çoğu vakit yakalayamadığım, yakaladığımda hüznü bile ağlattığım durum.
içimde bir sızı var anlamsız.
kimse duymaz sesimi,
kimse görmez yanan bedenimi.
bak hüzün bir kadeh fazla masada.
nası biliyo musun? saatlerdir bir şeyler karalamaya çalışıyorum. sanki sözcükler benden kaçıyor. içimde gözyaşı var gibi hissediyorum. ama artık dökecek dermanım yok. aklıma geliyo anlıyo musun? susarken, sessizlik mi konuşmak mı karar veremiyorum. yatağıma bile misafirim, kavgalıyız. sigara yakıyorum, ancak sigara beni yakmıyor o denli. alışmaya çalışıyorum anladın mı? alışamayacağımı bile bile, benim hayalimi başkasının yaşayacağını, seni gülerken göremeyeceğimi bile bile... yaşasam bile eksildim şimdi, mutlu olsam da, istediğim o değildi; yetindim... gölgemde, görmek istemediğim ama istediğim yerde, biraz umut var anladın mı? hüzün orada işte...
en tehlikeleli saatlerdir güneşim hafiften kaçıp, havanın kızıllığa saklandığı o saatler. bir temmuz günü, havanın kızıllığı yüzüme yansıyor. birden hayatımın o en yalnız ve birileri tarafından en çok kuşatılmışlık duygusunu yaşıyorum. hava kızıl, güneş gözüküyor ama ne kendine faydası var ne de yeryüzüne. cepte kırışmış, buruşmuş bir soft paketten çıkarılan sigara ağza götürülürken böylesi güzel, huzur vermesi gereken yaz gününün bu olmasını inkar ediyorum.
hava kızıldı, asfalttan yansıyodu yüzüme. hani fiskiyelerin çalıştığı ve sadece sokakta bisiklete binen çocukların sesini meze etmiş akşam yemeği tadında. balkon ışıkları kızıllığa renk katsada.. hazan saatleri bu, nedensiz hüzün, nedensiz gözyaşı.
hüzün.. hüzün öyle birşeydir ki; gözyaşlarının yanağa ve sonra da dudaklara damlamasıdır. hüzün öyle birşeydir ki; gözlerin etrâfındaki damlaların görüş açımızı etkilediği bir duygudur. hüzün öyle birşeydir ki; fonda müslüm gürses yâhut ferdi tayfur dinletecek kadar güçlü bir olgudur. hüzün öyle birşeydir ki; esir alır insanı. hoşa da gitmez değildir hani..
yağmur hüzün gibi bir şey galiba: ilk başta, aman bana ilişmesin diye didinir sakınırsın, emniyetli kuru kalmak için elinden geleni yaparsın, ama baktın ki olmuyor, baktın ki yağmur üzerine dört bir koldan, gark olursun ta dibine kadar ve bir kez battın mı içine, ha bir damla eksik ha bir damla fazla ne farkeder.
en derinden hissettiğim duygu.. sevdiğin avuçlarının arasından kayıp giderken başka ne hissebilir ki insan? su misali, istediğin kadar tutmaya çalış, akıp kayıplara karışıyor adım adım..
Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya mevlasını özlemiştir ya da mevlası onu,
Mevlayı özleyen gönül ya hüznü bekler yada hüzündedir.
Bela, gam ve keder mevlanın sevdiklerine gösterdiği kamçıdır.
Vurdukça kendine çeker.
Hüzün iyidir de, tiryakilik olmamışsa iyidir. Göz yaşlarını göstermemek için yağmur altında ağlayabiliyorsan ve yalnızlığın saldırısında sarıldığın o sızı, içinin buzlarını çözüyorsa.... Tiryakilik olursa, gözyaşlarının arasından güneşi, daha da kötüsü, yıldızları bile göremezsin. Çürümeye başlamışsın demektir o an.
Rengi fümedir hüznün. An olur siyaha çalarsın, o karanlık diplerin sonlarında boğulursun ışıksız , isyan edersin , öfkelenirsin, parça parça edersin yüreğini. seviştikçe kendinle fümeye yaklaşır , yaklaştıkça açılırsın beyaza doğru, bembeyaz ve masum bir hal alırsın , arınırsın, dinlenirsin buğulu gözlerinde, derken hüzün bu fümeye çalarsın yeniden, yeniden bulanır ortalık, tanımsızdır içindeki boşluk sebebi herşeydir. Herşey sen olursun.
söylenmesi bile başka bir ahenk olan kelime. bazı insanların doğasında var ve öyle doğan insanlara, onların yüzüne nasıl da yakışan bir duygu. gözleri hep bulutludur onların, hüzün katığıdır onların sanki.
Hüzün de yağmur gibidir başladı mı durduramazsın. *