ibret alın benden ibret

entry2 galeri0
    1.
  1. hayatta çok acılar çekmiş ve yalnız kalmış birinin yakarışlarıdır.

    sözlükte çoğu kişi az parayla dünyalar kadar mutlu olunduğu yılları yani doksanlı yılları yaşamıştır. ben de o yılları yaşayan biriyim ama benim gidişatım sizinki kadar parlak olmadı. çok acılar çektim çok yıprandım ve bir özlem dünyasına düştüm ve bu dünyadan dolayı gerçek dünyaya ayak uyduramadım. yaşıtlarım bir benlik ve ünvan kazandılar. bir mertebeye ulaştılar ama ben hala yerimde sayıyorum. daha doğrusu yerimde saymak istiyorum. benim de annem kan ter içinde kaldığım sokaklarda balkondan ya da pencereden bana "x hadi yemek hazır oğlum" gibi cümleler kurardı. o zamanlar çocuk aklımla, dünyaya tozpembe bakışımdan dolayı bu güzel günlerin hiç bitmeyeceğini düşünüyordum. saftım. dünyayı sporcu kağıtlarından ibaret olarak görsem kafi. bir arkadaşım vardı benim ve bir kız arkadaşım vardı. bunlarla çok samimiydim. o işitme engelli arkadaşım yanımda olunca hiç ölmeyecek, yanımda güvende olacak sanırdım. markete sporcu kartı almaya gittiğimizde bir futbol starı kartlardan birinde çıktığındaki o gülüşü öylesine hafızamda kalmış ki unutamıyorum. ben o zaman anlamıştım engellerin hiç bir şeyi engellemediğine... arkadaşımın adı salih idi. ona sağır denilirdi ama ben ona saygımdan, onla aramızdaki arkadaşlık bitecek diye endişe ettiğimden, ona çok saygı duyduğumdan işitme engelli derdim. diyorum ya engeller bir gülümsemenin önüne asla geçemez. ama onun bu hayatın kahpeliğine karşı gülüşü çok sürmemişti. bir gün saklambaç oynuyorduk. bayır vardı sokağımızda ve o bayırın üstünde bir kıraathane vardı. bilirsiniz o zamanın delikanlılarını. arabası vardı birinin ve mahalleden geçerken bayağı hava atardı. modern, caf caflı bir arabaydı. bir gün bu delikanlı, arabasının kıraathanenin önüne çekerken el frenini çekmeyi unuttu ve araba bayır aşağı gitti kendiliğinden. ölümün korkak ve adi olduğunu ben o zaman anlamıştım. o araba benim işitme engelli arkadaşımı arkadan kalleşçe çarpmıştı. sokakta oturanlar o kadar "bağırmıştı". ama o duymamıştı. ebenin yerinden uzaklaşmasını ve gidip ebelemek için kafasını köşeden hafif uzatmış bekliyordu arkasından gelen şeyin haberi olmadan. ben salih'in o yaşlı gözlerle yerde cansız yerde yattığını görünce bir çocuğun asla ağlayamayacağı şekilde ağladım. onun o güneşte parlayan saçlarına dokundum. o kadar içten ve yakarışlı ağladım ki çevredeki bazı vatandaşlar göz yaşlarını tutamadı. biz onunla hani şuan kaybetsek umrumuzda olamayacak 50 kuruşla mutlu olabilmiştik, kan ter içinde portakal suyu içerek tom ve jerry'i izlemiştik. benim onunla hiçbir kan bağım yoktu ama o gülüşleri öylesine aklıma kazınmıştı ki onun o küçük bedeni toprak altında çürüdükçe ben yaşarken çürüdüm. onun o gülen gözlerinin toprak altında yok oluşunu düşündükçe ben hep ağladım. ve hala onun acısı yaşıyorum yine aynı yerde yaşıyorum ve o öldüğü yeri gördükçe içim ağlıyor içim. bundan birkaç yıl sonra canım annem hastalandı. beni asla yalnız bırakmayan, asla kimseye ezdirmeyen annem hastalandı. hastalanmasının sebebi ise babamın içki arkadaşlarının ortamına beni sokup onları mutlu etmek için beni her türlü dövmesiydi. kemer mi dersin sopa mı dersin. mutlu oluyorlardı. annemin içi gidiyordu. üzüntüden kanser oldu. bana tosunum derdi, saf oğlum benim derdi. hastanedeydik annem bana o güzel kokulu ellerini hayatın yorgunluğundan çökmüş gözlerime ve yanaklarıma dokunarak ve benim kalbimi bıçak sokulmuşçasına ağlayarak "oğlum hakkını helal et" demesi her sabah uyandığımda aklıma gelir. anne öyle birşeydir ki size öyle bir sarılır ki kendinizi cennette hissedersiniz sanki. onun o dokunuşu, size o içten gülüşünü dünyaları verseler alamazsınız. anne öyle birşeydir ki sizin bir saçınız için canını verir, o bedenini hiç düşünmeden uğrunuzda yok eder. ben annemin o gülüşünü, annemin bana o dokunuşunu ve o içten, sıcak sarılmasını yıllardır yaşamadım 12 yıl oldu çünkü öleli. senin o tosun, komik, saf oğlun şimdi çok yanlız anne. kimsesi yok. babam annem öldükten sonra beni amcamlara emanet ederek almanya'ya gitti ve orada yeni biriyle evlendi. oğlunun bu karanlıkta yaşadıkları umrunda değil. amcamlarında umrunda değilim. bu mahallede bir kız arkadaşım daha vardı yukarı da bahsetmiştim. biz onunla da çok samimiydik. onunda sorumsuz bir babası vardı. acı, tatlı bir çok anımız oldu onla. parkta kola çekirdek mi dersin, tersta sabahlara kadar çay eşliğinde muhabbet mi dersin çok güzel anılarımız oldu. onun yaşadıkları benimle özdeşleşmişti artık. o üzülünce ben de onun kadar üzülürdüm. çok güzel yıllar yaşadık o güzel arkadaşımla. çok güzel günler. onlarda babasının yüzünden buradan taşınmak zorunda kaldılar avusturya'ya gittiler 17 yıllık arkadaşım. o da gitti beni anlayan tek insan. şuan boş evlerinin içerisinden gözüken mutfak dolaplarına bakıyorum. bana balkondan hadi gel muhabbet edelim deyişini canlandırıyorum beynimde. ona da bundan sonra dokunamayacak ve göremeyeceğim. ben şuan karanlıktayım ve ağlıyorum. kalbim taştı artık içime ata ata. hepsini çok özledim çok. lise ve ilkokulda ister istemez bir arkadaş ortamına girdim ve hep 2.planda oldum. annenize sıkı sıkı sarılın, onun o kokusunu iyice içinize sindirin çünkü başka insanların öyle bir lüksü yok. ve sizin gerçek arkadaşınız olduğuna inandığınız insanları sakın kaybetmeyin. ve unutmayın yıllar çok acımasızdır.

    her kelimesinde ağladım ben...
    4 ...
  2. 2.
  3. tatilim yeni başlamış bulunmakta. yaşıtlarım geçen seneden itibaren mezun olmaya başladı. hatta evlenip 2. çocuğunu doğuranlar bile var(bunlara özendiğimden söylemiyorum)
    eşekler gibi çalışıyorum efendim. 3 aydır nefes bile almadan çalışıyorum. bittim desem yeridir. sırf bu yüzden evrene sesleniyorum: liselim canım tıp yazma.

    itiraz etmeyin diğer meslekler, bal gibi de yatıyonuz.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük