Ehl-i Sünnetin çok meşhur tarihçilerinden ve ediplerinden olan “Abdullah b. Müslim ibn-i Kuteybe Dineveri (212- 276) “el-imametu ves-Siyase” isimli kitabında şöyle yazmıştır:
«إنّ أبابَكْر(رض) تَفَقَّدَ قَوْماً تَخَلَّفُوا عَنْ بَيْعَتِهِ عِنْدَ عَليّ كَرَّمَ اللهُ وَجْهَهُ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ عُمَرُ فَجاءَ فَناداهُمْ وَ هُمْ في دارِ عَليٍّ، فَأَبَوْا أَنْ يَخْرُجُوا فَدَعا بِالْحَطَبِ وَ قالَ: وَالَّذي نَفْسُ عُمَرَ بِيَدِهِ لَتَخْرُجَنَّ أَوْ لأَحْرَقَنَّها عَلى مَنْ فيها، فَقيلَ لَهُ: يا أبا حَفص إِنَّ فيها فاطِمَةَ فَقالَ، وَإِنْ!
“Ebu Bekir, kendisine biat etmeyip Hz. Ali’nin evinde toplananları aramaya koyulmuş ve Ömer’i bu iş için onların peşi sıra göndermişti. Ömer, onlar Hz. Ali’nin evinde olduğu sırada oraya gelerek dışarı çıkmaları için bağırdı. Ancak onlar dışarı çıkmaktan kaçındı. Bunun üzerine Ömer odun getirmelerini isteyerek şöyle dedi: “Ömer’in canı elinde olana andolsun ki dışarı çıkın, yoksa içindekilerle birlikte ateşe vereceğim!” Birisi “Ey Ebu Hafs! (Ömer’in Künyesi) Peygamberin kızı Fatıma da buradadır.” dedi. Ömer: “O da olsa fark etmez!” dedi. el-i’lam Zerkuli, c. 4, s. 137
bize tanıtıldığı gibi iyi ve adaletli biri değildir. Maalesef bazı gerçekler tarih kitaplarında yazmasina rağmen halk okuyup Araştırmadığı için bunları bilmemektedir. Üstelik bunlar sünni kaynaklarda geçmektedir. Işte bunlardan biri.
Ehl-i Sünnetin bir diğer büyük hadisçi ve tarihçisi olan “Ahmed b. Yahya b. Cabir Belazuri” (ö. 270) “Ensabu’l- Eşraf” adlı kitabında bu konuyu şöyle aktarmaktadır:
“Ebu Bekir, Ali’ye biat etmesi için birini gönderdi, ama Ali ona biat etmedi. Sonra Ömer meşale ile birlikte Hz. Fatıma’nın kapısına dayandı. Kapının önünde Hz. Fatıma’yla karşılaştı. Hz. Fatıma, Ömer’e “Ey Hattab’ın oğlu! Evimi mi yakmak istiyorsun?!” Ömer: “Evet, bunun kendisi babanın gönderildiği şeye yardımcı olacaktır…” Ensabu’l Eşraf, c. 1, s. 586 Kahire baskısı.
Evet adalet timsali ömer hz fatıma'nın evine saldırıyor ve yakmak istiyor. Kimi kaynaklarda daha dehşet verici rivayetler var fakat paylaşmak istemiyorum.
hırsızın çaldığını namuslu insanlardan tahsil ettiği, hırsızı cezasız bıraktığı ve de namuslu insanların haklarını aramak için mahkemeye başvurmalarını bile yasakladığı görülmemiş olan halifedir. zaten bırakın onu emevilerin bile böyle yaptığı görülmemiştir.
fakat onun yolunda olduğunu söyleyenlerin, elektrik hırsızları ve namuslu insanlar arasındaki problemde tuttukları yol tam olarak budur.
Detaylara çok takılmadan okumanızı rica ediyorum. Çünkü yanlış hatırlamalar ve bazı yerlerde yaşanan unutmaların değil verilmek istenen mesajın önemli olduğuna inanıyorum. Bir gün hz ömer bir ilim meclisinde konuşurken konu bir adamdan açılır kimdir nasıldır diye. Orada bulunan zatlardan birisi o mevzubahis kişinin çok iyi çok namuslu olduğunu söyler.bunun üzerine hz ömer: -sen bunu neye dayanarak söylersin ki efendi. O adamı namaz kılarken gördün değil mi veyahut kur'an okurken işittin ve bunun üzerine o adamı hiç tanımadan iyi dersin değil mi? Der. Bu sözleri duyan adam hz ömer'in söylediği üzere adama iyi diye söylediğini ifade eder. Kıssadan hisse ise; bir insana yaptığı ibadetlerden dolayı iyi veya kötü demek doğru değildir.çünkü ibadet insanın kendi iyiliği içindir ve diğer insanların gözüne girmek isteğiyle menfaat için de yapılabilir.
iskenderiye yangını (yağmalanması) MÖ 65 yılında, antik yunan bilgisinin araklanması amacıyla persliler tarafından eyleme dökülmüştür. işin komedisi 450 sene önce platon'un: "hiçbir kötü şey tanrıdan gelmemelidir." lafı üzerine; yangından 65 sene sonra ( 0 yılı hz.isa'nın doğumu) şeytan denilen varlığın çizilen sınırlarla ortaya çıkmasıdır.
hattabın oğlu ömer.
islam halifelerinin ikincisidir. adaletli ömer diyede bilinir.
Onun zamanında yapılan fetih ve gazalar neticesinde islam devletinin sınırları suriye, iran, ırak, kafkasya, anadolu ve mısıra kadar uzanmıştır.
Attı mı mangalda kül bırakmayan, devlet ricalinin ve özellikle rte ve akplilerin, ibret ve örnek alması gereken yüce kişiliktir.
--spoiler--
Hz. Ömer idarede görevlendirdiği memurlarına karşı oldukça sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmalarına asla göz yummazdı. Halka karşı ise son derece şefkatle yaklaşır, onların varsa gizledikleri problemlerini dahi öğrenip çözümlemek için gece-gündüz uğraşıp dururdu. Bunun için nice geceler Medine sokaklarını arşınlarmış… Bununla yetinmeyip kimi zaman göçebe çadırlarını da dolaşmıştır. Kimsesiz yaşlı bir kadına ve küçük çocuklarına sırtında yağ ve un çuvalı taşıması dillere destandır.
Ömer (ra) kendi akrabalarından hiç kimseye memuriyet vermemiştir. Bir idareciyi tayin ettiği zaman mal varlığını kayıt altına almış, mal varlığında artış olursa bunu izah etmesini istemiştir. Hiçbir zaman kapalı kapılar arkasında iş görmemiş, asla hileye izin vermemiştir. Her şeyi halkın huzurunda ve şeffaf olarak yapmıştır. Hz. Ömer’in adaleti anlatmakla bitmez.O adaletin, eşitliğin, insanlığın en büyük sembolüdür. O bu hassasiyetini: "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah (cc) bunu Ömer'den sorar diye korkarım" sözü ile ortaya koymaktadır. islâm tarihinde adaletin timsali olarak yerini alan Hz. Ömer (r.a) hakkında rivayet edilen yüzlerce delilden bir kaçı şöyledir:
· Bir defasında Hz Ömer hastalanır. Doktorlar şifa için bal yemesini tavsiye ederler. O mevsimde çarşıda pazarda bal satılmaz. Ancak devletin depolarında çok miktarda bal vardır. Hz Ömer, bu balı sağlığı için kullanabilmek adına camiye gider, halkı toplar, tedavisi için hazineden bir miktar bal almasına izin verilmesini rica eder. izin verilince bir miktar bal alıp tedavi olur. Ömer bu davranışıyla devlet başkanının devlet hazinesinden bir şey alamayacağını göstermek ister.
· Hz Ömer’in oğlu Abdullah bir deve satın alır. Deveyi devletin develerini güden çobana verir. Devletin otlaklarında deve yer, içer, iyice semirir. Bir gün Abdullah satılması için pazara götürür. Hz Ömer deveyi pazarda görür, kimin olduğunu sorar. “Oğlunun” derler. Canı sıkılır. Oğlunu çağırır deveye nasıl sahip olduğunu ve nasıl böyle semirdiğini sorar. Oğlu, olanları anlatır. Bunun üzerine Ömer: “Vay, ne güzel. Hem halife oğlu olasın, hem böyle iş edesin. Deveni devlet çobanı otlatsın, devlet otlaklarında otlatılsın, satınca da kârı senin olsun. Olmaz böyle şey. Git deveyi sat. Deveyi aldığın tutarı sen al, gerisini götür, devlet hazinesine teslim et.” der.
· Hz Ömer bir gün eve geldiğinde eşinin yeni aldığı elbisesinin farkına varması için etrafında dönüp durduğunu fark eder, sorar: “Hayrola hanım bu elbiseyi yeni almışsın, ancak ben sana bunun için para verdiğimi hatırlamıyorum.” Eşi “Ya Ömer, doğrudur. Ben elbiseyi bana verdiğin harçlıklardan biriktirip aldım.” deyince, Hz Ömer, “Ya öyle mi. Demek ki ben fazla maaş alıyorum. Yarın gidip maaşımda indirip yapılmasını teklif edeyim.” der. Günümüzde böyle devlet adamı bulunur mu?
· Uzunca bir kuşatmadan sonra Kudüs teslim olmaya karar verir. Şehrin anahtarının bizzat Hz Ömer’e teslim edileceği söylenir. Hz Ömer, yanına kölesini alıp devesi ile yola koyulur. Yolda kölesinin yaya gitmesine gönlü razı olmaz. Belirli sürelerle değişerek binmeyi söyler. Kölesinin karşı çıkmasına karşın dediğini yapar. Tam Kudüs’e girileceği sırada deveye binme sırası köleye gelir. Köle kendi isteğiyle sırasını Hz Ömer’e vermek ister. Ancak kabul etmez. Hz Ömer yaya, köle deve üzerinde şehre girerler. Halk halifeyi yaya, köleyi deve üzerinde görünce ona hayran olur.
· Bir Yahudi Ömer (ra) in yanına gelir. “Ya Ömer, filan yerde cami yapılıyor. Camiyi yaparken benim arsamın da bir bölümüne girdiler. Arsam eksildi.” der. Durumu inceleten Ömer olayın doğru olduğunu görür. Valiye “Camiyi yıkın, ama adaleti yıkmayın. Camiyi yeniden yapın.” emrini verir.
· Bir gece Hz Ömer makamında iken yanına Hz Osman gelir. Selam verip oturur. Hz Ömer selam vermeden önce odadaki mumu söndürür, dolaptan aldığı başka bir mum yakar. Sonra selamına karşılık verir. “Buyur ya Osman.” der. Osman şaşırır. Neden önce yanan mumu söndürüp diğer mumu yaktığını sorar. Hz Ömer: “Demin devlet işi yapıyordum. Mum da devletin malı idi. Özel işlerimi o mumla yapamazdım. O mum beytülmalin parası ile alındı. Onun için söndürüp kendi mumumu yaktım.”
· iran’ın fethinden sonra Ömer (ra) e Kisra’nın kılıcını getirdiklerinde şöyle demişti: “Şüphesiz Kisra kendisine verilen dünyalıkla ahiretinden oldu. Dünya ile meşgul oldu. Kendisi veya damadı için mal topladı ama şahsı için ahirette yararlı olacak bir şey yapmadı.” Tüm bu menkibelerde sadece idareciler ve islam ümmeti değil, tüm insanlık içine bir çok ders ve ibretler var… çok uzatmamak için değerlendirmeyi siz değerli okuyuculara bırakıyorum.
“Adalet mülkün temelidir”sözünü hayatıyla tescilleyen Ömer (ra) in hayatı, ciltler dolusu kitaplara dığmaz. Onunla ilgili birkaç hadisle bitirelim--spoiler--
peygamber efendimizin ''ben peygamberlerin sonuncusuyum .benden sonra peygamber gelseydi o ömer olurdu.''medhine mazhar olmuş sahabedir . hakkın ve adaletin timsali büyük insan .rabbim şefaatine nail eylesin .
inşallah ahirette onunla olurum .
Allahin son peygamberi demiski benden sonra bir peygamber gelseydi bu hz.omer olurdu kimisi de gidip hz.aliyi varis ilan ediyor ben hz.aliyide cok severim ama peygamberin sozu de ortada ya sozu birak olsaydi demis yani yok kelimei sehadete eklemeler yapmak sizin ne haddinize.
Gerçek bir müslümanın ornek alması gereken bir yöneticidir, halifeliği zamanında sokaklarda dolaşıp ihtiyaç sahibi varmı , AC uyumak zorunda kalan var mi ağlayan bir çocuk varmı diye tefrisat yapan bir halife imiş, allah herkese adalet li olmayı nasip etsin .