"ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. otların canı sıkılmaz. kurşun kalem kendini ağaç sanır. ufuk, hüthüt kuşu. seni bilmem, bir söylene dönüşmek içindir dünya. onun için başka bir son yok. bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! sonsuzluk dediğimiz budur.
nerden başlasam yine oraya geliyorum. ben gidiyorum. ölüme, o büyük tümceye, çalışacağım."
"adlarla doldurdum sessizliği. şeyleri kodladım. gökyüzünün, ağaçların çocukluğunu bilirim. ağaçlardan arkadaşlarım oldu. hala da var. samanyolunu anlamadım sayıları da (sayılar daha bulunmamış gibi davranıyorlardı.) yalnız sekizle (5+3) içli dışlı oldum. (kim olmamıştır ki?) biraz da sıfırla (sıfırın bulunması kolay olmamıştır.) üç için çok kötü şeyler söylenmiştir. niçin? bilmem. bilmek sayıdır. bir de biri tanıdım. bir ile düşünülmüyor. bazı sayılar suçlu doğmuştur. bir de bunlardan biridir..."
türkçe'nin büyük şairi. filhakika akşamları okumanın en zevkli olduğu şairlerden. o şiirlerinden biri:
güneyde bir orman
bir buğday büyüyorsa şimdi türkiye'de
yeminle aşkla büyüyor.
yeminle lavanta çiçekleri, haşhaşlar, kekikler aşkla büyüyor.
koyunlar, keçiler, sığırlar
mısır, pirinç, yulaf
aşkla büyüyor dünyada.
binlerce senedir nehirler dünyayı görmeye çıkarlar
binlerce senedir böyle öğrendik dünyanın birçok yerinde akan
ırmakları, büyüyen bitkileri.
bazı yosunlarla bazı eğreltiotlarıyla bazı balıklarla konuştum,
dünyayı görmeyen kalmamış.
şimdi güneyde bir yonca büyüyorsa benim gibi
daha iyi bir hayat için büyüyor.
gelincikler köklerimin yanısıra onun için büyüyor.
pamuklar daha beyaz açıyorlarsa
sebep aynı.
ben bütün ormanları düşünerek büyürüm,
bütün ormanları düşünerek büyürler
benim gibi bütün ormanlar türkiye'de.
öyle bir vaktine eriştik ki dünyanın
şimdi kimse kimseden daha az sevmiyor dünyayı,
ben ingiltere'deki ormanlardan, nehirlerden, ovalardan daha az
sevmiyorum yaşamayı,
amerika'dakilerden daha az sevmiyorum.
burada pamuklar, su içindeki pirinçler, tütünler daha az
sevmiyor
şimdi sarmaşıklar, şimdi asmalar, şimdi fasulyeler birbirlerine
daha sarılarak büyüyorlar
şimdi stepler, dağlar yalnızlıklarını sevmiyorlar.
şimdi dünyada yalnızlığı kimse sevmiyor.
şimdi iran'da, şimdi mısır'da, şimdi sudan'da ormanlar niçin
büyüdüklerini biliyorlar
şimdi petrol damarları niçin aktıklarını biliyor
şimdi her şey dünyada niçin yaşadığını biliyor.
-istanbul şehri için çok şiir yazıldı. Antolojilerde yer alan düzeyde ve nitelikte ürünler ortaya konuldu. Bu şairlerden farkınız, siz onlara neyi eklemek isterdiniz?
-Başkalarını bilmem, istanbul yeryüzünün en insani kentidir. Ben istanbul'u insanlığın haline benzetirim. Onun gibi yıkık, ezik, yine onun gibi güvenli, inançlı, görkemli. Bir yerde daha dedim: istanbul gibi bir kenti olan yazarlar başka bir şey istememelidirler. Benim istanbul'a bakışım böyle oldu.
Bütün iş işte bu iç ve dış serüvendedir. Şiirin bu iç, dış diye ayırdığımız dünyası (aslında iki ayrı dünyaları yoktur) burada kapanmaz. Kapanmaz, çünkü şiir yazıldıktan sonra da değişimini sürdürür. Yeni anlamlara, duyarlılıklara, yıkımlara uğrar. Savaş içindedir. Şiirin yazıldıktan sonraki serüveni hiçbir şeye benzemez. Yazmak çünkü, yalnız şiirin orasını burasını düzeltmek, orasını burasını ayakta tutacak hale getirmek değildir. Toptan yok etmektir de. Şairin şiire karışması da işte burada başlamıştır. Burada tek ölçü kendisidir çünkü. Asıl burada ağırlığını koyacaktır. Bu ise büyük bir beğeni, büyük bir duyarlılık, bilgi işidir. Şairi de biz burada tanırız. Şiirin tarihinin gizliliği işte bu yolculuktur. Hem yalnız, iyi bir şiirin tarihi gizlidir. Kötü bir şiirinse gizli hiçbir şeyi yoktur. Kötü bir şiirde her şey açıktır. Ölüdür çünkü. Öyle de doğmuştur.
derler ki; ilhan berk hicri takvimi miladi takvime çevirmeyi beceremediği için kendini uzun süre 1916 doğumlu sanmış. 1918 doğumlu olduğunu cemal süreya ortaya çıkarmış.
bir bize mahsus değil
dünyayı vaz geçilmez bulmak
bir serçecik tanırdım ki ben
yüreğini yarıp baksaydınız
bir gökyüzü bulacaktınız eminim
eminim istanbul'dan.
hiç unutmam bir gün geç vakit
tam benim geçtiğim zamana rastlamıştı
büyüme saati bir ormanın
şöyle iyice dinlesem sanırım artık
bütün ormanları büyürken duyarım
"kal böyle aşkım, kal böyle
ve yalnız
bana bak
bakmak aşktır.
'soyundum işte sana yol olsun diye.'
böyle çıplak böyle et ete
bırak gezinsin üstünde soluğum.
saydamdır aşk, o naif şeytan
gözlerin, çıplak memelerin, dudakların
böyle işte böyle gel gir yatağıma.
ve öp sonra da
durmadan bir daha , bir daha öp beni
böyle uzun bir yolculuk ister aşk.
ve çek sonra da, daha bir kendine beni çek ki
bileyim benim olduğunu.
böyle işte böyle kasık kasığa."
Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada
-Sesin, bir gülü bırakmak gibi bir şeydi
Karaydım, kağıt gibiydim yaşamalarda
Adım görseniz her gün o denizlerdeydi
Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır'da.
Ben vurdum sevilere belli değil miydi
Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda.
Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi
Bir aşk demekti bu dünyada.
Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır'da
Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi
Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda
Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda
Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi
Bir aşk demekti bu dünyada.
"yazmak (bu kanser) benim için tam bir cehennemdir. bunu bir çok kez söyledim. bu, başlangıçtan bu yana değişmedi de. öte yandan, bu yine benim varoluşumun bir kanıtıdır da yazmak eylemi, böyle bir cehennemdir çünkü. kendimi ancak böyle var edebiliyorum. söylemek bile fazla: şairlerin bir hayatı yoktur! hayat diye baktıkları bu kanser, bu cehennemdir. gidip geldikleri, dünya diye baktıkları böyle bir yerdir. bu, hiç değilse, benim için böyle. yinelemekte yarar var: ben dünyaya yazılacak bir yer diye bakıyorum. bundan kendimi alamıyorum, kurtulamıyorum. bu yine hem kurtuluşum, hem batağım. kurtuluşum, çünkü kendimi böyle doğrulayabiliyorum; batağım, çünkü ondan başka bir yer bilmiyorum. şair, büyük sözsel, görsel bir jeoloji olan bu dünyanın kulağı, gözüdür. dünyayla boğuşan adamdır. dili, bu silahı elinde bunun için tutar. dünyayı sınırlamak, sonra da onunla hesaplaşmak için. şiir, sanatların en yoksul akrabasıdır o! sessiz ve yankısız. böyle bir dünyadır, şairin dünya diye baktığı! ya bunun dışında ne mi var? hiçbir şey! peki, niçin mi yazıyorum? kim bilir, belki de, bu dünyayı çok sıkıcı buluyorum, onun için yazıyorum."