
an itibariyle başına oruç vuran yazardır. gördüğü pideli hülyaları sol frame de paylaşması, bizlerin de sütlü tarhanalı, kırmızı biberli hülyalara dalmamıza neden olmakta.
köyden gelen sütü tüm koğuştan saklayan pisluh. mahpusta sabahları böcekli çay vermeseler üzülmeyeceğim. insan bu kadar mı insafsız olur gardaşım. ayrıca kahve krizlerime de bizzat şahit olduğu halde bunu yapması daha da üzücü. üzdün beni imho . tüm bunlara rağmen ranzanın yanıbaşındaki duvara astığın o posterleri, rencide olmaman için ifşa etmiyorum bak. *
7 gün çaylaklık cezasına çarptırılmış koca insan.
uludağ sözlüğün kaybetmemesi gereken değerlerden. ha kaybedilse ne olur? uludağ sözlük batar mı? diğer kaybedilenlerden sonra battı mı? pek tabiiki hayır.
ama sözlüğün zaten yaşadığı kalite sıkıntısı göz önüne getirilecek olursa kaybedilmemesi gerekir diye düşünmekteyim nacizane.
unutmadan; "geçmiş olsun" dediğim yazar. (bkz: adım hıdır elimden gelen budur)