"evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
elma kokan bir türkçeyle konuştuğun içindi;
ölümün sefil, kötü belleği içindi;
her gün pazar kurulan o sokaklar içindi;
saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;
işte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür derim"
yaratıcılığını sevdiğim şair. kulaktan aldığım bir bilgiye göre rastgele sokaklara dalıp gezermiş. seçtiği apartmanlara yönelir, zile basar ve "ünlü şair ilhan berk burada mı oturuyor acaba?" diye sorarak insanlara kendi reklamını yaparmış.
1.
ilhan diyor ki: "gördüm boşluk boşluğa karşı." şiir bitti.
şiir mi: ölü bir arkadaşım beni anlıyor.
rüya var: ölü arkadaşım bakkal olmuş. şiir veresiye defteri.
tanrı'ya: bu kadar yakışıklı olduğu için mi mustafa ırgat'ı..?
tanrı'dan: saçmalama! hiç şair şairi kıskanır mı?
tanrım: ilhan berk'e de sor, madem ki iyi arkadaşın...
şaşkınım: tanrı soyadını bile biliyor bizim ilhan'ın"
"gün ağarmasında bir ev
akşam ışığından bir ev
bereket getiren buluttan bir ev
yağan yağmurdan bir ev
gizemli sisten bir ev
çiçek tozundan bir ev
çekirgelerden bir ev
kızılderililerin dünyaya böyle ev diye baktıklarını okudum."
zonguldak da öğretmenlik yaptığı sırada, burada mevcut iki şeyden bahsetmiştir. birisi: karanlıkta olup dünyayı görmeyenler, ikincisi de onları teftiş ve terbiye için arada yeraltına inen, parlak ve bayındır adamlar! diyerek, madenci ve işverenlerinin, trajedisine değinmiştir.
"... Belki de bu benim sana hüzünler yaratmak istememdendir. Böylece de insana en yakışan şeyi bulduğumu sanmam, onunla gönenmemdir. Ya da (bu belki çok şaşırtıcıdır ama) birden çok eski çağlara uzanıp, Nefertiti'yi (bilmem niçin Nefertiti?) düşünüp, sana tarihte bir yer aramak istememden geliyordur bu. Kim bilir? Yoksa başka niçin seni böyle yıkıntılar, ölü kentler, ölü tarih içinde kurayım?''
Yazmak (bu kanser) benim için tam bir cehennemdir. Bunu bir çok kez söyledim. Bu, başlangıçtan bu yana değişmedi de. Öte yandan, bu yine benim varoluşumun bir kanıtıdır da... Yazmak eylemi, böyle bir cehennemdir çünkü. Kendimi ancak böyle var edebiliyorum. Söylemek bile fazla: Şairlerin bir hayatı yoktur! Hayat diye baktıkları bu kanser, bu cehennemdir. Gidip geldikleri, dünya diye baktıkları böyle bir yerdir. Bu, hiç değilse, benim için böyle. Yinelemekte yarar var: Ben dünyaya yazılacak bir yer diye bakıyorum. Bundan kendimi alamıyorum, kurtulamıyorum. Bu yine hem kurtuluşum, hem batağım. Kurtuluşum, çünkü kendimi böyle doğrulayabiliyorum; batağım, çünkü ondan başka bir yer bilmiyorum. Şair, büyük sözsel, görsel bir jeoloji olan bu dünyanın kulağı, gözüdür. Dünyayla boğuşan adamdır. Dili, bu silahı elinde bunun için tutar. Dünyayı sınırlamak, sonra da onunla hesaplaşmak için. Şiir, sanatların en yoksul akrabasıdır o! Sessiz ve yankısız. Böyle bir dünyadır, şairin dünya diye baktığı! Ya bunun dışında ne mi var? Hiçbir şey! Peki, niçin mi yazıyorum? Kim bilir, belki de, bu dünyayı çok sıkıcı buluyorum, onun için yazıyorum.
çoğul güzeldir. yüzün dursun
(yüzün ki bir halkın tarihine alınlık)
daya ağzını kasığıma, sevgili suça
gövdem, o cehennem, gövdende
sevgilim, sevişelim.
kirlidir aşk, çocuğum, o sıvı fosil
dölyatağı, o sürgün, her şeydir
düşün durmadan yinelenen taşı
hem bilmem biliyor musun tarih de tendir
ağzın, o alev, ağzımda
sevgilim, sevişelim.
"Sen topla ve dağıt saçlarını ve kapama kasıklarını, ıslak tut.
O gün dünyanın ikinci günündeydik bir sürü yağmur yağdırıp bıraktık.
Uzun uzun öpüşmeler, sarılmalar diye bilirdik dünyayı"