herkesin dediği gibi çok yapmacık, kendisine entel süsü vermeye çalışan, sahte mutluluklar peşinde koşan, itici, kakıcı vs... açıkçası beni pek ilgilendirmiyo o kısımları. bu ülkenin herhangi bir yerinde kendi çapında yapmacık tavırlara, mıymıntı konuşmalara girebilir, kendi bileceği iş ama bişeyden eminim;
bu kadın çok güzel ya, bildiğin güzel ve pek yaşlanma belirtisi de yok*:
Popüler Kültürün maşasıdır kendi de bunun farkındadır ama paranın tadını alan bir daha kolay kolay vazgeçemiyor.
Mesleğe ilk başladığında vaadettiği umut & yetenek yerini vaadedilen para,pul,şan,şöhrete bırakmıştır.
Yiğit ve hak meselesi vardır ya,güzel bir kadın ama...
gerçi bunun yazar olmasıyla bir alakası yok bunu niye yazdıysam.Neyse...Medyayla pek sıkı fıkı olan tek yazar.Benim gördüğüm kadarı bu en azından.Ordan burdan ne bulursam okuyan bir insan olarak,yazdıklarını pek anlamış değilim.Bir ara gazetede köşe yazarlığı yaparken okurdum,sürekli aynı şeyler,ben ve başkaları.Son zamanlarda tüm sırtını aşağıya kadar gösteren açık kıyafetler giyip poz veren yazardır.Sanırım oyunculukta da pek tutulmadı.Yakın zamanda kanal 7 ye,flash tv ye sunucu olmasın sakın. Bu bir yazar mıdır?Yazar bu mudur? diye sormadan edemeyeceğim.Bir de kendime bir soru sorayım: çok mu acımasız yazdım?Biraz var.
bugünkü köşe yazısında uludağ takipçisi olduğunu ifşa etmiş aşk kadını.rüştü reçberi takip etmek için girmişmiş kendisi sözlüğümüze.yazar olarak da katılmasını arzu ettiğimiz bayandır.son kitabı 'senin adın bile geçmedi' kitabındaki resimleriyle 'hayat güzeldirdeki resimleri' arasında büyük farkı görmemek mümkün değildir.kitaplardaki yazılarında da bu farklılık mevcut.önceden daha sempatik alçak gönüllü kimseyi kırmayayım diye özen gösteren mütevazilikten acayip bi seksiliğe ve aşktan yana yediği darbelerden ötürü de hayata daha sert bakan güzelliğe geçiş yapmış gibidir.
154. entry'i köşesinde ifşa edecek kadın. o kadın.
- ay bu isimsiz fikir beyan etme platformlarına gıcık oluyorum. bir gece ansızın google'a girdim. canım sıkıldı. yarın ne yazsam, ne yazsam diye düşünürken aklıma rüştü reçber geldi. yazıverdim gitti google'a. ay bir de ne göreyim, uludağ sözlük. hiç haz etmem, burada ismini yazıyorum, reklamını yapmış gibi olmayım da. olsun, yine de çok şey öğrendim bu isimsiz arkadaşlardan. hem başlık altındaki 2334. entry e kadar okumuşum allah sizi inandırsın. ay baktım sonra kaptırıyorum kendimi buraya. tekrar google'a açtım, mp3 arattım, görsellerde kendi fotoğraflarıma baktım falan filan işte ama söylemeden geçemeyeceğim 154. entry'ye bayıldım.
iclal aydın ın uludağ sözlük ziyareti başlığında belirtilen yazsında, bardağın sadece dolu tarafını gördüğünü bize şık bir jest ile göstermiştir.. eleştiri kültüründen nasibini alamamış sözlük kullanıcılarına inceden lafı sokup daha sonra site adını vererek onların ağzına bir parmak balı yapıştırması ise bugüne kadar hakkında atıp tutanlara iyi bir kapak niteliğindedir..
uludağ sözlük yazarlarına harikulade bir kapak yapmıştır.
ama n'apsak, neremizi kapatsak o kapakla bilemedik. bir yeri kapatsan başka bir yer açıkta kalıyor böyle. halbuki itü sözlük'e yapsa bir kapak, hemen kapanır. orası öyle değil. çok kültürlüler. aferin onlara.
sözün özü; bu kapak yetmedi. daha fazlasını istiyoruz.
okuttururken araştıttıran güzide yazar ablamız. zira bugün ilgili yazısını okuyup da bahsedilen entrylerin yazarlarına bakmayan uludağ sözlük yazarı yok gibidir. varsa da gerçekten aptal değillerdir. tebrikler.
lise yıllarında yazılarını okurdum, o zamanlar herkesin yazıları okurdum. artık yazılarını okumuyorum, artık herkesin yazılarını okumuyorum, kendisine hayatta mutluluk dilerim.
biraz daha zayıflarsa şık olur. biraz daha derinleşsin...
iclal aydın ın uludağ sözlük ziyareti başlığında bahsi geçen köşe yazısında anlamlandıramadığı konular hakkında yazarak hiç kimseyi aydınlatamayan vatan gazetesi yazarı. keşke bildiği bir şeyleri yazabilse de bu sebeple bizler de bir şeyler kapsak.
sanırım; aşkla ilgili bir kaç romantikimsi cümle biliyor arada bir onları karalıyor köşesinde.
not: şimdi zoruna gider cancağızımızın. eleştiriye gelemez de o(yazık!). birkaç gün sonra eleştirel entryleri yine köşesinde paylaşır. mazallah yine neden eleştirildiğini anlamaz falan sözlük ahalisi olarak kalbimizi kırar.
yağmur isimli şiiri anne özlemini anlatan, sesi masal diyarlarından gelircesine yumuşak, telaffuzu su gibi dupduru, ayrıca çok da sevdiğim kadın yazarımız.
yağmur
Ne zaman eskiyor sevgiler
Ödenen bedellerin acısı geçince mi?
Yağmur yağıyor, mutfak camındayım
Nasıl üşüdüğümü bilemezsin
Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne
Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama
Şimdi telefon açsam sana
Sesini duymakta yetmiyor ki
Hep ayni cumleler.Babamlar nasil? Ilacini aldin mi? Nedenini bilmedigim bir aglamak var icimde
Bir yerlere sigdiramiyorum yuregimi
Bazen dalip giderdin mutfakta yemek yaparken, tahta kasikla tencerenin basinda oylece
Ne dusunurdun acaba?
Ozlemek cok fena anne, anlamak seni daha da...
Omuzlarim agriyarak uyaniyorum sabahlari
Benim kizimin omuzlarini ovmasina daha cok var
Gittikce sanami benziyorum ben?
Ya da 'annenin kaderi kiza' dedikleri dogru mu?
'Baban eskitir herseyi kizim, 'demistin bir kez
Anlamamisim meger, eskiyormus annecigim
Omzunu ovacak kalmiyormus meger ayni evin icinde
Şimdi duysan bunlari, ne uzulursun mutsuz mu kizim diye, coktan kendinden vazgecmis bir sesle
Mutsuz degilim de anne, yagmura ve mutfagimdaki kedere care bulamiyorum
Evimi topluyor, toz aliyor, patlican kizartiyor, televizyon seyrediyor, aksam calan kapiyi aciyorum
Actigimi goren olmuyor
Pisirdigim yeniyor da, guzel olmus denmiyor
Cay demleniyor demleniyor, demleniyor...
Kederim mutfagimın her yerine yerlesiyor
Ah nasil eskiyor hersey anne, nasil eskiyor
Eskilerimi de atmaya kiyamiyorum
Seni çok özlüyorum
Bana yasakladığın bahçeler sanada mı uzaktı hep Gidemeyişine ağladın mı sende
Ne zaman eskiyor sevgiler
Ödenen bedellerin acısı geçince mi?
işte böyle kalbimde bir acı şarkılar seni söyler...
bugünkü yazısıyla eski eşi tuna kiremitçi'ye mahalle ağzıyla ayar vermiş daha doğrusu vermeye çalışmış kelebek. lakin şöyle bir şey var sanki. jacqueline du pre'yi yazısından anlaşılacağı üzere tuna kiremitçi'nin sevgilisi sanmasıdır. hatta sanrısıdır. hayalgücüne ve algılama yeteneğine sadece ve sadece kocaman bir "oha" diyebiliyorum..