Şiirimizin uç beyi diye boşuna dememiş birisi bir zaman...
SiZ NE GÜZELDiNiZ BENiMLE BiLEMEZSiNiZ
Siz ne güzeldiniz benimle bilemezsiniz
A harfinden bir çarşı güneşi yüzünüzde
Hèlene uyruklu bir rüzgârdınız her şiirde
Benimdi, Ronsard'ın bir ülkesiydi yeriniz.
Şimdi kim bilir istanbul'sunuz değilsiniz
Bir f'diniz Önasya'larda o şey evlerde
Şimdi nasıl bir yalnızlık eser yüzünüzde
Uzun sular olur duymak gibi bir şeydiniz.
Şimdi h, şimdi M sesi ilk nasıl karanlık
ipek gibiydiniz iyisi mi anlatmamalı
Ben yokum ya yoksunuz bakın nasıl artık.
Şimdi bakın nasıl bir yalnızlık vuran benden
Şimdi şiirlerde benim yazdığım sıkıntı
Bayılırsınız bir rüzgâr oynatsam ülkemden. *
vaktiyle hakan eren ile yaptığı bir söyleşide, "yazar yaşamınızı anlatır mısınız?" sorusuna verdiği cevap:
"bir ozanın yaşamı, yazmanın içindeki, onun koyduğu yaşamdır, yazıdır yani. ozan, ona yaşam diye bakar. bu yüzden barthes, "yazar yalnızdır." derken, onun evreninin ne olduğunu imler. ben bu dünyaya, bir dünya olarak baktığımı hiç bilmem. bu yalnız her şeyi yazılacak gibi görmememden, yazılmadıkça bu dünyayı yok saymamdan gelmiyor; kendimi bu yeryüzünde başka türlü doğrulayamayacağımdan, başka türlü varolamayacağımdan geliyor. yazmak bir varolma sorunudur benim için. her şeyden önce de bunu kanıtlamak istiyorum. yazma yaşamı bu benim için."
Çok uzun bir gündü aşka dönüyordum
Çok uzun, yavrum, çok uzun seni sevmekten
işte diyordum ilk öpüş işte masmavi yarığın
işte yedisi sabahın ve ıslak ağzının
işte eski bir otu kasıklarının ve karnının
işte dilinin getirdikleri işte ormanlarım
işte döşekte çırılçıplak upuzun uyanışın
işte kayaya vuran eski gölgen eski sesin
işte o ağzındaki esmer kuş o yaban ırmak
Kal öyle diyordum böyle anadan doğma iç içe
Kal öyle ilkin orandan öpeceğim diyordum
Aşk ki karadır tek heceli bir sözcüktür
işte tam böyle, sevdalım, tam böyle diyordum.
"alalım şu dokunma duygusunu; elim, dokundukça vardır benim. o, bir nesneyi ancak öyle kavrayabilir. adaçayını yazıyorum diyelim, onu önüme almakla yetinmem. görmek, yetmez bana. avucuma alıp dokunmaya başlar başlamaz, adaçayının varlığı vurur bana."
En sona O kalmıştı, öyle bir gitti ki, piç gibi ortada kaldık!
Ölüme, o büyük tümceye, çalışmaya gittiğinden beri feci özlüyorum seni. Yüzüne el süremeden, toprağına bakıp kahrolmak varmış kaderde. Şimdi ne zaman adı anılsa "ilk harfin" gözlerim doluyor.
Bir cehennemde yalnızlık çekiyorum!
"Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazamaz. Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana yeryüzünü cehennem eden bu yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir tek şey var: Resim yapmak."
' bu dünyadan ilhan berk geçti dedim yürüdüm,' diyen, dünyaya ve nesnelere her daim küçük bir çocuk merakı ve şaşkınlığı ile bakmış, yazgısı, dünyayı şiire tercüme etmek olan, bir bulutun gökte sürüklenişi denli sessiz, dikkatli dizelerin şairi. ete kemiğe bürünmüş, ilhan berk diye görünmüş kuyruklu yıldız.
Durup dururken aklına gelmez yağmak yağmurun
Gitsen nereye gidebilirsin hâlâ bilmem
Bizans'ta olmak belki iyi belki fena belki bunu da
diyemem
Ben küçük dükkânlarsız, kahvelersiz sokakları
sevmem,
odaları, duvarları sevmem