belki de ön yargıyla yaklaşıldığından zor beğenilen ama uzun defalar dinlendikten ve en önemlisi ön yargılardan kurtulup objektif olarak değerlendirildiğinde tadına varılabilen red hot chili peppers albümü. john'un yokluğu back vokal ve gitar tonları konusunda elbette hissediliyor ama onunla yatıp kalkan, yediği ayrı gitmeyen bir gitarist olan josh klinghoffer bu boşluğu tamamlayabilecek en doğru isimmiş. zaten john gözü gibi sevdiği grubundaki yerini bir başkasına bırakmadan önce bizlerin üzüldüğünden kat ve kat fazlası üzülüp enini sonunu düşünüp hareket etmiş ve grup ruhunu yakalayabileceğine inandığı dostunu halefi kılmış.
şu şarkısı en güzel, şu şarkı ön plana çıkıyor demektense güzel albüm demek daha doğru kanımca.
belki belki ısınamadığımı söyleyebileceğim bir şarkı var onun için (bkz: Ethiopia)
kim bilir onu da zamanla severiz belki.
üç gün önce almanya'da gerçekleştirilen rhcp konseri repertuarında beş şarkıyla yer alan red hot chili peppers albümüdür. Eğer turne 8 Eylül 2012 red hot chili peppers istanbul konseri'nde de aynen devam edecekse, konserin açılış şarkısı da yine bu albümden "Monarchy Of Roses" olacaktır.
josh provaya giderken duvarda gelişi güzel yazılmış 'i am with you' yazısını görür. rhcp de o sıra albüme isim arar. josh bu fikirle gelince onların da aklına yatar. albümün ismi böylelikle 'i am with you' olur. Ve i am with you josh'un ve grubun şimdiki durumunu özetlemiş olur.
güzel bir rhcp albümü. çok sıkı bir dinleyicisi değilim grubun o yüzden önceki albümler ile kıyaslama yapamam ama bana fena gelmedi. öne çıkarabileceğim parçalar ise annie wants a baby , police station ve even you brutus ? .
2000'li yılların başı. bilgisayarlar yeni yeni evlere girmeye, mp3'ler yeni yeni yaygınlaşmaya başlamıştır. 5 liraya mp3 doldurulur cd satan yerlerde, onlarda da popüler şarkılar vardır. cd writerlar ise hemen hemen hiçbir bilgisayarda yok. benim evimde bilgisayar var ama avril lavigne'nin bu harikulede şarkısı yok. değerli bir dostumda bu şarkı var ama bir türlü benim bilgisayarıma aktaramıyoruz. ve ben, her gün bu şarkıyı dinlemeliyim, yoksa bir şeyler hep eksik kalıyor...
günlerin değerini bildiğimiz zamanlar. eksik kalmasını kabullenemiyoruz henüz. ve ben, her gün 25 dakika yol yürüyerek arkadaşımın evine gidiyorum, bu şarkıyı dinliyorum. sıradanlaşmasını istemiyorum bu özel şarkının, üst üste sadece 2 kez dinliyorum, 3.'yü asla. sonra, şarkının verdiği hüzün ve bir gün daha şarkıyı dinlemenin verdiği mutlulukla izin istiyor, 25 dakikalık yolu tekrar yürüyüp evime geliyorum. ama bitmiyor, gece uyumadan önce, güzel olmayan sesimle nakaratını söylüyorum "it's a damn cold night, trying to figure out this life. won't you take me by the hand? take me somewhere new. i dont know who you are, but i... i'm with you"
bugün, yıllar sonra yeniden bir mekanda yeniden duydum. o güzel yılları, o tutkuyu -sanki bugünmüş gibi- yeniden canlandırdı bende. şu anda yine dinliyorum ama üst üste sadece 2 kez. 3'yü asla.