her daim "allam inşallah edebiyat yazılarına bi son vermiştir" filan diye umduğum, tuna kiremitçi ile evliliği sırasında giydiği gelinliği internette yardım amacıyla -çok ulvi bi insan ya kendisi- satışa çıkarması ile de ünlü olan kişi.
kendisinden bu eylemi sonrasında bütün insanlar adına soğumuş idim.
daha da ne yapsa gözümde toparlayamaz.
muhteşem düşünür ve dilbilimci filan fıstık sevan nişanyan'ın bok dolu kavanozunu eşinin üzerine boca etmesindeki gibi.. adam ne yaparsa yapsın artık sadece kavanozdaki adam'dır zira.
ileri derecede rezil olmus, evinden cıkmaması gereken yazar. insan böyle bekleyip bekleyip yazdıgı yazıyı arastırmadan, bilmeden yazar mı lan? Yakısmadı. ***
meğer ki evinde yalnız başına çellist bir hanımın * albümlerini dinlerken roman yazdığını söyleyen tuna kiremitçi'nin dünkü yazısından işkillenen eski karısı iclal aydın, o gazla boşu boşuna "ayar verirsem görürsün" başlıklı yazısını kalem almış! iclal, ironilerle süslediği yazısında, tuna kiremitçi'yi ayarlamaya, eski sevgililerini tarihe gömmesini, onları anmamasını ve tuna mağduru kadınlar kulübü kuracağından filan bahsediyordu.
bu gerçekten son derece bayağı yazıdan sonra tuna kiremitçi vatan gazetesi'nden ayrıldığını deklare eden kısa bir mektup yayınlayarak, gazete ile ilişkilerini kesti.
linki kırılmış olsa da mektup şu şekilde:
"Efsanevi çello sanatçısı Jacqueline du Pré (1945-1987) hakkında kaleme aldığım (ve Çarşamba günü yayımlanan) metne, gazetemizin bir yazarından yanıt geldi. Yanıtın içeriği ve düzeyi, kabul edemeyeceğim bir irtifayı sergiliyor. Üç yıldır kendimi evimde hissetmemi sağlayan Vatan ailesine bu nedenle teşekkür ediyor ve izninizi istiyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
Tuna Kiremitçi "
iclal, sen "tuna'dan mağdur kadınlar kulübünü" kurmayı filan boşver, git omo kadınlar kulübüne filan üye ol...
gerçi bu tuna efendi'ye de iyi oldu.. kendisini ve yazdıklarını filan da çok sıradan bulmama rağmen adamcağız en azından idare eden bir vasatlıkta.. iclal ise.. neyse..
bu, yüzyılın sazanlığıdır bence. ama tuna da öyle bir yazmış ki helal olsun yani. insanın -iclal gibi cahil olmasa bile- kıskanası geliyor; hissiyatı...
Yumuşak bir ses tonuyla aşk şiirleri okumayı, insanlara aşkta ve hayatta "pozitif" olmayı anlattığı için programlar yapan, bir gazete köşesi kapan ancak entellektüel düzey demeyelim, gazeteci olduğunu iddia eden herkesin içinde olması gereken merak ve araştırma duygusundan mahrum insan. Meftanın ismini internette bir arasaydı bu duruma düşmeyecekti. Her ne ise ortalıkta millete örneğim diye dolaşmaktan vazgeçerler artık. ileride yine satar bunun üçüncü sınıf kitapları.
tuna kiremitçi'den ayarı yemiş hatundur. hani hayat güzeldi nooldu? demek ki her yazılana cevap vermemek gerekiyormuş.
ama öyle ya da böyle evlen boşan ayar ver ayar ye derken yine gündem yaratmayı başarmıştır kendileri tabi tuna kiremitçi de.he 2 gün sonra kim takar, o ayrı...
YAptığı sazanlık kendisine yetse de hırsızın hiç mi suçu yok dedirten yazar. Susmasının erdem olduğunu hiç düşünmüyorum ama öfkeyle kalkan zararla oturur hesabı örnek kişi oldu durup dururken. Benim asıl gıcık olduğum nokta sevgi sözcükleri, aşk şiirleri okurken en ciks mekanlarda takılması. Tamam, varlıklı, çevresi olan insan da sevecek, gönlünü titretecek ama sanki sevebilmek, sevgi sözcükleri edebilmek için hep bu örneklere dalmaya da gerek yok. Halkın içine çok inmiyor, belki de ona gıcığım. Tuna Kiremitçi'ye verdiği tepkiye lafım yok, belli ki daha dolu o konuda, tutamamış kendini. Verdiği tepki de pek insani, pek sıradan geldi bana. Eski sevgilinizin yeni sevgilisini sandığınız biri hakkında methiyeler dizdiğini okusanız tepki vermez miydinik? O zaman sorun bizde.
günlüğe yazılacak kadar özel olan konuları köşe yazısına yazmaktan çekinmeyen yazar. yanlış anlamış olabilirsin, kıskanmış olabilirsin ve imalarda bulunabilirsin eyvallah da demet sağıroğlu ndan bahsedip de tamamen 3. kişileri konu içine çekmeye ne gerek var.
bu son talihsizliği yüzünden bir an önce ortadan kaybolması gerekli hatun. yapmış bir hata daha fazla konuşarak kendini düşürmesin, rezil etmesin. yani kısaca yok olsun bu aralar.
ilköğretim öğrencilerine hitap eden bir şair, yazmayı bilmeyen bir köşe yazarı, televizyonculuğu sevgi pıtırcıklığı zanneden bir sevimsizlik abidesi. elinden, kaleminden, her yerinden samimiyetsizlik akıyor.
Kulağımın içi kaşınıyor.... Felaket..... Önce azar azar başlıyor kaşıntı,
geceleri... Sonra artıyor. Kaşımak da bir zor ki kulağın içini... Bir türlü
geçmiyor. 'Ne yapsam acaba?' diyorum.
Günler geçtikçe daha da artıyor...... Doktora gitmeye karar veriyorum.....
Arkadaşlarıma soruyorum...
'Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?' diye. 'N'oldu ki?' diye
soruyor arkadaşlarım.
'Kaşınıyor kulağım' diyorum. 'Uyuyamıyorum geceleri, kulak kaşınmasından!'
Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi.... 'Çok iyi doktordur' diyor.
'Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir.'
Gidiyorum doktora.
Gözlüklü, şirin bir amca... Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.... şaşırıyorum önce. 'içinde kaşıntı var' diyorum.
'Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?'..........
'Yok' diyor, 'Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek için bakıyorum.'.........
'Nedir?' diyorum doktora.
Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet
çıkarıyor...
'Yan durun. Kıpırdamayın' diyor bana.... Biraz irkiliyorum.
'Eski sözler' diyorum, 'Ha?'................. Cımbızın ucu kulağıma giriyor,
canımı acıtmıyor nedense....
'Bir erkek sesi bu' diyor.... Sanki bir uğultu duyuyorum.
Cımbızı çıkarıyor kulağımdan.
'Yalan kaçmış kulağınıza!' diyor..... doktor.
Yalana bakıyorum.
Küçücük bir şey gibi gözüküyor.
'Vay be!................ Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş
Hangi yalan peki?' diyorum.
'Durun, bekleyin' diyor doktor. 'Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza kaçabilir..
Önce şu deney tüpünün içine koyalım.. Sonra serbest bırakırız.'
Yalanı tüpün içine koyuyor.... Kapağını da kapıyor tüpün.... Serbest kalıyor yalan.
'Seni seviyorum' diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden......
'Yalanmış ha?' diyorum.