şiir okumak mı? işte burada gerçekten eşsiz. zannediyorum bu kadar başarılı olmasının en büyük unsurlarından biri albümlerinde kullandığı fon müzikleri. ömer lütfi mete'nin gülce adlı şiirini ibrahim sadri den mutlaka dinleyiniz. yine nurullah genç üstadın siyah gözlerine beni de götür, yağmur ve bence en güzel yorumlanan şiiri olan sensiz kalan bu şehir'i mutlaka dinlemelisiniz.
Yağmur var çok sevdiğim rüzgar da
Bugün pazar daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var çok sevdiğim rüzgarda
Daha uyanmadı komşular bugün pazar
Ve ben seni çok özledim
Dışarı çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlere bakmak sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım hayatın gittiği yere
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim
Tam böyle bir şey çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması toprağın uyanması
Yağmurun yağması ateşin sıcağı
Bu pazar sabahı tam böyle bir şey
Bir sabahçı kahvesine uğramak
Bir bardak çay taze dem kokusu
Yani hayatın atardamarlarında dolaşmak
Bölmeden şehrin uykusunu
Bir şiir yazmak pazar bulmacasının boş karelerine
Tam böyle bir şey hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir şiir yazmak bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek yağmurda ıslanmak
Ve ben seni çok özledim
Yağmur var çok sevdiğim rüzgarda
Bugün pazar daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var çok sevdiğim rüzgarda
Bugün pazar ve ben seni çok özledim.
piyasadaki en iyi şair değil tabikide ama en iyi şiir okuyan adam. eleştirilecek yönleride olmasına rağmen türkiye de şiirin sevilmesine, gündeme gelmesine katkıda bulunmuştur.
--spoiler--
ateşten
kalleşten
mızrakla gürzden
dabbet-ül arz dan
deccalden
yedi düvelden
korku nedir bilmeyen ben
tir tir titriyorum gülce'den
ödüm patlıyor gülce'ye bakmaktan
nutkum tutuluyor
ürperiyorum
saniyeler gözlerimde birer can
her saniyede bir can veriyorum...
--spoiler--
ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum
gecenin efkarı iniyor perde perde
sevdanın hayali vuruyor arada bir içime
ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
hani şu perdelerinde mavi kuş resimleri olan
ali bakkalın hemen yanında 17 numara
o kırgın hayatın tam ortasında
hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta
biri gurbetin ,biri ihanetin,
biri de seni böyle sevmenin hikayesi
sevdanın camı bana bakıyor ben cama
ve bak sen şu serencama
pencere önünde menekşeler ,hatmiler
bide gece sefası ,bide haytalığı adamın
abi bide sevdanın hayali vuruyor arada içime
iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor
arada bir arkadaşlar geliyor laflıyoruz ordan burdan
anlarsın ya güzel abim
iç cebimde bir umut doğuyor
bide nerden bulduysam resmi sevdanın
resimde sevda inadına gülüyor
sevdam gayri resmi bilmekteyim
gel ki benim abim
birazda üstümüzde macera güzel duruyor
yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda
hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını
hayat sokağımızda bir kehribar tespih gibi
dokuyor tanelerini takır takır yüzümüze
ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum
ağzımda fiyakalı bir ıslık
zulamda ağır yarası sevdanın
ali bakkalın çırağı metin anlıyor halinden insanın
metin nedir senin niyetin
kap bakalım abine bir taze ekmek biraz zeytin
bu akşam yine odamda efkar var
anlarsın ya metin adamın halinden adam anlar. *
buyrun kendi kaleminden okuyun ibrahim sadri'yi:
--spoiler--
birkaç şey..
1981 yılında zarifoğlu'na özenerek yazmaya başladım. üstelik durmadan yazıyordum. ve habire mavera dergisine şiir gönderiyordum. iki yıl bekledim. usanmadan. nihayet ilk şiirim, be nim için çok özel bir şair olan zarifoğl'unun şiirinin de yeraldığı bir sayısında yayınlandı maveranın.
öyle sanıyordum ki, sokağa çıktığım zaman herkes beni tanıyacak ve "işte bak maverada. şiiri yayınlanan çocuk bu" diyeceklerdi. öyle olmadı. ama öyle olması için çok uğraş tım ve onyedi yıl sonra 1998de sokağa çıktığım zaman "işte bak o şiirleri yazan ve okuyan adam bu" dediler.
81 yılında yayınlanan o ilk şiirimden itibaren bir dolu şey yaptım. bunlardan bazıları dönemseldi, bazıları geldi ve geçti. örneğin yedi yıl tiyatro oyunculuğu yaptım. şarküteri tezgahtarlığı yaptım. tavuk işçiliği yaptım. dergilerde sanat yönetmenliği, editörlük yaptım. gazetelerde yazdım. kapı kapı dolaşıp elektrik süpürgesi satmaya çalıştım. radyo programları hazırladım ve sundum. televizyon programları yap tım. düğün salonlarında komedyenlik yaptım. tirajı üç-beş bini geçmeyen şiir kasetleri okudum. dublaj yaptım. altı ta ne tiyatro oyunu yazdım. birkaç filmde küçük roller oyna dım. reklam metinleri yazdım. ama hep şiir yazdım ve oku dum.
bütün bunları şunun için anlatıyorum. öyle birdenbire ve kolayca olmadı. ben bunu istedim ve uğraş verdim. şiiri hep sevdim. onun bana insan yanımı ve cesaretimi ve "gönlü-mü" hatırlattığını hissettim.
yaşadıklarımı ya da yaşandığına tanıklık ettiğim şeyleri yazmayı denedim. bugün kendimi "herşeye rağmen" iyi hissediyorum. ben bu güzel ülkede, ait olduğum bu topraklar üzerinde şiir yazıyorum ve bunu albümlerim aracılığı ile yüz-binlerle, kitaplarım aracılığı ile de onbinlerle paylaşıyorum. hepsinden önemlisi bu güzel ülkemin edirnesinden diyarbakırına her yere gidip dolu salonlarda insanlarla şiirlerimi paylaşıyorum ve bunu çok önemsiyorum. şiirin "para etme diğini" savunan sanat sosyetesine inat, çorumun alacasından tütün, ünyede, tirede, turgutluda, turhalda, ke mahta ve daha nice nice yerlerde insanlar paralarıyla bilet alıp, gelip şiir izliyorlar, katılıyorlar hem de tam üç yıldır.
kendimi bir şiir emekçisi olarak görüyorum. yazıyorum, okuyorum, takip ediyorum ve daha iyisini yapmak için uğraşıyorum. hiçbir edebiyat lobisiyle ve anlayışıyla ilgilenmiyo rum. bana göre "en iyi şiir" şairinin kendini "iyi hissettiği" şiirdir. bu yüzden, özellikle bu güzel ülkenin gençlerini yaz maları ve okumaları için özendiriyorum. ben bunu ömrüm yettiğince yapmak için çaba göstereceğim. bu toprakların damarlarında yunustan kalkıp, veyselden yol geçirip, sümmaniye uğrayan o kalın ve güçlü şiir damarının gücüne çok inanıyorum çünkü... iyi ki varsınız ve oyunuzu şiirden yana kullanıyorsunuz...
merak edenler için. necip fazıl, cahit zarifoğlu, refik durbaş, sezai karakoç, orhan veli, asaf halet, hüseyin at-lansoy, mevlana îdris. nazım hikmet, mustafa islamoğlu, egemen berköz, aşık veysel, bahattin karakoç, abdurrahim karakoç. dilaver cebeci, yılmaz odabaşı, ahmet muhip, nurullah genç, ahmed arif, erdem beyazıt şiirlerini çok seviyorum... birde sizi!..
--spoiler--
unut diye bir şiiri var ki her dinlemede adama koyabilitesi gayet yüksektir. şöyle ki:
Unut
Yağmur tanesini
Unut
Saçların rengini gözlerin karasını
Unut
Şarkıları
San defter yapraklarını
Baktığın aynaların arkasını unut
Unut
Kahverengi fotoğrafları
Adresleri unut
Rüzgarı
Rüzgar değince ağlatan saçlarını
Unut
Sil bütün isimleri
Yak şiirleri
Olmasınları olmayacakları olmadıları unut
Bak yoksun
Yokluğunu unut
Bak gitmişin
Gitmeleri unut
Varsın keşke desin bir ses içinden
Keşkeleri unut oysaları unut
Gözlerini unut
Bu şehri unut
Kor gibiyken içimde
Kendin gidip beni burda kor gibilerini unut
Unut
Unuttuğunu
Islak incir tanelerini
Zeytinin rengini
Ekmeğin buğusunu
Sen mi geldinleri unut
Unut işte
Unutmak en iyisi
Unut iyisi mi
Hep ellerin sıcaktı ya
En sıcak ellerindi
Elin elime değdiğini unut
Unut
Yıldız yıldız
istanbul istanbul
Akşam akşam
Yavaş yavaş
Şarkı şarkı
Nasıl diyorlarsa nereye koyarsın böyle bir aşkı
Öyle unut
Hiçbir yere koyamadığım bu aşkı...
birkaç haftadır trt2' de 'gecenin sesi' adlı programı sunan şair. yücel arzen'de piyanoda arada eşlik etmektedir. bir de devrim diye bir hanım kızımız var sesi güzelce...