Tıpkı hayat gibi kapalı ,Pencereleri çarpı şeklinde bir ev..
Evin yanında hep aynı tip çizilen soğuk bir ağaç..
Birkaç küçük bulut ve ağlamayan yada gülmeyen çiçekler..
Farklı birşeyler cizdiginizde o öyle olmaz denilmeler..
En önemlisi de bu ruhsuzluğun parçası olmadığınızda verilen düşük notlar..
Tamam resim yeteneğim pek yok belki resimden bu yüzden düşük notlar alırdım ama hiçbir zaman tek tip bir resim yapıp hayalsizliği benimsemedim..
Kitaplarda gördüğüm çizimlerin baka baka aynısını çizerdim. 4. Sınıfın yaz tatilinde de bir sürü resim çizmiştim. Tatil bitince resim dersinde hoca çizimlerimi gördü ve herkesin içinde "kopya ile çizmişsin bunları" dedi. Kopya değil dediğimde de "kopya bu kopya, ben anlarım" deyip azarlamıştı. Yaşım küçük olduğundan aynısını şimdi de çizebilirim demek aklıma gelmedi, içimde ukte kaldı. Sınıf arkadaşlarımın diline düşmüştüm. Dalga geçmişlerdi, baya üzülmüştüm.
Kısacası: "10 - 11 yaşlarındaki bir çocuğun saatlerce uğraşıp çizdiği resimlere kopya deyip, rezil etmek için mi resim öğretmeni olunuyor?"
milli bayramlar veya önemli günler öncesi, öğretmen günün anlam ve önemiyle ilgili ödevler verirdi hep. bu sefer cumhuriyet bayramı vardı.
Ders esnasında çantasından bir poşet içinde, kartondan değişik yazı tiplerinde kesilmiş harfler ve rakamlar çıkardı. Kimisi italik, kimisi normal birkaç farklı tipteki bu harf ve rakamları bizlere dağıtıp örnekler almamızı istedi.
italik harfleri ilk defa o zaman gördüğümden değişik geldiler bana ve ilgimi çekti, örnekler alıp ders bitiminde birkaç renkli karton alarak evin yolunu tuttum.
Ne yazacağımı pek düşünmedikten sonra. evet pek düşünmedim. o yaşta bildiğim mottolaşmış sloganlar dışında pek yaratıcı olduğum söylenemez. Bir satıra "29 ekim" diğer satıra da "yaşasın cumhuriyet" yazmaya karar verip, kartona harfleri ve rakamları hizalayıp yapıştırmaya başladım. Bittiğinde biraz farklı geldi gözüme yazı ama pek takılmadım.
bir sonraki derste öğretmen herkesten ödevlerini yukarı kaldırıp kendisine göstermesini istedi. Standart uygulama olarak içlerinden güzellerini seçip herkesin görmesi için tahtaya çıkarıyordu.
Sırayla bakarken bana geldiğinde bir an duraksadı, kafasını yana yatırdı, dudağını büküp kafasını salladı ve "al resmini tahtanın önüne geç" dedi.
şaşırmıştım. çünkü bariz yeteneksizdim resim konusunda, her hafta başka başka arkadaşlarım tahtaya güzel güzel resimlerle çıkarken, geçen senelere rağmen bu benim için bir ilkti.
Her neyse hoca resmimi herkes gösterip;
-bakın arkadaşınız değişik ve yaratıcı bir çalışma yapmış italik harflerle. Normalde sağa yatık olması gerekirken, normal harfler gibi dik bir şekilde kullanmış ve güzel bir hava yakalamış.
Dedi.
Kafama o an dank etti hocanın neden beni tahtaya çıkardığı. Italik harfleri bile doğru şekilde kullanamamış ve yeteneksizliğimi burda da kanıtlamıştım. işin ilginci hoca bunu bilerek yaptığımı sanmış.
-Benden beklenmeyecek hareketler bunlar öğretmenim, bilerek yapmamıştım onu ben.
Diyemedim tabi. ilk defa yaptığım bir resim beğenilmişti. O anın büyüsünü bozmak istemedim.