ben whishaw'ın sağlam oyunculuğuyla tekrar canlanan arthur rimbaud fikrini pek şahane ve ilginç bulduğum filmdir. hele hayatta saklanmanın 7 kuralında söyledikleri çok vurucuydu. o sahneye kadar filmi anlamamış çözememiş ve bu yüzden sinirlenmiştim. Ama dedi ki:
zevkten ve aşktan uzak durun. ikisi de geçici ve çabuktur.
son kuralda da "hiçbir şey yaratmayın. insanlar yanlış yorumlayacaklardır. hayatınızın sonuna kadar bu yarattığınız sizinle gelecektir. asla değişmeyecektir." diyor.
ne diyeceğimi bilemedim, filmidir. cool bi filmdir biraz da. müthiştir işte ya. neden kastım ki. heath ledger'ı bağımsız bir şekilde izleyemedim ama. *
bob dylan hakkında hiç bir şey bilmeseniz bile izleyin derim.
izle-yeme-diğim en kötü biyografik filmlerden biri. yenilikçi, eleştirmenlerin seveceği cinsten ama yıllarca bob dylan dinlemiş biri olmama rağmen zerre zevk alamadığım bir sinema deneyimi oldu. neyse ki dvd player'ın ileri sarma tuşu vardı da sonunu görebildim zira kırk dakika boyunca filmin ritmi ha oturdu ha oturacak derken bir baktım öyle devam ediyor. hatta gözlerimi kapatıp sadece film müziğine odaklanmak daha keyif vericiydi. buna rağmen bir de eleştirmen gözü diye bir şey var tabii. kerem akça'nın empire'da yayınlanan yazısından bir kuple:
''Kuşkusuz türler ve formüller, nesiller geçtikçe yenilenme ihtiyacı hisseder. Müzikal ve melodramda devrim yaratan bağımsız ve postmodern yönetmen Todd Haynes de, bu sefer elini biyografiye atıyor. Bob Dylan'ın yaşamına odaklanan I'm Not There biyografi kalıplarını ters yüz eden yapıbozucu ve çığır açıcı bir film. Haynes için, 'Biyografi türünün kodlarını yeniden yaratıyor' diyebiliriz. Türün klasik iskeletine baktığımızda, tarihi bir kişiliğin merkezde katharsis malzemesi yapıldığını görebiliyoruz. Tabii yaşam, dönemlere ayrıldığında zaman atlamaları da algımızı bozar çoğu zaman. Ama esas olan ciddi anlamda bir baş karakter eşliğinde, insancıl kavramlarla dolu uzun bir kariyerin üzerine gidilmesidir. Yani seyirci, hikayesini anlatmak isteyen yönetmenlik yoluyla, kendine özdeşleşecek bir karakter bulur. işte Todd Haynes de bütün bu ana maddeleri bir çırpıda yıkıyor. Bunun için de ilk yaptığı Bob Dylan'ın hayatını inceleyerek; militan, isyancı ve çapkın bir kişilik olduğunu kavramak olmuş. Bu doğrultuda 6 farklı karakter yazarken, onların öykülerini 20'şer dakikalık birbirinden bağımsız kısa filmler olarak peliküle aktarıp üst üste bindirmiş. Yani filmde ne gerçek bir Bob Dylan, ne klasik bir hikaye akışı, ne yazılı tarihler, ne de belli bir kariyer görüyoruz. Gerçek anlamda bir Bob Dylan yerine, biyografi formülünü bozarak elde edilen 6 Bob Dylan'dan bir kimlik oluşturuyoruz. Böylece algı bozmayı hedefleyen belleksel bir yapı kurulmuş oluyor. Bu sayede de, biyografide cesaret edilemeyen bir şeyi, muhalif bir kişiliğin benliğinde yaparak bir anti-model yaratıyor Todd Haynes. Ruh haline göre değişerek 6 farklı stile bürünen eklektik görsel yapısı da buna destek oluyor kuşkusuz. Tabii 6 kişinin de Amerikan siyasi tarihinin kilit dönemlerinde çıkmaları, bir anlamda bu psikolojik biyografinin yönünü belirliyor. Yenilikçi bir sinema dili oturtmasına destek oluyor.''
not: filmin Türkiye gişe Seyirci Sayısı sadece 3693 ancak siyad üyesi eleştirmenlerin 1 ila 4 arası verdikleri oyların ortalaması 3.2 http://www.siyad.org/yildiztablosufilm.php?id=767
ilk kez yerli eleştirmen oylarının ortalamasıyla bu kadar zıt fikirdeyim.
bob dylan külliyatına hakim olmayanların hiçbir şey anlamadan izlemesi muhtemel olan todd haynes filmi. çok uzun zamandan beri bob dylan'ı neredeyse saplantılı bir biçimde takip eden zat-ı alim içinse film boyunca dylan'la ilgili her bir ayrıntıyı izlemek ve bunların efsane değil de, somut gerçekler olduğunu görmek keyifliydi.
yaşayan efsane dylan'ın, binbir surat bir karaktere büründürülmesi şaşırtıcı ve son derece parlak bir fikir. ben whishaw'la*cate blanchett'ın oynadığı ve dylan'ın 1965-1968 yılları arasındaki afro dönemine denk gelen karakterler kronolojik olarak biraz çakışmış. richard gere'li bölümse tek kelimeyle muhteşem. özellikle muamma kasabası ve pat garrett and billy the kid'e (bob dylan, 1973'te çekilen filmde başrollerden birinde oynar ve filmin soundtrack'i dylan'a aittir) yapılan göndermeler yerli yerinde.
Harika diyalog ve tiradların olduğu, 6 tiplemeyle Bob Dylan'ın anlatıldığı biyografik eser.
Billy kid, Jack rollins ve rimbaud tiplemeleri enfestir.
Cafe blanchett'in aşmış performansı da etkileyicidir.
Bob Dylan (jude quenn) sorar:
"Milletler öfkeyle köpürüp, krallıklar sendelerken. Felaket üstüne felaket derken ve her yer yanda kol gezerken dehşet...
Neden beni suretin olarak yarattın ?"
saklanarak yaşamanın yedi kuralı :
1- Asla yağmurluklu bir polise güvenmeyin.
2- Çoşku ve aşktan sakının. ikisi de geçicidir ve çabuk etkiler.
3- Dünyanın sorunlarına önem verip vermediğinizi soran olursa bunu soranın gözlerinin içine bakın. Bir daha sormayacaktır.
4- Asla asıl adınızı söylemeyin.
5- Kendinize bakmanızı söylerlerse de sakın bakmayın.
6- Karşındaki kişinin anlayamayacağı birşey asla söyleme ya da yapma.
7- asla birşey yaratmayın. yanlış anlaşılır. Sizi zincirler ve izler. Hayatınız boyunca kurtulamazsınız. Hiçbir zamanda değişmez.