üzerinde pek durulmamış ama damakta iz bırakan, defalarca izlenmeyi hakeden ender türk filmlerinden biridir. izlemeyenlerin bu eksiğini gidermesi şarttır. anlatılmaz yaşanır gerçekten. bu filmi anlatmam için 160 sayfalık büyük defter verilse sevgi sözcüklerinden, övgülerden konuyu anlatmaya fırsat bulmam. o derece yani.
fatih akın' a duyduğum saygının bin kat arttığı filmdir. ayrıca soundtrack ile de dikkat çekmektedir. filmde yer alan birkaç şarkıya örnek vermek gerekirse;
morali bozukken izleyen insana dahi yaşama sevinci verebilecek, en azından kafasındaki sorunları bir anlığına da olsa unutturup tebessüm ettirebilecek film. pembe gözlük takmış gibi yapıyor insanı.
izleyende aşık olma hissi uyandıran etkileyici ve eğlenceli bir fatih akın filmi. filmler gerçek olsa dedirtir.hem yolculuk eğlencelidir ,hem juli çok güzeldir, daniel de çok sevimli..hem insanın bir anda herşeyi bırakıp başka bir yere ,aşık olduğu insanın peşinden gidesi gelir, hem de burnunun dibindeki insanlara daha bi dikkatle bakası. bu film içimi ısıtıyor evet.
requiem for a dream'in bunyeye etkilerinin neredeyse tersini yapabilen bir film bu. birinde hareketler yavaslayip son sahnede calan muzikle beraber tuyler diken diken ariza pozisyonuna girerken, digerinde "hayat ne guzel lan heleloy loy loy" diyip insanin kendini disarilara atasi geliyor. is guc varken izlenmesi sakincali ikisinin de, zira insanin psikolojini ani ve ciddi bir sekilde degistiriveriyorlar.
bir fatih akın filmi. yönetmenin diğer filmlerine nazaran içinde bolca kelebek uçuştuğu aşikar. juli isimli dünya güzeli bir kızın klasik bir saf erkeğe aşık oluşu ile başlayıp temmuz ayının o sıcak, macera getiren havası ile ilerliyor film. bir çok mekan, ülke, insan gelip geçerken değişmeyen tek şey insaonğulun aşk arayışı oluyor.
güzel türk kızının söylediği güneşim adlı şarkı filme mükemmel bir çok yönlülük katıyor. kültürel bir festival gibi.
fatih akının yine tesadufler uzerine kurdugu zaman kaybı filmidir.film bittigi andan bes dakika sonra filmi izlediginizi unutursunuz filmle ilgili kafanızda en ufak bir not kalmaz . senaryosu zaten facia bir sekilde kopuktur. illa izliycem diyen biri varsa ellesmem ama soran olursa kesinlikle izlemenizi tavsiye etmiyorum. bana 90 dakikamı geri ver fatih akın.
ilgi çeken bir senaryo , iyi bir kurgulanmayla canınız sıkkın olduğunda takıp izleyebiliceğiniz keyfinizi yerine getirebilicek fatih akın eseri.
ayrıca izledikden sonra kendini yola atıp otostop çekme , herşeyi bırakıp yeni bir maceraya başlama isteği uyandıran film.
olanca görecelilikleri sıfırlarsam, ve hatta sığlaşırsam iddia edebilirm ki; dünyanın en güzel filmidir. senaryo, konu v.b. şeyler olarak çok da fantastik diyebileceğim bir şey yok ama bu filmde insanı kendine çeken bir şey, bir renk var ki, o rengi gören kişi için filmin yeri ve dimağda bıraktığı tat bambaşka oluyor. fimin bu denli harika olmasında tam olarak kestiremesem de christiane paul* etkeni büyüktür.
2000 yılında gösterime giren fatih akın'ın yönetmenliğini yaptığı film.
film, insanın kaderine kendini bırakması ve karşısına çıkan şansı değerlendirmesini konu alıyor. kadercilik anlayışına kendini kaptıran bir kadın ve aşık olduğu adam ile kaderinin defalarca keşişmesi, adamın da kadere inanması ile mutlu sona ulaşıyorlar.
filmde güneşin yol göstericiliği de işlenmiş. bu durum bana güneşe tapan yezidileri anımsattı. onlar, güneş doğarken ve batarken güneşe doğru yönelip, üç defa rukuya varıp ibadetlerini gerçekleştirirler, günün geri kalanında da güneşi takip ederlerdi. filmde güneş, kadını simgesel, replik ve davranış olarak bunu destekler nitelikte. zaten aşkın başlama zamanında da güneş figürlü yüzük sahnesini adama hediye etmesi var. o sahnede, güneş olan tanrısını simgeleyen yüzüğü adama veriyor ve adeta "sen benim tanrımsın" minvalinde mesaj vermeye çalışıyor. tabi bunu güneşin tanrılığına hatta kadere inanmayan adam anlamıyor. ve olaylar gelişir.
filmdeki yüzler farklı olsa da, fatih akın'ın ilk filmi olan Kurz und schmerzlos filminin başrolünde izlediğimiz ve fatih akın filmlerinin vazgeçilmezi olan mehmet kurtuluş, bu filmde de kamera karşısında. yine aynı filmde rol alan ve tabi sınırdaki polis rolüyle fatih akın, her filminde olduğu gibi bir rolü kendisini ayırmış. yönetmenlerin filmlerinde olmazsa olmazları vardır. kendi filmlerinde rol almak fatih akın için olmazsa olmazlardan. filmin bazı sahnelerinde fatih akın'ı görmek de hoş oluyor hani. onun filmlerini izlerken acaba bu filmde hangi rolde göreceğim diye beklenti oluşuyor.
fatih akın'ın diğer filmlerinden de tanıdığımız idil üner'in sahilde söylediği şarkıyı da eklemeden edemeyeceğim. bu şahane şarkının sözleri şöyledir;
güneşim, ayım sana ışık olsun
sıcak kumum yoluna acık olsun
okşarım tenini rüzgarımla
susuz kaldı sularım dudaklarına
ahh o gözlerin
arasın beni, peşime düşsün
ahh o dudakların
gelsin, bulsun, tatsın ve öpsün beni
filmi izledikten sonra akılda kalanlardan biri de, bilinen ama bildiğiniz şeyin böylesine güzel olduğu fark edilmediğiniz kaşık pozisyonu. birlikte uyumanın en sıcak ve rahat hali. huzurun davetiyesi. filmde bunun anlatımı ve verdiği his öyle kuvvetli ki, eğer filmi yalnız izliyorsanız, o an yanınızda sevdiğiniz kişi olmadığına lanet edebilirsiniz. işte böyle bir durum oluşursa tavsiyem, film bittikten sonra hala hisler sıcakken o kişinin yanına gitmeniz olur. yoksa bu hissin yarattığı eksiklik uyku huzursuzluğuna sebep olabilir.
eğlenceli, duygu yüklü, harika, başarılı bu filmde işte o meşhur replik;
--spoiler--
aşkım...
kilometrelerce yol kat ettim, nehirleri geçip dağları aştım, hüsrana uğradım ve ızdırap çektim. nefsime karşı koydum ve güneşi takip ettim. böylece senin önünde duruyorum ve sana "seni seviyorum " diyorum...
--spoiler--
az önce seyretme fırsatı bulduğum harika fatih akın filmi. hani bir insanın gözünün önünde olanı görmemezlikten gelir uzaktaki olmayacak şeye hedeflenir ya işte bu film onu anlatmış. fatih akın sağlam bir iş çıkartmış.
oyunculukların doğallığı, kurgusuyla anlatımıyla sade ama bir o kadar keyifli, başarılı bir Fatih Akın filmidir. Başka bir ifadeyle filmin bende bıraktığı samimiyeti sıcaklığı özleyip her sene mutlak bir izleme şevkiyle yanıp tutuştuğum güzide bir filmdir.